Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Eğitimde Ar-Ge Gerçeği ve Teknoloji Transferi / Prof. Dr. Fahrettin Öztürk

Bu Yazıyı Paylaşın:
Eğitimde Ar-Ge Gerçeği ve Teknoloji Transferi / Prof. Dr. Fahrettin Öztürk

Ar-Ge kültürü deyince ne anlamalıyız? Ülkemizde Ar-Ge kültürü neden oluşmamaktadır? Bu konuda ilerlemiş ülkelerin çalışmalarından bahseder misiniz?

Ar-Ge tanımını hatırlatmak gerekirse; Frascati Kılavuzu’na göre “Ar-Ge insan, kültür ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bu dağarcığın yeni uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmalardır.” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu teknik tanımın dışında kişinin yenilikçi ve farklı bakış açısına sahip olması daima bir şeyleri düzeltme eğiliminde olması kişinin Ar-Ge karakterini tanımlar. Ar-Ge kültürü bizlere sistematik şekilde planlı ve programlı çalışılması gerektiğini bildirmektedir. Bütün projelerin kısa, orta ve uzun vadeli olarak tanımlanması gerektiği, hedeflerin açık ve net olarak belirlenmesinin zorunluluğu belirtilmektedir. Burada kişinin çocukluktan başlayıp eğitim hayatı, ailesi ve toplumun yapısı kişinin Ar-Ge anlayışını belirlemektedir. Aslında zaman içerisinde şekilleniyorsunuz. Sistem şekillenmenize müsaade etmelidir. Hal böyle olunca bu durum her şeye yansımaktadır. Eğitim sistemi kişiyi ne kadar yenilikçiliğe, düşünmeye zorluyor? Verilen ödevler kişinin Ar-Ge yönünü ortaya çıkartabiliyor mu? Gelişmiş ülkelerde çoğunlukla araştırmaya yönelik çalışmalar yaptırılıyor. Ezberci ve hazırcı yaklaşımlardan uzak duruluyor. Bizde ise biraz daha kalıplaşmış bir sistem var. Hızlı test çözmek kişinin bu yönünü nasıl ortaya çıkartır bilemiyorum.

Eğitimde Ar-Ge gerçek manada neden uygulanamamaktadır? Reform düzeyinde çabalar gerekir mi? Hangi seviyededir?

Eğitim sisteminin iyi kurgulanması gerekir. Bireyin yeteneklerini ortaya çıkartan bir sistem olmalıdır. Toptancı yaklaşımdan kaçınılmalıdır. Grup çalışması önemli olmalıdır. Bireyler beraber çalışmayı öğrenmelidir. Daha ilkokul yıllarında ve hatta anaokulundan itibaren çocuğa araştırma kültürünün kazandırılması ve meraklı çocukların ellerinden tutulması gerektiği aşikârdır. Sağlam bir temelin ilkokuldan başlayarak atılması, konuların çok iyi ve detaylı olarak öğretilmesi ve ezberci eğitimden kaçınılması gerekmektedir. Sorgulayıcı ve merak uyandırıcı bir eğitim sistemi kurgusu ile çocuklarımıza sebep sonuç ilişkisini kurabilecekleri, neden-nasıl sorularının cevaplarını rahatlıkla verebilecekleri bir bakış açısı kazandırılmalıdır. Çünkü iyi bir Ar-Ge kültürü temel eğitimle başlar. “Ağaç yaş iken eğilir.” atasözümüz çok büyük anlamlar ifade etmektedir. Bazen Ar-Ge ruhunun ve misyonunun aşılanması için ortaöğretim dönemi bile geç olabilmektedir. Konunun üniversite düzeyinde ele alınması ise maalesef günümüzde telafi edilmesi zor kayıplara neden olmaktadır. Yeteneklerini ortaya koyamayan, araştırmacı yönü bastırılmış veya hiç olmayan bir gençlik ortaya çıkmaktadır.

Teknoloji transferi Ar-Ge’nin bir parçası mıdır? Neden teknoloji transferleri düşük seviyede kalmaktadır? Uluslararası arenadaki direnç unsurları nelerdir? Bu çerçevede Ar-Ge transferi nasıl yapılmalıdır?

Ar-Ge, teknoloji geliştirme, iyileştirme, teknoloji transferi konularının hepsini içerir. Teknoloji transferi çok yönlü bir kavramdır. Her boyutta, her aşamada olabilir. Bunun etkin olması için şartların uygunluğu önemlidir. Transfer kişinin bilgi seviyesi, ülkenin durumu, üniversitelerin durumu, insan kaynağının kalitesi gibi birçok parametreyle ilişkilidir. Deneyim çok mühimdir. Diyelim ki deneyiminiz yok, transfer yine yeterli seviyede olmaz. Dış güçler vermese bile siz almasını bilmezseniz sonuç yine aynı olur. Sizin teknolojiyi transfer edecek gücünüz olacak. Düşünün ki bir personeliniz çok önemli bir toplantıya katıldı ama temel bilgiye bile sahip değil, size ne getirebilir ki?

Size teknoloji transferi kapsamında iş verecekler ama “sizin altyapınız yok” bu durumda ne olacak? Teknoloji transferi bir süreçtir, şartların hepsinin uygun olması gerekir.

Ar-Ge’nin her alanında doğal olarak millîleşme kaygısı var. Neden millîleşme? Bu konudaki problemlere dair neler söylemek istersiniz?

Millîleştirme kavramını da tariflersek; millîleştirme, bir ürünün tasarımından üretimine, lojistik desteğine kadar bütün yaşam döngüsüne, fikrî hak sahipliği de dâhil olmak üzere, sahip olunması demektir. Ülkenin belli bir güce ulaşana kadar bütün bu faaliyetlerini ülke içerisinde gerçekleştirmesi büyük öneme sahiptir. Dünya sahnesinde söz sahibi olan birçok ülke de bu yaklaşımı uygulamıştır. Bu noktaya gelebilmek için yerlileştirme ve millîleştirme çalışmaları sistematik ve planlı bir program dâhilinde taviz verilmeden hayata geçirilmelidir.

Ar-Ge millîleştirmenin neresinde? Şunu söyleyebiliriz, benim çok üzerinde durduğum bir konudur. Ar-Ge millîleştirmenin anahtarıdır. Ar-Ge’siz millîleştirme olmaz. Çünkü hiç kimse size çok önemli bilgileri para karşılığı dahi olsa vermez. Bunun için çalışmanız gerekir. Sistematik, uzun nefesli ve sabırla mücadeleyle bazı konular ve teknolojiler öğrenilebilir. Bu sebeple Ar-Ge yapmalısınız, kaynak ayırmalısınız, pes etmemelisiniz. Yol budur. Başka çıkar yol yoktur.

Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi de yerlileştirme ve millîleştirme faaliyetlerinin ürün geliştirmeyle eş zamanlı gerçekleştirilmesinin zor olmasıdır. Yerlileştirme ve millîleştirme süreçleri, ürünün pazara çıkması, pazarda yer tutması ve arz-talep miktarlarının pazar oluşturacak boyuta gelmesinden sonra ilerletilebilir. Bir ürün önce geliştirilir, sonra prototipi yapılır ve seri imalata geçildikten sonra ihtiyaca binaen yerlileştirme faaliyetleri hız kazanır.