Doktorların Hayali Kök Hücreyle Organ Üretmek / Prof.Dr. Yusuf Özkul
Kök hücre nedir?
Bu sorunun cevabı hem çok basit hem de çok kompleks. Kendine benzeri yapabilen ve başka hücrelere dönüşebilen hücrelere kök hücre denir. Yani yetenekli hücredir. Sürekli olarak kendine benzer hücreyi yapabiliyor. Eğer uygun şartlarda olursa bir kök hücre kemiğe, kıkırdağa, kana dönüşebiliyor. Tek bir kök hücremiz yok. En büyük kök hücre, yumurtanın spermle döllenmesiyle oluşan zigottur. Organizma yapabiliyor ama her dokuya ait kök hücreler var. Kanın kendi kök hücresi var. Kemik iliği nakli, esasında kök hücre naklidir. Kök hücre, kemik iliğine yerleşiyor ve kan yapıyor. Yine aynı şekilde kas hücresinin da kıkırdağın da kök hücresi var. Kök hücrelerin çok büyük bir kısmı bağırsak sistemimizde.
Kök hücre nasıl elde edilir? Vücudumuzun neresinden elde edilir?
Elde edilmesi çok kompleks değil. Kök hücre örneği her yaş grubundan alınabilir. Bu konuda yaşın herhangi bir olumlu ya da olumsuz etkisi yoktur. Biz en çok kandan, kemik iliğinden ve yağ dokusundan elde ediyoruz. Yağ dokusundan elde ettiğimiz kök hücreler en zengin olanlardan bir tanesi. Ama diğer organlardan da çok rahatlıkla kök hücre elde edebilirsiniz. Her kök hücrenin potansiyeli aynı değil.
Organdaki bazı hücreleri yapma özelliğine sahiptirler ama yeni bir organizma yapmak çok zor. Japonya’dan Yamanaka ve ekibi 2012 Nobel Tıp Ödülünü aldılar. Çok değişik bir metodoloji ile normal hücreleri kök hücreye çevirdiler. IPS dedikleri bir hücre grubu oluşturdular. Normal hücrelere çeşitli genler dışardan vererek hücreleri kök hücreye çevirdiler. Bunlar da başka hücreleri farklılaştırdı. Bu, bilimde bir çağ atlattı. Çünkü esasında kök hücrelerin genetik bilgisiyle olgunlaşmış olan genetik bilgilerinin aynı olduğunu görüyorsunuz, yani DNA’lara baktığınız zaman aynı olduğunu görürsünüz. Sorun nerede? Neden değişiyorlar ya da neden farklılaşıyorlar? Bunda temel neden, aynı genleri kullanmıyorlar. Yani yaşlanmayla birlikte farklı genleri kullanıyorlar. Farklı genleri kapatıyorlar, bunun sonucunda hücre kas hücresine dönüşüyor, sinir hücresine veya yağ hücresine dönüşüyor ama bilgisi aynı. Erişkin normal bir insanda 100 trilyon hücre var. Bu 100 trilyon hücrenin içerisindeki DNA bilgisi birbirinin aynısıdır. Ama bir kısmı saçı, bir kısmı tırnağı, bir kısmı kalbi yaptı. Peki nasıl yaptı? Aynı bilgiyi kullandılar, birisi A bilgisini, B bilgisini, C bilgisini kullanırken diğeri D,E,B,C bilgisini kullandılar ama ortak kullandıkları yönler de var. Yaşaması için, enerji üretmesi için kullandıkları genleri de var. Ama farklılaşmak için ayrı şeyleri kullanıyorlar. IPS’nin çok ciddi araştırmaları yapılıyor. Çünkü toplam 100 hücre verilse 100’ü de dönüşmüyor. Diğerleri neden dönüşmüyor sorusu var… Yine çok ilginç bir şey; IPS ile kanser hücrelerini dönüştüremiyorsun, kanserli hücre bir şekilde bu dönüşümü blokluyor. Sadece belli hücrelerde bu dönüşümü yapabiliyor. Eğer biz kanser hücrelerinde de bu dönüşümü çözebilirsek kanser hücreleri, tersine bir mekanizma ile yeniden eski hallerine döndürebilme ve buna bağlı olarak “Ya dön, ya öl.” diyebileceğiz. Çünkü dönmüyorsa hücre yaşlanıyor ve ölüyor. En azından bölünmesini durduruyorsunuz. Burayla ilgili çok kritik boyutta çok titiz çalışmalar var. Acaba kanserli hücreleri yeniden kök hücreye dönüştürebilir miyiz? Dönüştüremesek de durdurabilir miyiz? Yani kök hücre çok çeşitli, her biri de farklı yetenekleri olan bizim içimizde mevcut olan bir hücre grubudur.
Kordon kanı bankacılığından bahseder misiniz?
Bebek doğduğunda alınan kordon kanı ve bu kordon kanı atılan bir materyal. Kordon kanının içerisinde çok fazla kök hücre var. Eğer uygun şartlarda toplanırsa işlemden geçirildikten sonra saklanabilir ve hasta olan kişiye verilebilir.
Bebekten alınan bu kordon kanı, ileriki yaşlarda sadece kendine mi verilebiliyor yoksa başkalarına da verilebilir mi?
Kordon kanı miktarı çok az. Normal şartlarda hasta olan birine kök hücre verdiğimizde kilogram başına 1 milyon civarında kök hücre vermemiz gerekir. Kordon kanında hiçbir zaman için bu kadar hücre toplama şansınız yok. Kordon kanı erişkin bir insanı tedavi etmek için uygun değildir. 3-4 tanesini bir ayara getirdiğinizde kullanabilirsiniz. Ama 10-15 kilogramlık bir çocuğu bununla tedavi edebilirsiniz. Kordon kanını kişinin kendisi için kullanmak ne kadar doğru bilemiyorum. Eğer kişi kalıtsal bir hastalığa sahipse zaten doğduğunda hastadır. Sağlıklı ise kendisinin kilosu fazla olduğu için yine kullanamayacaktır. Bu konu medyanın yanlış bilgilendirmesi sonucu yanlış algılanmakta.
Kök hücre alınabilmesi için belli bir yaş sınırı var mıdır?
Hayır, her yaştan kök hücre alınabilir. Ama genç olmak her zaman için daha iyidir. Yaşlanmayla birlikte kök hücreler de senesens dediğimiz bir hücre yaşlanması sürecine girecektir. Ölmüyor ama yaşlanıyor.
Günümüzde kök hücre tedavisi hangi alanlarda kullanılıyor?
Sağlık Bakanlığı’nın göndermiş olduğu hastalıklar listesi uygulanıyor. Çocuk ve erişkin kan hastalıklarında kök hücre nakli gereklidir deniliyor. Bu listede hemen hemen bütün kan hastalıkları vardır. Biz şu anda kanla ilgili olan bütün hastalıklarda kök hücreyi kullanıyoruz. Zaten kemik iliği nakli bir kök hücre naklidir. Önceden kök hücreleri bilmezken, farkına varmadan kemik iliği nakli ile kök hücre nakli yapmış oluyorduk.
Şeker hastalığı, kalp hastalıkları gibi kalıtsal hastalıklarda bu yöntem işe yarıyor mu?
Kalp krizlerinde kalbin bir miktarında beslenme yetersizliğine bağlı ölümler meydana geliyor. Bu kısımları yenileştirmek için çalışmalar var. Yine kazalardan sonra spinal kort da dediğimiz omurilik zorlanmasından sonra o bölgelere enjeksiyon yapılıyor. Burada zamanlama çok önemli. Mesela kalp krizinden sonra 4.-5. günde, spinal kort kesilerinde ise 23.-24. günlerde kök hücre uygulamak en efektifi. Önce ve sonra uygulamaları sonuç vermiyor. Alzeimer, Parkinson, şeker hastalıklarında hayvan deneklerde iyi çalıştığını biliyoruz. Fakat insan üzerinde henüz deney yapılmadı. Deneme aşamasına gelindi. Patrick Collombat isminde bir araştırmacımız Fransa’da çalışıyor. Diyabette iki hücre grubu var, alfa ve beta hücreleri. Biri insülin biri glukagon salgılar. Biri şekeri yükseltirken biri düşürür. Böylelikle dengeyi sağlarlar. Patrick Collombat, hayvan deneklerinde alfa hücresini betaya, betayı alfaya çevirebildi. İnsan üzerindeki denemelerini burada yapacağız. Bu çevrilen hücreleri farelere verdiklerinde farelerde uzun süre herhangi bir insülin ihtiyacı olmadan yaşayabildiler. Ama insan üzerinde farklı olabilir.
Kök hücre şu anda bütün hastalıklarda acaba bir çare olabilir mi diye düşünülüyor ama altını çizmemde fayda var, kök hücre şu anda birincil bir tedavi yöntemi değil. Mevcut olan tedavi yöntemlerinin paralelinde bu yöntemleri destekleyen, giderek de desteği artan bir yaklaşım olarak görmek daha doğrudur.
Şu anda dişle ilgili çalışmalar yapıyoruz. Örneğin dişte dolgu kullanılıyor. Acaba dolgunun yerine kök hücre kullansak ne olur? Kök hücreyi yerleştirdiğimizde kemiğe dönüşecek ve doğal olaraktan dişimizin o kısmını dolduracak. Bununla ilgili çalışmalar yapılıyor. Ama kan ile ilgili hastalıklarda deneme aşaması biraz daha ileri safhada. Kök hücreyi, birçok hastalıkta tedavi amaçlı kullanıyoruz.
Kök hücre kullanarak organ üretimi yapılabiliyor mu?
Organ üretmek şimdilik zor. Kök hücreleri ne yapabilir onu söyleyeyim. Bizde çok güzel bir deyim vardır, üzüm üzüme baka baka kararır. Kök hücreler de sonuçta küçücük bir hücre grubu. Bu hücre diğer hücrelerle konuşuyor. Bu konuşmayı kimyasal değişik salgılar yaparak yapıyor. Benim kendi inancımda bu konuşma wireless sistemi gibi bir sistemle oluyor. Çünkü hücreler birbirlerini anlıyorlar, bu çok önemli. Buna bağlı olarak kök hücre, bulunduğu çevredeki bütün bilgileri alarak kendisi o çevreye uygun bir hücreye dönüşmeye başlıyor.
Kök hücreyi bütün vücudunuza verdiğinizde, her nasılsa, vücudunuzda nerede hasar var ise oraya gidiyor. Hangi mekanizmayla gidiyorlar bilmiyoruz. Muhtemelen hasarın olduğu dokular, çeşitli hormonlar, çeşitli kimyasallar salgılıyor -tanımlayamadığımız kimyasallar- ve kök hücre bu kimyasalları, sinyalleri takip ederek oraya gidiyor. Verdiğimiz 100 hücre oraya gittiğinde günün sonunda 95 tanesi ölüyor, geriye 5 tane kalıyor. İşte bu 5 hücre nasıl oluyorsa oradaki diğer kök hücreleri ayağa kaldırıyor, yönlendiriyor bir orkestra şefi gibi o bölgeleye çekiyor. Çekmekle de kalmıyor organizasyonu sağlıyor ve tamire başlıyorlar. Bunun mekanizmasını bilmiyoruz ama bunu yapıyorlar. Mekanizmasını çözersek çok büyük gelişmeler kaydedeceğiz.
Kök hücreyle organ üretimi konusunda şunları söyleyebiliriz: Bir organda yüzlerce çeşit hücre var. Kas hücresi, sinir hücresi var, damarları var, organın kendine has hücreleri var vs. Kök hücre başlı başına bir binayı yapamaz ama binanın iskeleti yapılırsa iskeletin içerisine duvarları örer. O zaman bizim misyonumuz doğru iskeleti vermek. Doğru iskeleti verirseniz o zaman kök hücreler de oraya geldiklerinde biliyor ki kan hücreleri yapılacak. O zaman kendisi kan hücresi yapmaya gidiyor. Biliyor ki bu iskeletten kemik yapacak. O zaman kemiğe doğru farklılaşıyor. Dolayısıyla bir alt yapı gerekiyor kök hücre için. Organ yapımında bu alt yapının ne olduğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla böyle çizilmiş olan bir mimariyi kök hücreye veremediğimiz için kök hücre de büyüyor ama büyüdüğünde tek bir hücre tipiyle gelişiyor. Yani kemik oluyor ama içerisinde sinir olmuyor, kan damarı olmuyor.
Hasta bir organa kök hücre verildiği zaman organı tedavi edebiliyor mu?
Şu an tamamlayamıyor ama hayalimiz bu. Açık konuşmak gerekirse kök hücre çalışanlarının hayali, organ yapabilmek. Yani insanı, yedek parça üretebilen bir fabrika gibi düşüneceğiz. Kök hücreye yedek parçalar ürettirebilir miyiz? Hayalimiz bu.
Zigot aşamasındayken hücrelerin nereye konumlanacaklarını ve orada ne oluşturacakları hakkında bir fikriniz var mı?
Var ama bu bilginin ne olduğunu bilmiyoruz. Muhtemelen programlanmış bir bilgi var. Onu Yaratan dizayn ediyor. Mesela tüp bebek yapıyoruz, bir farenin spermini alıyoruz yumurtayı döllüyoruz. Bu yumurtayı başka bir fareye aktarıyoruz. Mesela yumurta siyah fareden alınmış olduğu için taşıyıcı fare beyaz olsa dahi siyah fare doğuruyor. Çünkü o yumurtanın içinde bir program var. Taşıyıcı kim olursa olsun program değişmiyor. Çok özel bir yapılandırma.
Kök hücre tedavisinin yan etkisi var mıdır?
Her tedavinin yan etkisi vardır. Eğer çok içerseniz suyun bile yan etkisi olur. Kök hücreleri yaramaz çocuklar gibi düşünün. Yetenekli ama yaramaz. Dolayısıyla bunu hangi ortamda yetiştirdiğinize bağlı olarak değişik sonuçlar olabilecektir. İyi bir ailenin yanında yetişirse adam olur ama hırsız bir ailenin yanında yetişirse hırsız olur.
Normal dokular içerisinde normal bir dokuya farklılaşır, kök hücre kanser kök hücresine de dönüşebilir ve kanser de yapabilir. Kök hücreyi çok masum görmek doğru değil. İyi tarafları da var ama olumsuz taraflarının da olabileceğini unutmamak lazım.
Kök hücreye dayalı tedavilerin maliyeti günümüzde ne düzeyde? İlerde herkesin ulaşabileceği mali düzeye ne zaman gelir?
Tedavi amaçlı kök hücre üretimini uluslararası standartlarda yapmak zorundasınız. Kök hücreyi ancak GMP diye adlandırılan bir tesiste üretebilirsiniz. Türkiye’de şu an 3 tane var. En eskisi Trabzon’da, sonra ACIBADEM açtı ve biz açtık. Üretim tesisimiz bu iki tesise göre en modern olanı. Bir GMP tesisinin maliyeti çok yüksektir. Bir GMP tesisinde minimum 10 kişi çalıştırmalısınız. GMP tesisinin aylık elektrik gideri 100 bin TL’den aşağı değildir. Kök hücre tesisinde insan için üretilen bir dozun minimum maliyeti 5-6 bin TL civarındadır. Özel bir sektör ve özel bir yapılanmadır. Sadece 12 kişinin eğitimi için harcadığımız para 300 bin doların üzerinde. Tesisin içindeki hava her dakikada bir değiştiriliyor, her dakika yeni bir hava basılıyor, filtre edip ısıtılıyor, nemlendiriliyor. Aksi halde kök hücreye mikrop kaptırırsınız.
Uzun yaşayan insanların neden uzun yaşadıklarını öğrenmek için genetik şifreleriyle ilgili bir çalışma var mıdır?
İnsanların ölüm nedenlerine baktığımız zaman ilk başta kalp-damar hastalıklarıdır. Bu hastalıklara baktığımızda da şişmanlık, beslenme tarzı, kolesterol oranı, sigara vs. birleşerek kalp-damar hastalıklarını oluşturuyor. Bunların içerisinden yüksek tansiyonun bazı tiplerde ailesel olduğunu biliyoruz. Şişmanlığın da değişik bir mekanizmayla kalıtıldığını düşünüyoruz. Beslenme tarzının kültürel olduğunu biliyoruz. Buna bağlı olarak da kalp-damar hastalıkları oluşmaktadır.
Burada genetik de etkili ama bunun yanında çevre ve stres en büyük faktörlerden biridir. Çünkü stresin en büyük etkisi vücudun savunma sistemi üzerinde yaptığı etkidir. Savunma sistemini stres baskılıyor ve baskıladığı için de hiç farkına varmadan çeşitli hastalıklara yakalanabiliyorsun. Örneğin; çok streslendiğiniz zaman dişiniz, mideniz, başınız ağrır. Çünkü immün sisteminiz çöküyor. Çökmeyle birlikte sizinle birlikte çalışan bakteriler size karşı savaş açıyorlar ve sizi hasta ediyorlar.
Diyetle ilgili de son zamanlarda biraz daha değişiklik yapıldı. Önceden yumurta, tereyağı günah keçisiydi. Ama şimdi diyetle ilgili söylenen şu: Her şeyi tüketin ama az tüketin. Kısıtlanmayla birlikte vücutta stres oluşuyor. Tereyağını çok seviyorsunuz ama biri size yemeyin diyor, stres yapıyorsun. Aynı şekilde başka besinler için de geçerli bu. Mesela az tüketmek, dengeli tüketmek, stresten uzak durmak ve spor yapmak. Ruhunu biraz daha rahat tutmak, ufak tefek şeylere sinirlenmemek, düzgün niyet ve düzgün emel insanı da etrafındakileri de mutlu eder. Bunların hepsini bir araya getirirseniz sizin yaşamınızı uzatır diye düşünüyorum.
Vücudunuzu bir metal parçası gibi düşünün. Bir kere bükersiniz sıkıntı yok. İkinci kez bükersiniz sıkıntı yok. Ama üçüncü kez büktüğünüzde der ki beni iki kez büktün. Dördüncü kez büktüğünüzde ise kırılır. Dışarıdaki her faktör sizin genetik sisteminiz üzerinde bir etki yapıyor. Bunlar genlerinizi değiştirmese dahi genlerinizin okumalarını değiştiriyor. Yani DNA’nızda değişiklik yaptırmıyor ama DNA’nızın bir bölgesini daha çok okutuyor, bir bölgesini daha az okutuyor. Daha az ve daha çok okutma sonucu normalden saptığınızda ya yaşlanırsınız ya da kanser olursunuz. Bunların hepsinde vücut dışardan gelen bilgileri alıyor, bu bilgiler sizin vücudunuza geliyor. Vücudunuzda her hücre bunu ayrı değerlendiriyor. Her hücre ayrı değerlendirmesiyle kendi DNA’sına emir veriyor; bunu oku, bunu okuma diye. Bütün bunların birleşimi sizi stresli, stressiz, uzun ömürlü, kısa ömürlü yapmak için yönlendirebilir. Organizma çok kompleks bir yapı. İki iki daha hiçbir zaman dört etmiyor. Ama dışarıdaki her faktörden vücudumuzun haberinin olduğunu bilmemiz gerekiyor. Yani siz telefonla görüşüyorsanız bu sinyallerin sizin beyninizde bir şeyler yaptığını hissetmeniz gerekir. Ki bunu hissedersiniz. Eğer o gün çok fazla telefon görüşmesi yaptıysanız eve gidince başım ağrıyor dersiniz. Bu bir etki yapıyor beyninizde. Aynı şekilde stres yaptığınızda bu da vücudunuzda bir etki yapıyor, vücudunuzdaki bağışıklık sistemini etkiliyor. Buna bağlı olarak da tepkiler değişiyor. Sindirim sisteminiz değişiyor, ya az ya da çok fazla çalışıyor. Yani organizma bağımsız bir şey değil. Evinizdeki eşiniz gibi, eve girdiğinizde güler yüzlü ise bir şey yok. Ama değilse siz de doğal olarak streslenmeye başlıyorsunuz.
