Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Doğu Türkistan’da Çin Vahşeti / A. Kaşgari

Bu Yazıyı Paylaşın:
Doğu Türkistan’da  Çin Vahşeti / A. Kaşgari

Hoşgeldiniz… Türkistan’a giderek oradaki olayları insanlardan canlı olarak dinlediniz ve gördünüz. İzlenimlerinizden bahseder misiniz?

Hoş bulduk… Biz Temmuz ayının sonunda Doğu Türkistan’ı ziyarete gittik ve Eylül’ün başında döndük. Tabi ki Doğu Türkistan’da birçok olaya şahit olduk. Bilindiği üzere Çin’in bir dış, bir iç politikası var. Ancak Çinlilere ayrı, Uygur Türklerine ayrı bir iç politika uyguladığını fark ettik. Çin Anayasası’nda Çin’deki bütün etnik milletlere çıkarılan bir ortak yasa var. Çinliler bu yasaya uymak zorunda değil ama Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan/Doğu Türkistan Bölgesi’ne ayrı bir yasa çıkarılmış durumda. Ancak bu yasanın bir hukuki temeli yok. Orası tamamen bir polis devleti halinde, polis istediği adamı içeri atabiliyor ya da serbest bırakabiliyor.

21. yüzyılda insan haklarının dünya milletleri tarafından sahiplenildiği bir dönemde, Çin’in Doğu Türkistan’la ilgili temel kaygısı nedir?

1993’te Rusya Federasyonu’nun dağılmasıyla 8 Türk devleti, birçok devlet ve özerk cumhuriyetler kuruldu. Eskiden bir tek Türkistan ve onun içinde de Doğu Türkistan bulunuyordu. Çarlık Rusya döneminde Ruslarla Çin, Yalta Limanı’nda Yalta Anlaşması yapıyorlar. Bu anlaşmanın sonucunda Doğu Türkistan Çin egemenliğinde kalıyor, diğer bölgeler Rusya Federasyonu’na bırakılıyor. Şimdi Doğu Türkistan, çok zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip. Aynı zamanda İpek Yolu ticaretinin başladığı bir nokta. Çin de bu yolu kullanarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Rusya Federasyonu dahil bütün ülkelere Doğu Türkistan toprakları üzerinden ticaretini gerçekleştiriyor.

Doğu Türkistan’ın toprak bütünlüğü Türkiye’nin iki katı olup 1 milyar 875 kilometredir. Bu toprakların yarısı verimli, yeşil, tarım ve hayvancılık yapılabilen arazi, yarısı ise çöldür. Bir de Doğu Türkistan topraklarından dünyada 138 çeşit maddenin 132 çeşidi çıkıyor. Yeraltında çok büyük petrol, uranyum ve doğalgaz yataklarına sahiptir. Ancak Çin’in dünyada şu anda zengin bir konuma gelmesinde Doğu Türkistan’ın payı çok büyük. Çünkü bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarını Çin sömürüyor. Çift hatlı boru sistemi ve çift hatlı tren yoluyla petrol, doğalgaz direkt Çin’e götürülüyor. Ayrıca çöldeki kum da inşaat ve sanayide kullanılmak üzere Çin’e taşınmaktadır. Bütün bunların Çin ekonomisine çok ciddi katkısı olmaktadır. Doğu Türkistan’ın bütün yeraltı yerüstü kaynaklarından yalnızca Çin halkı faydalanmaktadır. Doğu Türkistan halkının ise bunlar üzerinde hiçbir hakkı yoktur.

Doğu Türkistan’da muhtariyet söz konusu mu?

Sözde muhtariyet var. Çin, “Sincan Otonom Özerklik Bölgesi” diyor, ancak hiçbir hak tanınmıyor. Zamanında Çin’in atadığı Doğu Türkistan’ın Genel Valisi “Bu topraklardan çıkan petrolden, doğalgazdan devlet olarak faydalanıyoruz. Bunun % 5’ini de Doğu Türkistan halkının yaşam şartlarını iyileştirmek için kullanabiliriz.” dediği için görevinden alınıp Pekin’e gönderildi. Onun yerine şu anda 3 dönemdir Nur Bekri ismindeki Çin yanlısı vali bulunuyor. O da önüne gelen her belgeyi şartsız imzalıyor ve bütün o kaynakları Çin’e teslim ediyor.

Doğu Türkistanlıların kendilerine ait bir meclisi var mı?

Büyük meclis var. Ama Doğu Türkistan Meclisi’nde Uygur halkını temsilen çok az insan bulunuyor, onlar da Çin yanlısı. Zaten Çin yanlısı olmayan bir kişi Uygur Meclisi’ne seçilemez.

Çin yanlısı ne demek? Doğu Türkistanlı mı bu insanlar?

O topraklarda yaşamış Uygur Türkü ama Çin’de eğitim görmüş, beyni yıkanmış, Çin yanlısı olmuş, insan hakları ve kendi halkının menfaatlerini düşünmekten yoksun, sadece kendi menfaati ve refahı için çalışan kişiler. Asimilasyon sonucu Uygur kimliğini, milli bilincini, dini inancını kaybetmiş. Uygurca bir adı var ama kendisi tamamen Çinli.

Aidiyeti tamamıyla Çin’e yönelik.

Evet. Böyle kişilerden seçilmiş bir Doğu Türkistan Meclisi var şu an işbaşında. Ayrıca Çin, bu yıl Doğu Türkistan’da sıkıyönetim ilan etti. “Bunlar ileride bağımsız bir devlet olmak isterler. O zaman da biz onları sömüremeyiz, yerüstü-yeraltı kaynaklarını Çin’e götüremeyiz. Dolayısıyla Çin ekonomisi % 50 düşer.” kaygısıyla Çin şu anda çok sayıda asker göndermiş durumda. Doğu Türkistan topraklarının bir santimini bile Uygur halkına vermeye razı değil.

Uygur Türklerinin otonom bölgedeki nüfusu ne kadar?

Uygurların nüfusu 20 milyon. 10-15 milyon civarında da Tatar, Kazak, Özbek dediğimiz diğer Türk boylarından insanlar var. Dolayısıyla Doğu Türkistan’daki Türk nüfusu toplam 35 milyon. Çinlileri de kattığımız zaman 45-50 milyonu buluyor. Bu arada Çinliler, değişik yerlerden gelen çiftçi insanları trenlere bindirip sürekli Doğu Türkistan’a göç etmelerini sağlıyorlar. Toprağımız çok olduğu için Doğu Türkistan’ın her yerine şu anda 50-60 metrekarelik 20-30 katlı binalar inşa ediyorlar. Buralara yerleşen her Çinliye 50 bin dolar nakit para, evin anahtarı, ayrıca iş imkânı ve vergi muafiyeti sağlanıyor. Ama Uygurlar hem o evlerden istifade edemiyor hem de vergi veriyorlar. Bu haksızlıkları gören İlhan Tohti “Çin, Doğu Türkistan topraklarına binalar yapıyor. Bu binalardan Uygur halkı niye istifade etmesin? Onlara da ev verilsin.” dedi. Bu yüzden “Bu adam Çinlileri değil de Uygurları savundu, milliyetçilik yapıyor.” deyip adamı sıkıntıya soktular. Uygurları savunan İlhan Tohti de olsa Çinli de olsa hemen hapishaneye atılıyor. Hatta Nobel Ödülüne sahip Liu Şiaobo ismindeki Çinliyi bile Çin hükümeti yıllardır hapiste tutuyor. Çünkü Çin, Doğu Türkistan adında bir devletin veya Doğu Türkistan adı altında daha bağımsız bir otonom yapının kurulmasından çok endişe ediyor. Nedeni de Çin ekonomisinin yıllardır çok hızlı bir şekilde gelişmesindeki en büyük kaynağın zengin Türkistan toprakları olması.

Çin 1,5 milyar nüfuslu ve çok hızlı gelişen bir ülke. Ciddi enerji ihtiyacı var. Bu ihtiyacı karşılamak için Kazakistan’dan, Türkmenistan’dan, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden doğalgaz, petrol satın alıyor ve bizim topraklarımızı kullanarak kendi ülkesine götürüyor. Öbür yandan Afrika’dan, Mısır’dan, Libya’dan ve diğer Arap ülkelerinden de sıvılaştırılmış doğalgazı ve petrolü Rusya üzerinden, Çin Denizi yoluyla kendi vatanına ulaştırıyor.

Aslında Doğu Türkistan toprakları coğrafi olarak Orta Asya’nın kalbi ve İpek Yolu’nun geliştiği en önemli bir ticari güzergâhı. Çin hükümeti de İpek Yolu’nu canlandırarak Çin ekonomisinin büyüme hızını iki katına çıkarmak istiyor.

İnsanların elinde birilerine zarar verecek bir tane sopa, ufacık bir çakı bile yok. Ama o kişilerin sırf Uygur, Müslüman olması ve Çinlilere benzememesinden dolayı, onları hemen “terörist” diye yaftalıyorlar ve bütün dünyaya kötü insanlarmış gibi tanıtıyorlar.

Zaten Uygur, “uygar” adından gelir ve medeniyet demektir. Zamanında matbaayı, kâğıdı, kalemi, yazıyı icat eden, ilk yerleşik hayata geçen, inşaatı, kervan sarayları, ticareti yapan ve bunları dünyaya öğreten bir millet... Ama bu insanları eğitimsiz, cahil bırakıyorlar, sonra da “Uygurlar terörist, insanlara zarar veren bir mahlûk gibi” dünyaya lanse ediyorlar. Çin Devleti, Uygurlara insan muamelesi yapmıyor ve gençlerin çoğunu hapishanelere atıyor.

Doğu Türkistan davası dünya konjonktüründe nerelere kadar taşındı ve kimler destekliyor?

Doğu Türkistan davası, ilk başta Türkiye’de ilgi gördü ve Türkiye’de şahlandı. Daha sonra Avrupa’ya yayıldı. Şu anda 28 Avrupa ülkesinin tamamında Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri var ve orada bir diaspora oluşturuldu. En son Avrupa Parlamentosu ve diğer ülkeler tarafından destek görüyor. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya ve Avrupa Birliği ülkelerinde de Uygur halkı yeni yeni tanınıyor. Çinlilerin Doğu Türkistan topraklarını işgal ettiği, Uygurları insan haklarından yoksun bıraktığı, çeşitli baskılar uyguladığı ve insanların yaşama haklarının elinden alındığını dile getirmeye başladılar.

Mabetler Doğu Türkistan’da açık mı? Halkın dini hayatına müdahale var mı?

Evet, dini hayata müdahale ediliyor. Sadece yaşlı nüfusun camilere girmesine izin var. Genç nüfus camilere giremiyor. Namaz vakitlerinde ezan okunmuyor, ancak saate bakıp namaza gidiliyor. Namaz bittikten sonra camiler kapatılıyor. Tekbir, ezan ve sesli duyuru yasak. Kur’ân kursu gibi dini eğitim alınacak yerler tamamen yasak. İnsanları dinsiz, ateist yetiştirmek için çaba harcanıyor.

Orada Marksist bir öğreti mi var?

Evet. Hâlbuki Uygur halkının talebi şu: “Biz Müslümanız ve kendi toprağımızda insanca yaşamak istiyoruz. Biz ne Çin’e ne de başka insanlara düşman değiliz. Binlerce yıldan beri atalarımız burada yaşamış, biz de burada yaşıyoruz. Biz vergimizi ödeyelim ama bize insanca muamele edilsin. Kim haksızlık yaptıysa tarafsız olarak cezalandırılsın. Adil bir hukuk, adaletli bir kanun olsun.” Fakat Çinliler bir suç işlediği zaman tutuklanmayıp serbest kalıyor. Uygurlar ise en ufak bir hatada hatta yapmadıkları bir işte bile yaptı denilerek büyük cezalara maruz bırakılıyorlar. Anne-babaların gözyaşları dinmiyor. Her ailede bir sıkıntı, bir üzüntü, bir problem var. Çünkü her aileden bir insan ya da bir genç hapishanede.

Avukat da hukuk da yok. O adam niçin tutuklandı, başına ne geldi, kimse bilmiyor. 2-3 sene sonra ancak bir mahkeme oluyor ve 15-20 yıl hapis gibi çok ağır cezalar veriliyor. Kimse buna itiraz edemiyor, çünkü bir üst mahkeme yok. Zaten birisi uğradığı haksızlığı düzeltmek için itirazda bulunursa, yerel yönetimler tarafından “Sen itiraz edip bizi üst yönetime şikâyet mi ettin?” deyip yine cezalandırma yöntemine başvuruyorlar.

Üst yönetim neresi?

Üst yönetim/alt yönetim aynı yer aslında. Ancak alt yönetim/üst yönetim birbirini bildiği halde “Bizde her şey yolunda, bir sorun yok.” şeklinde yalan söylüyorlar.

Uluslararası mahkemelerle ilgili bir açık kapı var mı?

Evet. Ancak Uygur halkının eğitimli ve bilinçli nüfusu az sayıda. Ayrıca Avrupa Parlamentosu, Lahey Adalet Divanı ve Avrupa ülkeleri “Çin ile ilişkimiz bozulur.” diye temkinli davranmayı tercih ediyorlar. Özellikle Suriye, Irak, Libya ve Ortadoğu’da yaşanan savaşlardan dolayı Çin şu anda bir köşede unutulmuş vaziyette. Çin bundan faydalanarak olağanüstü hal ilan etti. Şu an o olağanüstü hal devam ediyor. Her tarafta silahlı askerler bekliyor. Bir mahalleden diğer mahalleye geçişe bile kontrolle izin veriliyor. Bir şehirden diğer şehre gidiş için insanlar emniyetten yazı almak zorunda. “Bu insan ne için geliyor?” “Şu işi yapmak için geliyor.” diye Çin polis teşkilatından, karakoldan izin alınıyor. Dolayısıyla seyahat özgürlüğü yok. Özellikle gençler üzerinde ciddi sıkıntı var. Ciddi bir işsizlik var, insanlar da fakir ve yoksul durumda...

Yapılacak o kadar iş olmasına rağmen, işsizliğin Uygurlara bu denli yansımasının sebebi nedir?

Orası sahil bölgesi aynı zamanda, ağır iş kolları da var. Ama ağır iş kollarında profesyonellere ihtiyaç var. Bunun eğitimini de Uygur Türklerine vermiyorlar ve onları basit, ucuz işlerde istihdam ediyorlar. Şu anda Uygurların elinde inşaat, tarım, hayvancılık ve küçük el sanatı işleri kalmış. Büyük işler ve fabrikaların tamamı Çinlilerin elindedir.

Çinli nüfusun ekonomik ve siyasal olarak hâkimiyet kurduğu bir Doğu Türkistan var ortada.

Evet, aynen dediğiniz gibi.

Eğitim ne durumda?

Uygur halkını asimile etmek için Çince eğitim baskısı var. Türkçe eğitim yok. Oysa 2010’a kadar kendi dilimizde Uygurca eğitim vardı.

“5 Temmuz 2009 olayları” bir sosyal patlama mıydı?

5 Temmuz olaylarından sonra Çin Hükümeti “Uygurları biz 70 senedir yönetiyoruz, idare ediyoruz. Neden bu insanları Çinlilere benzetemedik, neden asimile edemedik? Neden dünyada bu kadar sahiplenen oldu bu insanları? Neden dünyanın her yerinde Çin protesto edildi?” diye düşündü ve “Acilen Uygurları küçük yaştan itibaren eğitimden başlayıp tamamen Çinlileştirmek amacıyla dinini, eğitim hayatını ve dilini ortadan kaldırmalıyız.” şeklinde bir genelge yayınladı.

Çince bilmeyen hiç kimse işe giremez. Son olarak Çin’den göçmenleri getirip Uygurların içine yerleştirerek, halkı tamamen asimile etmek için var gücüyle çalışmaktalar.

Nüfus planlaması var mı?

Uygur Türkleri ancak 3 çocuk yapabiliyor. 3’ten fazla olursa o çocuklar nüfus kaydına alınmıyor, vatandaş olarak sisteme geçmiyor. Her mahallenin bir muhtarı var. O mahallede kimin doğum yapacağını gidip doğum idaresine bildirir. Eğer 3’ten fazla doğum olacaksa polis eşliğinde doğum idaresinden görevliler gelip zorla kürtaj yapıyor. Bazen de çocukları öldürüyorlar.

Kimi insanlar hamile olduğunu devletten gizliyor. Kadın, akrabasının yanına giderek o çocuğu doğurmak için çabalıyor. Çin Hükümeti anne karnındakini fark ederse çocuk anne karnında öldürülüyor.

Uygurları azaltmak, Çinlileri arttırmak şeklinde bir nüfus politikası var. Uygur Türklerine asimilasyon ve kültürel emperyalizm uygulanıyor. Çinlilerin ise ekonomik ve siyasal açıdan önü alabildiğine açılıyor. Çinliler Türkistan topraklarında istediği şekilde ticaret yapar, ihale alır ve vergi ödemez. Mesela Uygurların elindeki en verimli topraklarını devlet teşvik ederek Çinlilere veriyor ve onlar da orada her türlü meyve, sebzeyi yetiştirerek rahat para kazanabiliyor. Uygurları da verimli olmayan topraklara gönderip “Siz buraları ekin, biçin, yeşillendirin, geliştirin. Sizin olsun.” diyor. Uygurlar eğer o toprakları geliştirir, verimli hale getirirse o zaman da “Siz burayı çok iyi yaptınız. Biz para verip sizden satın alalım bu toprakları. Siz yine gidin, verimsiz toprakları verimli hale getirin.” diyorlar.

Doğu Türkistan’ın İsa Yusuf Alptekin’le başlayan mücadelesinde olduğu gibi oradaki diğer iman, ahlak ve mücadele kahramanlarından bazısının isimlerini sayar mısınız?

Birincisi; Doğu Türkistan’dan göç edip Hindistan, Pakistan üzerinden Türkiye’ye gelip yerleşen İsa Yusuf Alptekin. İkincisi; İsa Yusuf Alptekin’in oğlu Erkin Alptekin... Kendisi de bir Uygur Türkü. Almanya’da Doğu Türkistan davasını yürütüyor. Ayrıca Birleşmiş Milletlerde temsil edilmeyen devletlerin başkanlığını yapıyor. Üçüncüsü; Doğu Türkistan’dan 7 yaşında çıkıp Türkiye’de Harp Akademisini okuyan ve general olan Rıza Bekin Paşa. İsa Yusuf Alptekin’den sonra Doğu Türkistan Vakfı’nın başkanı oldu ve yıllarca Doğu Türkistan davasını yürüttü. Değişik yerlerden gelen Uygur Türkü’nün eğitim alması, okuması için çaba harcadı. Ancak Rıza Bekin Paşa 3-4 sene önce vefat etti.

Türkiye’de Doğu Türkistanlı gençlerden üniversitede, akademik çevrelerde yüksek lisans, master, doktora yapan bir kitle var mı?

Evet, var. Son zamanlarda Uygur halkı biraz uyandı. “Bizim okumaktan başka bir çaremiz yok. Uygur halkı kendine yakışanı yapmalı ve iyi bir eğitim almalı.” diye düşündü. Artık gençlerimiz Amerika’da, değişik Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de eğitim alıyor. Master, doktora yapan, profesörlüğe kadar yükselenler var. Bu arkadaşlarımız ellerinden geldiği kadar Doğu Türkistan davasına sahip çıkıyor. Değişik yerlerde konferanslar, seminerler vererek Doğu Türkistan davasını dünyaya tanıtmaya çalışıyorlar.

Türkiye’de Doğu Türkistanlılar Vakfı var bir de...

Evet, böyle bi vakfımız var. Vakfımız son zamanlarda İstanbul Ticaret Odası tarafından onarıma alındı. Büyük ihtimalle 2015’te onarımı bitecek ve faaliyetine devam edecek. Onun dışında değişik sivil toplum kuruluşlarımız var. Değişik Doğu Türkistan Dernekleri var. Her dernek kendi çapında, kendi imkânları ve becerileri çerçevesinde faaliyetlerini sürdürüyor.