Dikkat! Sosyal Medya Var
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insan hayatı kolaylaşmıştır. Binek hayvanlarıyla günler alan mesafeleri, uçak ve hızlı trenlerle saatler içinde kat edebilmekteyiz. Sevdiklerimizle iletişim kurabilmek için yazdığımız mektuplar belki aylar sonra ulaşırken şimdi, neredeyse herkesin cebinde olan akıllı telefonlar aracılığıyla, sevdiklerimizle görüntülü konuşabilmekte ve anlık fotoğraf paylaşımı yapabilmekteyiz. Şüphesiz teknolojik aletler, hayatımızı kolaylaştırmıştır. Ancak bunun yanında azımsanamayacak kadar da büyük zararları vardır.
Dünyanın bir ucundaki insanların yaşadıkları olaylara canlı canlı şahit olmakta, dilini bile bilmediğimiz toplumların yaşantılarına dair bilgiler edinmekteyiz. Ne yedikleri, ne giydikleri, zamanlarını nasıl geçirdikleri ile ilgili, özellikle sosyal medyada bir yığın bilgi ve paylaşım bulunmaktadır. Bu durum, başka kültürleri tanımak isteyenler için fırsat gibi görünse de gerçeği yansıtmayan paylaşımlar nedeniyle kültür yozlaşması ve özentiden öteye de gidememektedir. Ünlülere duydukları sevgi ve hayranlık nedeniyle de özellikle gençlerin onlar gibi giyindiği, onlar gibi olmaya çalıştığını görmekteyiz. Dinî değerlerimize ve kültürümüze aykırı olmasına rağmen gençler tarafından örnek alınan ünlülerin olduklarını bilmekteyiz.
Özenme, taklit ve değişim aslında her dönemde yaşanan bir durumdur. Ancak hiçbir dönemde bu kadar başıboş, kontrolsüz ve ahlak sınırlarını zorlayıcı olmamıştır. Aklı başında, her yaşta insanın sosyal medyada komiklik adı altında yaptığı paylaşımlar, daha çok beğeni alma uğruna yaptıkları gösteriler, izlenebilecek şeyler değildir. Paylaşım yapanların çoğu ne yaptığını, neyi ne için yaptığını bilmemektedir. Paylaşımların altında ciddi ahlak ve kültür problemleri olduğu görülmektedir. Anne ve babalarla, yaşlılarla komiklik olsun diye eğlenmek, alay etmek; takipçi sayısını artırmak için çektiği videolara daha üç yaşındaki bebeğini alet etmek; dini alay konusu haline getirmek, Rabbimize karşı yapılan saygısızlık, eşcinsellerin hayatlarının ışıltılı gösterilmesi… Maalesef sosyal medyada filtreden geçirilmeyen, bu saydığımız paylaşımlar yığınla var. Akli dengesi yerinde olmadığı apaçık görülen ve Allah’a, dine saygısızlık yapan kişilerin elini kolunu sallayarak paylaşım yaptığı bir mecrada dışarıdaki gerçek hayattan daha büyük tehlike altındayız. Ne acıdır ki bu tehlikeyi çocuklarımızın eline çok rahat veriyoruz! Mutlu aile paylaşımlarını izleyip kendi hayatımızla kıyaslıyor ve mutsuzluk çukuruna atlıyoruz. Yetişkinlerin bile gördükleri bu paylaşımlar karşısında zaman zaman eşine öfke duyduğuna, “Keşke benim eşim de böyle olsa…” gibi iç geçirmeler yaşadığına şahit olmaktayız. Yetişkinler böyleyse çocuklar ve gençlerin ne kadar özenebileceğini bir düşünün! Evliliği, gördüğü mutlu aile paylaşımlarındaki gibi zannedip farklı beklentilere giren gençler, evlendikten sonra büyük bir hüsran ve hayal kırıklığı yaşayacaktır. Çünkü hiçbir şey, o gördüğü renkli hayat gibi mükemmel değildir. Herkesin fıtratı, eşi, imkânları, yaşam şekli farklıdır. Normalde elinde olsa sevmeyeceği şeyleri başkalarında görünce isteyen, özenen, o şey olmadığı zaman kıyameti koparan insanoğlu gerçekten çok kaygan bir zeminde… Hiçbir yüksek amacı olmayan; yaşamayı sadece giyinmek, makyaj yapmak, yediğini-içtiğini paylaşmak, gezmek, takipçi sayısını artırmak, beğenilmek ve eleştiri almamaktan ibaret sanan insanlar dış görünüşleri harika, ancak bilgi ve duygu dünyaları eksik bir şekilde ömür tüketmektedirler.
Yazıyı okurken “Sosyal medya tamamen zararlı değil, faydalı çok yönü de var.” diye düşünenler olacaktır. Elbette faydalı yönleri var. Yukarıda saydıklarımız belki çoğu insanın fark ettiği ve muzdarip olduğu durumlardır. Ancak daha tehlikeli bir durumdan söz etmek istiyorum.
Mesleğinde uzmanlaşmış çoğu insan, uzman olduğu alanla ilgili insanlara bilgi vermek amacıyla sosyal medyayı kullanmaktadır. Avukatlar, doktorlar, fizyoterapistler, psikologlar, diyetisyenler, spor eğitmenleri… Herkes kendi uzmanlık alanlarında insanlara minik bilgiler sunup bilinçlenmelerini ve aslında konunun detayı için de kendilerine veya bir meslektaşlarına danışmalarını tavsiye ederler. Burası sosyal medya kullanımının faydalı kısmıdır. Ancak sıkıntı, her uzmanın söylediğini sorgulamadan, kendimize uyup uymadığına bakmadan uygulamaya çalışmaktadır. Bir spor eğitmeninin veya bir fizyoterapistin, yapılmasını tavsiye ettiği hareketleri bilinçsizce yapmak; bir diyetisyenin önerisini bize uygunluğunu sorgulamadan dinlemek yarardan çok zarar getirebilir. Tüketilmesi tavsiye edilen bir gıda başka insanlara iyi gelirken, bizde var olan bir durum veya hastalık nedeniyle bize zarar verebilir. Bilinçsizce yapılan bir hareket veya vücudu zorlama, ciddi sakatlıklara sebep olabilir.
Başka bir problem de aynı alanda uzmanlaşmış kişilerin aynı konuda zıt düşünceler belirtmeleridir. Bir uzmanın faydalı dediği, tavsiye ettiği bir şeyi, başka bir uzman kesinlikle yapılmamalı şeklinde söylemektedir. Bu durumda insanlarda kafa karışıklığı olabilmektedir. O kadar fazla bilginin içinde güvenilir, doğru bilgiye ulaşmak da zor olmaktadır. Alakasız kişilerin de uzmanmış gibi paylaşım yaptığını düşünürsek durumun ciddiyetini daha net görebiliriz. Özellikle psikoloji gibi karmaşık bir alanda yapılan yanlış paylaşımlar insanların dengesini alt üst etmektedir. “Mutlu evliliğin altı sırrı” “Depresyonda olduğunuzu gösteren beş işaret” “Hayattan zevk almak için yapılması gerekenler” “Bunları mutlaka yapın” “Kendinizi iyi hissetmenin on yolu” gibi ifadelerle sıkça karşılaşmaktayız. Psikoloji bilimi matematik gibi değildir. Matematikteki gibi her yerde aynı sonucu elde etmek mümkün değildir. Eğer öyle olsaydı her rahatsız edici durum için bir reçete yazılırdı ve herkes aynı yöntemleri uygulayarak istediği sonuca ulaşabilirdi. Her insanın yaşam tarzı, karakteri, karşısındaki insanın kişiliği, bulunduğu ortam, kültür vs. farklı olduğu için yaşanılan problemlerin de çözümü birbirinden farklı olmaktadır. Rastgele yapılan paylaşımlara göre hayatımızı, hayatımızdakileri kıyaslamak doğru değildir. “Şu özelliklere sahip insanlardan mutlaka uzak durun, bu kişileri hayatınızdan çıkarın.” O insanlar eşimiz, çocuğumuz, iş arkadaşımız olabilir. Çabalayıp olumsuz özelliklerini değiştirebilme fırsatı varken sosyal medyadaki paylaşımlar bize olumsuz durumlardan kaçmamızı, kendi hayatımıza bakmamızı öğütlüyor. Sorgulamak ve akıl süzgecinden geçirmek; kullanılabilecekleri alıp işe yaramayanları atmak gerekir.
Son zamanlarda ebeveynler dikkat dağınıklığı yaşayan, sorumluluklarını aksatan, ödevlerini yapmayan, davranış problemleri başlayan çocuklarından fazlaca yakınmaktadırlar. Aileleri dinlediğimizde, bu çocukların günde beş saate yakın teknolojik aletlerle vakit geçirdiğini öğreniyoruz. Bazı çizgi filmler, olumsuz gizli mesajlar içermekte ve çocuklarımızın bilinçaltına bu mesajlar kodlanmaktadır. Televizyondaki çizgi filmler konusunda bile seçici davranmamız gerekirken çocuklarımıza telefondaki uygulamalarda açtığımız çizgi filmlerin arasında gösterilen reklamlar, rastgele bastıkları videolar onların zihin dünyasını etkilemektedir. Böylece yaşına uygun olmayan durumları erken öğrenmiş, olumsuz davranış kazanmış olmaktadırlar. Sosyal medyada uygun olmayan içerikler nedeniyle duygusal zekâları zedelenmektedir. Bunun yanında oynadıkları oyunların içeriği, oyundaki ortamın rengi, hareketi çocukların dikkat durumlarını etkilemektedir. Hareketli ve renkli ekrana alışan çocuğun kitap okurken sıkılması, uzun süreli bir işe odaklanamaması kaçınılmaz olur.
Çocuklardan “Sıkıldım.” ifadesini çok sık duyarız. Sıkılmasın diye etkinlikler yaparız, onlarla oyunlar oynarız. Bizim enerjimiz kalmaz, ancak çocuk daha çok oyun oynamak ister. Oyunu veya etkinliği bıraktığımız anda yeniden sıkıldığını söylemeye başlar. İşin kolayına kaçmak için eline telefon verip dinlenmeye çekiliriz. Peki, ne yapmamız gerekir? Çocuk her sıkıldığında onunla oyun mu oynamalıyız? Anne ve babaların çocuklarıyla zaman geçirmeleri, onlarla oyun oynamaları önemlidir. Ancak bu süre uzamamalıdır. Çocuğun kendi başına oyun kurabilmesi, kendi başına eğlenceli zaman geçirebilmesi gerekir. Çocuğun sıkılması, onun yeni şeyler keşfedebileceği anlamına gelir. Bu nedenle sıkılan çocuklara ebeveynler öneri sunabilir. Neler yapabileceği konusunda fikir verebilir. Ama onun yerine oyun veya etkinliğe karar verilmemelidir. Telefonla sıkıntı bastırılmamalıdır. Çocuğun sıkılması, kendini ve yeteneklerini keşfedebileceği güzel bir fırsattır. Dikkat dağınıklığı olan, davranış problemleri olan çocukların teknolojik aletlerden bir süre uzaklaşması gerekmektedir. Azaltmak çözüm değildir. Çünkü beş saat maruz kaldığı içeriğe bir saat maruz kaldığında da çocuktaki olumsuz davranışlar devam edecektir. Burada önemli olan çocuğun elinden telefonu aldığımızda yerine başka bir şeyler koyabilmektir. Çocuğa seçenekler sunabilmek gerekir. Kuralları birlikte koymalı ancak ipleri de çocuğun eline vermemeliyiz. Çocuk doğru ve yanlışa göre değil, işine geldiği gibi hareket edeceğinden onu yönlendirecek olan yine anne ve babalar olmalıdır.
Hiçbir anne-baba, çocuğunu bilerek ateşe atmaz, ona bilerek zehir içirmez. Ancak kontrolsüz olan bu sosyal medyada hem kendimizin hem çocuklarımızın zehirlendiğini fark edemiyoruz. Kötülüğün sadece dışarıdaki hayattan geleceğini düşünüyoruz. Çocuklarımızı ve gençlerimizi sosyal medyadaki kötü niyetli kişilerden koruyamıyoruz. Sosyal medyada tanışarak evlenen ve sonu hüsranla biten evliliklerin, kötü niyetlerle kandırılan çocukların sayısı epey fazla…
Bu duruma daha fazla göz yummayalım. Sosyal medyanın zararlarından kendimizi ve çevremizdekileri korumak için neler yapabiliriz? Öncelikle birey olarak sosyal medyanın olumsuz içeriklerinden ve zaman kaybından kendimizi korumamız gerekir. İzlerken eğlenme, gülme, hüzünlenme gibi ihtiyaçlarımızı sosyal medyadaki kısa ve gereksiz paylaşımlarla gidermek yerine bir film izlemek, topluma faydalı olmuş kişilerin, âlimlerin, peygamberlerin hayatını anlatan belgeseller veya programlar izlemek daha yararlı olacaktır. Bunu kendimiz içselleştirdiğimiz takdirde çocuklarımıza ve çevremizdekilere vereceğimiz tavsiyeler işe yarayacaktır. Bunun yanında toplum olarak da tepkimizi ortaya koymalı ve olumsuz içerikler hakkında rahatsızlığımızı söyleyebilmeliyiz. Toplum tarafından eleştirildiğinde, izlenme sayıları azaldığında bir süre sonra talep görmediği zaman bu tür içerikler azalacaktır. Burada devletin de alacağı önlemler önemlidir. Herkesin her şeyi rahatlıkla paylaşması engellendiğinde, paylaşılacak olan içeriklere belli kriterler getirildiğinde sosyal medyanın olumsuz içeriklerinden arınmış olacağız.
