Dijital Yerliler Sanal Aidiyetler / Dr. Arzu Bozdağ Tulum
Sosyal ağlar ve ağ toplumu gibi sosyolojik yapılar çoktan oluştu. Bu çerçevede “Sanal Topluluk”, “Dijital Yerli” kavramlarına açıklık getirebilir miyiz? Sosyal ağlarda bu insanlar ne yaparlar? Bu durumlar, birer kimlik inşası ya da yapılanmaları mıdır?
“Sosyal ağ” kavramı internet çağından çok daha önce oluşturulmuş bir kavram olmakla birlikte ilk defa J. A. Barnes tarafından 1954 yılında kullanıldığı görülmektedir. Barnes’e göre sosyal ağ, “bireyler arasındaki rastlantısal tanışmalardan, ailevi bağlara kadar uzanan ilişkilerin bir haritası”dır. Ayrıca bir sosyal ağ, bir dizi sosyal ilişkiyle birbirine bağlanan bir grup insan olarak da tanımlanabilir (Gürsakal, 2009: 513; Garton, Haythorathwaite ve Wellman, 1997). Bugün yaşadığımız dijital çağda ise sosyal ağlar dijitalleşmenin de etkisiyle bazı değişim ve dönüşümlere uğramıştır. Bilgisayarların hayatımıza girmesiyle ortaya çıkan iletişim, günümüzde internet ağları ya da diğer bir deyişle “web” (ağ) denilen yolla gerçekleşmeye başlamıştır. Bu bağlamda web yeni ilişki ve iletişim biçimlerini de beraberinde getirmiştir. Günümüzde ise sosyal ağlar internet tabanlı ve Web 2.0 araçlarının kullanımıyla oluşturulmuş, bireylerin internet aracılığıyla içerik paylaşımında bulunduğu, sanal platformlarda, akrabaları, arkadaşları, ortak ilgi ve değerlere sahip olan diğer insanlar ile iletişim kurdukları her türlü sanal ortamlar olarak kabul edilmektedir.
Boyd ve Ellison, (2007) tarafından yapılan ve literatürde kabul görmüş en yaygın tanımıyla sanal sosyal ağlar ise; “bireylerin sınırları belli olan bir sistem içerisinde açık veya yarı açık profil oluşturmalarına izin veren, farklı kişilerle bağlantı paylaşımında bulunan kişilerin listesini ve bu kişilerin bağlantılı olduğu diğer kişilerin listesini gösteren web tabanlı hizmetler” olarak tanımlanmaktadır.
Sosyal ağlar, küresel ısınmadan, GDO’lu besinler gibi çevre sorunlarına; oyun ve eğlenceden, azınlık, hayvan, kadın ve çocuk hakları vb. gibi çok çeşitli yelpazede değerlendirilebilecek her konu hakkında; ortak ilgi, ortak fikir ve değerlere ve ya ortak yaşam tarzlarına sahip, dünyanın çok farklı bölgelerinden insanları siber uzayda bir araya getirerek oluşturulabilmektedir.
Wellman; geleneksel cemaat yapısının günümüzde ortaya çıkan teknolojik gelişmeler sonucunda değişime uğrayarak sosyal ağlara dönüştüğünü belirtmektedir. O’na göre sosyal ağlar; “sosyal kimlik ve aidiyetin bulunduğu, sosyalleşme ve bilgi paylaşımına imkân veren sosyal örgütlenmelerdir” (Haberli, 2012).
Tüm bu bilgiler ışığında sosyal ağ kavramını, Welman’ın da ifade ettiği gibi kısaca, ortak ilgi alanına sahip bireylerin etkileşimli oyunlardan, her türlü içeriğin konuşulduğu tartışıma gruplarına, siyasî, dini, kültürel vb. örgütlemelere kadar; her türden geçici ya da daimi, bireylerin bir araya geldiği, sosyal kimlik ve aidiyet bağlarının bulunduğu sanal ortamlar olarak tanımlayabiliriz (Kılıçbay, 2005: 28; Haberli, 2012).
Sanal cemaatlerin/toplulukların ortaya çıkışında Web 2.0 araçlarının ve internet ve mobil teknolojilerdeki gelişimin etkisi şüphesiz son derece önemlidir. Bugün bireyler, arkadaşlık, oyun, eğlence, bilgi paylaşımı, video paylaşımı, iş arama ya da cinsel tatmin gibi değişik amaçlarla, instagram, facebook, twitter, chat odaları gibi uygulamalar (Bozkurt, 1999: 65-70) vasıtasıyla sanal cemaatlere/topluluklara katılmaktadırlar.
Rheingold sanal cemaatler’i topluluk oluşturmaya yetecek sayıda insanın, siber uzayda bireyler arası bağlar kurma amaçlı olarak elektronik ortamda kamusal tartışmalara ve toplumsal paylaşımlara kalıcı olacak şekilde katılmasıyla sanal ağlarda ortaya çıkan toplumsal bir araya gelmeler olarak tanımlamaktadır (Rheingold,1994: 5). Wellman ise sanal cemaatlerin teknolojik değişimler ile cemaat yapılanmalarının değişime uğraması sonucunda ortaya çıktığını belirterek sosyal ağları; “sosyal kimlik ve aidiyetin bulunduğu, sosyalleşme ve bilgi paylaşımına imkân veren sosyal örgütlenmeler” (Haberli,2014: 122) şeklinde tanımlamaktadır.
Bugün ulaştığımız dijital dönemde teknolojinin kullanımı ve teknolojiden etkilenme konusunda yaş yeni toplumsal kategoriler oluşturma açısından önemli bir değişken haline gelmiştir. Teknolojinin değişik yaş gruplarında farklı kullanımı ve yüklenen anlamı bağlamında, dijital teknolojileri özümsemiş olan gençlik kesimini tanımlamak için “Dijital yerli” kavramı kullanılmaktadır. Söz konusu bu kavram Castells’in “Ağ Toplumunun Yükselişi” eserinde irdelediği bir kavram olmakla birlikte, O’na göre doğumundan itibaren bilgisayar, cep telefonu ve İnternet ile büyüyen insanlar için kullanılan bir kavramdır. “Dijital yerli” kavramından ilk defa bahseden araştırmacı Prensky (2001) olmuştur. İletişimde dijital bir dil kullanan; İnterneti, sanal oyunları, akıllı telefonları hayatının vaz geçilmezi olarak gören genç bireylere “dijital yerli” ismi verilmektedir.
Prensky’in tanımına göre “Dijital yerliler” 1980 ve daha sonra doğan, hayatının her alanında dijital teknolojileri kullanan ve bu dijital teknolojileri yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olarak gören gençlik kesimidir. Bu yeni nesil gençleri tanımlamak için üzerinde durulan iki faktörden birincisi evinde sürekli olarak internet erişimine sahip olmak ve ikincisi ise en az 5 yıldır bilgisayar kullanıyor olmaktır. Türkiye’de ise evlerde internetin, sanal ağların ve bilgisayar kullanımının yoğun ve yaygın olarak kullanımı ancak 2000 ve sonrasında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Türkiye açısından dijital yerli olarak tanımlayabileceğimiz gençlik kesimi 2000 sonrası doğmuş olan genç nesildir.
Sanal sosyal paylaşım ağlarına insanların katılım amaçlarında neler dikkatimizi çekiyor? İnsanlar kendilerini en çok nereye ait hissediyorlar?
Sosyal medya siteleri her biri farklı içerik sunumlarıyla siber uzayda kullanıcılarına değişik fırsatlar ve imkânlar sunmaktadır. Konu ile ilgili daha önce yapılan araştırmalar sonucunda kullanıcıların; arkadaş ediminden, eğitim alma veya vermeye, alışveriş yapmaktan, siyasi veya dini örgütlenmeye veya bunların biri ya da birkaçını birlikte yapmaya kadar değişik gerekçelerle sosyal medya kullanımını tercih ettikleri görülmektedir. Toprak ve arkadaşları tarafından 2009 yılında yapılan araştırmaya göre sosyal medyanın kullanım amaçları şu şekildedir: Arkadaş bulmak, denetim ve gözetim, video-resim-müzik-fikir paylaşımı, oyun oynamak, örgütlenmek, siyasal, e-ticaret, cinsel ve ihbar amaçlı (Toprak vd., 2009) sanal ağlar kullanılırken yapmış olduğumuz araştırmada belli başlı sanal ağ kullanım amaçları; Arkadaşlık (Sosyalleşme), Eğitim ve Araştırma Yapma, Video, Resim, Fotoğraf, Müzik Paylaşımı, Oyun Oynama, Örgütlenme, E-ticaret/Alış –Veriş, Haberleşme/İletişim, Flört ve Evlilik, Cinsel Amaçlı olarak tespit edilmiştir.
Bizim araştırmamız dijital yerli gençler üzerine odaklanmış bir saha araştırmasıdır. Dolayısıyla elde etmiş olduğumuz veriler söz konusu kitle ile sınırlıdır. Araştırma verilerimize göre dijital yerli gençlerin en yüksek oranda “Eğlence-Müzik-Film” ve ikinci sırada ise “Oyun” kategorisinde tercihte bulunduğu görülmektedir.
Gerçek toplumsal ilişkilerden uzaklaşmak ve sanal ağlara yönelmek hangi bakımlardan sakıncalar doğurabilir? Hatta günümüzde sanal sermaye sanal toprak alımı gibi paralel dünyalar kurma eğilimi var. Değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Sanal sosyal ağlarda kurulan sanal topluluklar, gerçek topluluklardan bazı yönlerden farklılıklar göstermektedir. Sanal topluluklar ortak ilgi, ortak fikir veya ortak yaşam tarzına sahip olan bireyler tarafından, herhangi bir gerçek mekâna ihtiyaç duyulmaksızın kurulabilirken, gerçek topluluklarda belirli bir coğrafi mekânda bir araya gelme ve yüz yüze ilişkiler söz konusudur. Gerçek topluluklarda topluluğa sadakat ile bağlı olmak ve sadece o topluluğa bağlılık esastır. Buna rağmen sanal topluluklarda bireyler, gerçek topluluklarda gösterdiği sadakati göstermemekte ve değişik gerekçelerle sanal toplulukları terk edebilmekte ve başka topluluklara kolayca dâhil olabilmektedir. Hatta katılımcı tek bir sanal topluluğa değil, aynı anda çok farklı, hatta birbirine zıt sanal topluluklara dâhil olabilmektedir. Tüm bunların dışında gerçek toplumsal gruplara girişte belirleyici etkenler olan, bireyin yaşı, cinsiyeti, gelir ve eğitim seviyesi, medeni durumu, sosyal statüsü vb. etkenler, sanal sosyal ağlarda tamamen önemini kaybetmiştir. Bireyler tüm bu sayılan etkenlerden sıyrılıp, kendilerine yeni bir kimlik inşa ederek, ilgi duydukları sanal topluluklara kolayca dâhil olabilmektedirler. Bu yeni inşa edilen kimlikler; arzu edilen, hayal edilen kimliklerdir. Bu kimliklerin oluşturulmasını sınırlayan herhangi bir kısıtlayıcı etken de yoktur. Dünyanın herhangi bir bölgesinden, herhangi bir toplumsal sınıftan, kendine yeni bir kimlik inşa etmek isteyen birey; bilgisayar ekranı karşısında oturup, kral elbisesi giyerek, kendine bir kral kimliği çizebilmektedir. Ancak hayal edilen bu sanal kimlik ile gerçek kimlik arasında oluşan bu farklılık, zaman içerisinde mesafenin iyice açılmasına ve kimlik kargaşasına neden olmaktadır.
Ayrıca yapılan bazı araştırmalar, aşırı internet kullanımı ile yalnızlık hissi ve yalnızlık durumu arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte aşırı internet kullanımı ve sanal ağlarda zaman geçirmenin ders başarısının azalması, gerçek sosyal aktivitelere daha az zaman ayrılması ve bireylerin aile ve arkadaşları ile daha zayıf ilişkiler kurması gibi sonuçlara neden olduğu görülmektedir (Şimşek, 2012: 39).
Bu konuda yapılan çalışmalar, asosyal bireylerin öncelikle bilgisayara, sonra da internete yöneldiklerini göstermektedir. Sosyalleşme mekânları teknolojinin de gelişmesiyle birlikte dönüşüme uğrayarak; gerçek anlamda yüz yüze görüşmenin yerine geçerek bir araya gelme ve paylaşımda bulunma gereksinimine duyulan ihtiyacın azalmasına neden olmaktadır. Daha önce de ifade edildiği gibi yalnızlık ile internet kullanımı arasında bir ilişkinin olduğu bilinmektedir. Sanal ağlarda uzun zaman geçiren bireylerin gerçek yaşam ile bağlantısını kestiği, gerçek dünyadan uzaklaşarak gerçek toplumsal gruplara aidiyet duygusundan ve gerçek dünya etkileşimlerinden koptuğu görülmektedir. Bireylerin sanal ağlarda uzun zaman geçirmeleri, yapay, online ilişkilere yönelmeleri, beraberinde yalnızlığı getirir. Hatta sanal ağlarda birbirlerini daha önceden tanıyan insanlar arasında sınırlar oluşturarak, onları teknolojik yalnızlığa iter (Özen ve Sarıcı, 2012: 3; Çaycı ve Karagülle, 2014: 2).
Mekân ve zamandan bağımsız olarak iletişim kurma imkânına sahip olan bireyin coğrafi engelleri aşarak; dünyanın farklı noktalarındaki insanlarla iletişim kurma ve dolayısıyla sosyalleşmeleri imkânına sahip olabilmesi insanları bir dünya vatandaşı haline getirmenin yanı sıra; ekranlara bağımlı hale getirerek yalnızlaşmalarına neden olabilmektedir. Bauman (2011) evlerdeki dost meclislerinde ulaşılan sıcaklığın yerine, geçmişte televizyonların geçtiğini ve insanların dostluğun sıcaklığına inançlarını kaybederek, kendi kabuklarına çekildiklerini belirtmektedir. Sosyal medyanın da, yalnızlık içinde kıvranan insanın uzun süredir kaybettiği dostunun, online olarak geri dönüşü gibi görüldüğünü belirtir. Ancak ortaya çıkan durumu Riesman’ın (1953) “yalnız kalabalık” kitabına gönderme yaparak “kalabalık yalnızlık” olarak adlandırır. Baudrillard ise; sosyal medyanın aslında, bir cemaat bilinci oluşturmadığını, tersine bireyleri sosyal hayattan kopartarak, onları kendi ruhlarına hapsettiğini ve böylece yalnızlaştırarak bireyciliği revize ettiğini ifade etmektedir (Baban, 2012:63; Bozkurt, 2018 ).
Günümüz “Dijital Yerli” olarak ifade edilen genç kuşağın, yüz yüze iletişim kurmak yerine, sanal ağlar ve iletişim teknolojileriyle oluşturulmuş bu sanal iletişim şeklini tercih etmesi, onların bir taraftan sosyalleşmelerine imkân verirken, bir taraftan da ekran bağımlısı olması ve çevresine yabancılaşma ve yalnızlaşma sorunlarını ortaya çıkardığı görülmektedir. Tıpkı susuzluğunu gidermek amacıyla deniz suyu içenler gibi, yalnızlığını gidermek için kalabalıklara karışanlar, yalnızlıklarını daha çok hisseder hale gelmektedir (Bozkurt, 2018).
Sanal aidiyetlerin tutucu sanal kimlikler oluşturduğu söylenebilir mi? Sanal aidiyetler gerçekten de bağlayıcı mı sizce? Sanal aidiyetlerin akışkanlıklarına dair neler söylenebilir?
İnsanlar, toplumsal varlıklardır ve toplumsal ilişkiler kurmak için doğuştan gelen isteklere sahiptirler. Bu bağlamda akran kabulü veya başkalarıyla ilişkilerin devamı ve korunmasının da önemli olduğu söylenebilir. (Baumeister ve Leary, 1995: 498)
Sanal ağlarda kullanıcılar; kendi kişisel bilgilerini paylaştıkları, fotoğraflar yükleyebildikleri, mesajlaşabildikleri ve oyunlar oynayabildikleri arkadaşlarıyla, sıklıkla etkileşime girebilmektedirler. Böylece bu sanal ağların işlevlerinden etkilenmektedirler. Aidiyet duygusunun tanımı da dikkate alındığında; sanal ağlar ile aidiyetin geliştirilebileceği de ifade edilebilir (Davis, 2012:1527).
Sosyal ağlar; geçmişten günümüze “aileler, bölgeler, kabileler, iş yerleri, inanç grupları ve ulus devlet etrafında örgütlenmiştir”. Bütün bu topluluk ve aidiyet biçimlerinin aslında hayali olduğunu belirten Sparcklen’e göre, sanal sosyal ağlar da aynı şekilde sanal ortamlarda bir topluluk ve o topluluğa aidiyet duygusu oluşturmak amacıyla kullanılabilmektedir (2015: 95).
Davis (2012)’e göre; sosyal ağlar ve anlık mesajlaşma gibi araçlar vasıtasıyla kurulan karşılıklı ilişkiler ve alışverişlerin kullanıcılarda aidiyet hislerini geliştirdiği görülmektedir. Sosyal ağlar özellikle genç bireylerin akranlarıyla iletişim kurmasına yardımcı olurken, onların arkadaşlık gruplarını genişletmekte ve onay arayışına imkân sağlamaktadır.
Sosyal ağların bireyler için sanal ortamlarda kendini ifşa etme, kendini gerçek hayatın risklerinden koruma, akranlarıyla yakınlık kurma ve kendisine benzeyenlerle sosyal bağlantı kurmak için birtakım fırsatlar sağlayabileceği bazı araştırmalarda tespit edilmiştir (Davis, 2012; Valkenburg ve Peter, 2007; Valkenburg ve Peter, 2011). Bu araştırmalardan Davis (2012)’de sosyal ağlarda kendisi ile benzer özellikler gösteren akranlarla bağlantı ve iletişim kurmanın algılanan kişisel kimlik duygusunu teşvik ettiği ifade edilmektedir. Ayrıca araştırmaya katılan örneklem grubundaki bireylerin kendi özel konularını, örneğin cinsellik, siyasi düşünce gibi konularını çevrimiçi olarak ifşa etme konusunda daha rahat davrandıkları tespit edilmiştir. Bu bağlamda gençlerin sosyal ağları sanal ortamda hem bir kimlik hem de çeşitli sosyal gruplara aidiyet ve bağlantı duygusu geliştirmek için kullandıkları görülmektedir (Lips vd., 2017; Middaugh, Bowyer ve Kahne, 2017). Yapmış olduğumuz saha araştırmasında kullandığımız değişkenlerden “sanal ağlara üyelik süresindeki artış” ile “Dini”, “Siyasi”, “Bilimsel”, “Eğitim”, “Spor”, “Milli -Kültürel” ve “Tanınmış Kişi Fan Sayfası” kategorilerini tercih düzeylerinde artış görülmektedir. Sanal sosyal ağlara üyelik süresi daha kısa olan bireyler duyguya ve hazza dayalı tercihler yaparken, üyelik süresindeki artışla katılımcıların toplumsal içerikli, bireysel gelişimlerini destekleyecek tarzda sanal sosyal ağları tercih etmiş oldukları ve bu tür ağlara daha yüksek oranda bağlılık gösterdikleri görülmektedir.
Blanchard ve Markus (2004: 69)’a göre sosyal ağlar, bireyler arasında sosyal ilişki ve bağlantı kurmayı kolaylaştırmakta ve bir aidiyet bağı oluşturmaktadır. Fakat bazı araştırmalar sanal sosyal ağların bu nitelikleri zayıflatmakta olduğunu göstermektedir. Yani başka bir ifadeyle sosyal ağ kullanımının artışı özellikle gençlerin, aidiyet duygusuna olumsuz etkiler de yapabilmektedir (Elciyar ve Küçük, 2020).
Bu bağlamda sosyal ağların, kullanıcılarına sağladığı siber uzayda sürekli hareket edebilme imkânı, hiçbir otorite veya baskı unsuruna boyun eğme zorunluluğuna maruz kalmaksızın istedikleri gibi göç edebilme imkânı, onların anlaşmazlık durumlarında üyelikten ayrılmasını kolaylaştırmakta ve kullanıcıların aidiyet pratiklerini etkilemektedir (Narmanlıoğlu, 2016: 12). Bu tip bir davranış aidiyet hissini ortadan kaldırmakta bireyler için bir sosyal izolasyon, dışta kalma ve sosyal kopukluk sonuçlarını doğurmaktadır (Williams, 2007).
Yapılmış olan bu çalışmada dijital yerli gençlerin üyesi oldukları sanal sosyal ağlara aidiyet düzeylerinin ve karşılıklı bağlılık düzeylerinin kadın öğrencilerde, erkek öğrencilere göre daha yüksek düzeyde olmakla birlikte, ortalamada orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Orta düzey bir bağlılığın tespit edilmiş olması, özellikle çevresel üyeler için sabit bir aidiyet duygusundan çok, akışkan ya da başka bir ifadeyle hibrit bir aidiyet duygusunun varlığını ifade etmektedir. Ancak gerçek topluluklarda olduğu gibi, sanal sosyal topluluklarda da, topluluğa üyelik süresi ve paylaşım sıklığının artmasının, onları aktif ve çekirdek üye konumuna getirerek, grup aidiyetleri üzerinde pozitif bir etki yaptığı ve güçlendirdiği gözlenmiştir. Yani başka bir ifadeyle; üyesi olunan sanal sosyal ağa uzun süre üyeliği bulunan katılımcıların ve aynı şekilde bu sanal ağda paylaşım sıklığı yoğun olan katılımcıların, söz konusu sanal sosyal ağlara daha yüksek düzeyde bağlılık gösterdikleri ve aidiyet hissettikleri görülmektedir.
Toplumsal aidiyet türleri açısından bakıldığında sanal aidiyetler, diğer aidiyetlerimizi nasıl etkiliyor? Din, dil, ırk, ulusal sınırlar ve kültür gibi kavramlar açısından bir değerlendirme alabilir miyiz?
Bu soruya dijital yerli öğrencilerin kendilerini ait hissettikleri sanal sosyal ağ türleri nelerdir? sorusuna cevap bulmak amacıyla yapılan analizleri inceleyerek cevap vermek uygun olacaktır. Yapılan analizlere göre dijital yerli öğrenciler tarafından en yüksek oranda “Eğlence-Müzik-Film” ve ikinci sırada ise “Oyun” kategorisi en çok tercih edilen kategoriler olduğu görülmektedir. Dijital yerli öğrencilerin “Dini”, “Siyasi”, “Bilimsel”, “Eğitim”, “Spor”, “Milli-Kültürel” gibi kategorileri daha düşük oranlarda tercih ettikleri görülmektedir. Bu sonuç ile dijital yerli öğrencilerin daha çok “ortak ilgi” alanlarına göre tercihte bulundukları ve ortak ilgi alanlarının ise eğlence ve oyun gibi daha çok hazza dayalı içeriklere sahip topluluklar olduğu görülmektedir. Aynı zamanda toplumsal, kültürel, siyasi ve dini konulara ilgi düzeylerinin düşük olduğu görülmektedir.
Ayrıca bu başlıkta üzerinde durulması gerekli önemli bir başka nokta dijital yerlilerin “Kendinizi ait hissettiğiniz ağ türü nedir?” sorusuna birden fazla seçenek seçerek cevap vermiş olmasıdır. Bu durum Cova and Cova (2002)’nın “Postmodern birey, her birinde farklı bir role sahip olduğu ve belirli bir maske taktığı birden fazla kabilenin üyesidir.” ifadesini haklı çıkarmaktadır.
Sınırsız zaman ve mekân imkânı sunan siber uzayda, küresel bir dünya vatandaşı haline gelen ve başkalarıyla bir araya gelerek paylaştıkları duygulardan tatmin arayan kullanıcılar, ait olmak istedikleri ve kendi kimliklerini kolaylıkla ifade edebilecekleri toplulukları seçerek ya da bizzat bu toplulukları kurarak sosyal bağlar oluşturmaktadırlar. Bu açıdan sanal topluluklarda katılımcıların, daha çok “eğlence, müzik, film, oyun” gibi hazza dayalı, hoş vakit geçirebilecekleri, sanal sosyal ağları tercih ettikleri ve bu platformlarda zaman geçirdikleri görülmektedir. Bu yönü ile dijital yerlilerin toplumsal sorunlara, siyaset ve din gibi temel hareket ettirici kurumlara, en azından sanal sosyal ağlarda mesafeli oldukları görülmektedir.
