Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Deniz Gücünün Ekonomi ve Strateji Boyutu / Dr. Eda Tutak

Bu Yazıyı Paylaşın:
Deniz Gücünün Ekonomi ve Strateji Boyutu / Dr. Eda Tutak

Denizlerin önemi bağlamında “Deniz Gücü” kavramına açıklık getirir misiniz?

Deniz gücünü açıklayabilmek için öncelikle denizlerin geçmişten günümüze toplumların hayatındaki etkisinin ne yönde olduğuna bakmak gerekir. 2021 yılının sonunda yayınlanan doktora tez çalışmamda üzerinde hassasiyetle durduğum temel argüman; denizlerin etkili ve çok yönlü kullanımının devletlerin uluslararası arenadaki güçlerine katkı sağladığı yönündedir. Tarih boyunca denizler, toplum yaşamının her alanında etkili olmuş; kültürden güvenlik durumuna, yaşam biçiminden ülke sınırına, geçim kaynağından dış politikaya kadar geniş bir yelpazede etkisini hissettirmiştir. Özellikle ticaretin yaygınlaşması ve küresel ticaretin ulusal ekonomiler için vazgeçilmez hale gelmesiyle birlikte deniz yollarının önemi giderek artmıştır. Yeryüzünün yaklaşık dörtte üçünü oluşturan okyanus ve denizler; ekonomi, ulaşım, doğal kaynak, enerji kaynakları ve transferi, güvenlik (askerî, ekonomi, enerji) alanlarında önemli bir yere sahiptir. Devletlerin denizlere hâkim olma çabası da bu nedenledir.

Küresel siyaset alanında önemli çalışmaları olan George Modelski’nin Başat Güç (Dominant Power) Kuramı’na göre deniz alanında hâkimiyet sağlayan ve bu alanda etkin olan devletlerin küresel savaşlar sonucunda oluşan düzende lider konuma geldikleri görülmektedir. Bu kapsamda denizlere hâkim olma, denizlerden faydalanabilme ve bu alanlardaki hareket kabiliyetinin gelişmişliği o devletin deniz gücünü oluşturmaktadır. Deniz gücü; milletlerin denizlerdeki askerî ve ekonomik çıkarlarını koruyarak bu alandaki hâkimiyetinin ulusal ve uluslararası menfaatlerine etki etme kapasitesini ifade etmektedir. Deniz gücü kavramı deniz kuvvetini kapsamakla birlikte genel olarak ekonomik faaliyetler bağlamındaki gücü temsil ederken deniz kuvveti kavramı askerî, savunma ve güvenlik yönüyle ele alınmaktadır. Söz konusu bu gücün elde edilmesi ve geliştirilmesi ise 21. yüzyılda daha kritik bir boyut kazanmış ve son yıllarda yaşanan gelişmeler; doğal kaynakların hızla tükenmesi, küresel ısınma, salgın hastalıklar, terör faaliyetleri, mültecilik gibi sorunlar devletlerin deniz yetki alanlarının da önemini arttırmış, devletleri deniz gücüne daha fazla yatırım yapmaya yönlendirmiştir.

Deniz gücünü oluşturan temel unsurlar nelerdir? Sizin bu konuyla ilgili bir çalışmanız olduğunu biliyoruz. Bize bu konuyu biraz açar mısınız?

Milli güç unsurunun en önemli iki bileşeni olan askerî ve ekonomik gücün denizlerdeki uzantısını temsil eden deniz gücü; çok sayıda alt bileşenden oluşmaktadır. Deniz gücünü oluşturan unsurları içeren en temel çalışmayı Alfred Thayer Mahan 1890 yılında Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi, 1660-1783 isimli çalışması ile sunmuştur. Mahan, söz konusu çalışmasında dünyada etkin ve güçlü bir devlet olabilmenin denizlerde elde edilecek hâkimiyet ile mümkün olduğunu vurgulamaktadır. Deniz Hâkimiyet Teorisi olarak anılan bu görüş Amerika Birleşik Devletleri’nin deniz strateji ve politikalarına uzun süre yön vermiş ve sonuçta 20. yüzyılda okyanuslara hâkim olan bir ABD ortaya çıkmıştır. Mahan, deniz gücü unsurlarını 6 başlıkta sıralamıştır. Bunlar; coğrafi konum, fiziki yapı, arazinin büyüklüğü, nüfus sayısı, halkın ve hükümetin karakteridir. Ancak yaşanan küresel değişim ve gelişmeler neticesinde bu unsurların nicelik ve niteliğinde farklılıklar oluşmuştur. Söz konusu gelişmelerin dikkate alındığı güncel bir çalışma olan “21. Yüzyılda Türkiye’nin Deniz Stratejisi” isimli kitabımda bu konu detaylı şekilde ele alınmaktadır. Çünkü devletlerin sahip olduğu deniz gücünde etkili olan unsurların 21. yüzyıl gelişmeleri ışığında güncellenmesi son derece kritiktir. Ben 21. yüzyıl dinamiklerinin dikkate alındığı bir literatür araştırmasıyla deniz gücü unsurlarını; ortak, askerî ve ticari olmak üzere üç kategoride ele alan bir çalışma sundum. Söz konusu çalışma kapsamında hem askerî hem de ticari deniz gücünü etkileyen ortak unsurlar; coğrafi konum, sahip olunan boğazlar, denizcilik politikası ve teknoloji olarak belirlenmiştir. Askerî unsurlar ise bu ortak unsurlara ek olarak yine literatür araştırması kapsamında; donanmanın büyüklüğü, donanma alt yapısının milli teknolojiyle oluşturulması, stratejik askerî üsler, harekât ve tatbikatlar olmak üzere toplam sekiz askerî kriter olarak çalışmada yer almaktadır. Son olarak ticari unsurlar; yine ortak kriterlere ek olarak deniz ticareti, gemi inşa endüstrisi, liman nitelikleri ve sayısı, enerji kaynaklarının keşfi ve çıkarımı, sürdürülebilir deniz ekonomisi olmak üzere toplam dokuz kriter şeklinde ortaya konmuştur. Evet, burada devletlerin askerî ve ticarî deniz gücü kabiliyetinde etkili olan toplam 17 kriterden bahsediyoruz. Bu kriterlerin sayısı ve başlığı çalışmanın niteliğine göre farklılık arz edebileceği gibi bu kriterlerin hepsinin aynı ölçüde geliştirilmesi de mümkün gözükmemektedir. Bu noktada önemli olan ise sahip olunan deniz gücünün geliştirilmesinde tüm paydaşların yer aldığı ve görüş bildirdiği bir çalışma ortaya koymak ve bu kriterler arasında bir öncelik ve katma değer analizi ile yatırım planı ve stratejik plan ortaya koyabilmektir. Ben araştırmamda bunun küçük bir örneğini gerçekleştirmeye çalıştım. Ancak bir deniz stratejisi resmi kanallarla belirlenecekse bu daha kapsamlı ve uzun soluklu bir analiz ile mümkün olacaktır.

Deniz gücünün askerî ve ekonomi boyutuna dair neler söylenebilir? Özellikle deniz doğal kaynaklarının kullanımına dair son yıllarda büyük bir mücadele var. Değerlendirir misiniz?

Denizlere hâkim olmak, küresel ticarette söz sahibi olabilmeyi olumlu yönde etkileyebilmektedir. Güçlü bir donanmaya sahip olmadan denizlerde var olmaktan bahsedemeyiz. Güçlü bir donanma ise yüksek maliyet ve bütçe gerektirmektedir. Sonuç olarak ekonomik güç olmadan donanmadan, donanma olmadan da ekonomik büyümeden bahsetmek mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla bir devletin deniz gücü hem askerî hem de ekonomik boyutuyla ele alınmalıdır. Evet, son yıllarda denizlerin barındırdığı kaynakları elde edebilmek adına ciddi bir mücadele yaşanmaktadır. Yüzyıllar önce deniz yollarının keşfedilmesi, insanlığı dünyanın zenginlikleriyle karşılaştırırken günümüzde tükenmekte olan kıt kaynaklar devletleri tekrar denizin keşfedilmemiş alanlarına yönlendirmiş ve bu alanların yeni çatışma ve rekabet ortamlarına dönüşmesine neden olmuştur.

Buradaki en kritik gelişme teknolojik ilerlemedir. Teknolojik unsur hem askerî hem de ticarî deniz gücünde etkilidir. Teknolojinin hızla gelişmesi, denizlerin barındırdığı doğal kaynaklardan faydalanmayı mümkün hale getirmiş, özellikle enerji kaynakları bağlamında bir rekabet ortamı yaratmıştır. Devletlerin sahip oldukları deniz yetki alanlarında petrol, doğal gaz gibi hidrokarbon kaynak arama ve çıkarma faaliyetlerinin artış göstermesi, deniz yetki alanlarının sınırları konusunu da gündeme taşımış, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge gibi uluslararası deniz hukuku kavramları hukuk boyutundan ziyade ulusal çıkarlar kapsamında ele alınmaya başlanmıştır.

21. yüzyılda denizlerin ve deniz gücünün değişen önemine dair ülkelerin stratejileri hakkında neler söylenebilir?

21. yüzyılda denizlerin uluslara sağladığı ekonomik, askerî, kültürel, siyasi, diplomatik avantajlardan yararlanılabilmek amacıyla bu alanlarda güç tesis edebilmek önem arz etmekte ve bu kapsamda devletler deniz stratejilerine ayrıca önem vermektedir. Deniz stratejileri hem savaş hem de barış zamanını kapsamaktadır. Bir devletin sahip olduğu deniz stratejisi; yapıya, küresel gelişmelere, ulusal hedeflere, teknolojik unsurlara ve mevcut donanıma bağlı olarak değişmektedir. Dolayısıyla tek bir deniz stratejisinin uzun süre sürdürülmesi mümkün olmadığından belirli aralıklarla özellikle küresel gelişmelere bağlı olarak güncellenmektedir. Sonuçta ortaya konan deniz stratejisi ulusal dinamiklerin ve uluslararası konjonktürün bir sonucunu temsil etmekte ve bu nedenle 21. yüzyılda devletlerin deniz strateji ve doktrinlerine daha fazla odaklanması ve merkeze alması temelde denizlerin artan önemini ortaya koymaktadır.

Önemli uluslararası aktörlerin deniz stratejilerinin de yer aldığı “21. Yüzyılda Türkiye’nin Deniz Stratejisi” kitabımda Türkiye özeline geçmeden önce mevcut küresel durum analiz edilmiştir. Bu kapsamda önemli uluslararası aktörlerin deniz strateji ve doktrinleri; güçlü ve gelişmiş deniz gücüne sahip Amerika Birleşik Devletleri, 21. yüzyılda gerçekleştirdiği modernleşme yatırımları ile Çin Halk Cumhuriyeti, Soğuk Savaş sonrası Rusya Federasyonu, NATO ve Birleşik Krallık özelinde detaylı şekilde ele alınmıştır. Genel olarak bakıldığında söz konusu devletlerin resmi olarak yayınladıkları deniz strateji ve doktrin belgelerinin ortak noktası; çok boyutlu ve işbirlikçi olmalarıdır. Bu stratejiler genel olarak okyanuslara ve barındırdığı kaynaklara bağımlılığı açık şekilde ortaya koymakta ve 21. yüzyıl itibariyle devletlerin deniz stratejilerinin ekonomik ve askerî çıkarlardan ayrı düşünülemeyeceğini ve bu çıkarların elde edilmesinde deniz gücünün önemli bir araç olduğunu açıkça göstermektedir. 21. yüzyılın başından itibaren yaşanan ekonomik, siyasi ve askerî gelişmeler küresel deniz stratejilerinin hükümet programlarında artan şekilde önem kazanmasına yol açarken aynı zamanda devletler arasında yeni iş birlikleri ve çatışmaların yaşanmasına da neden olmaktadır. Son olarak şunu ifade etmek isterim; ulusal hedef ve çıkarların net ve açık bir biçimde tanımlanması, oluşturulacak deniz stratejisinin de temelini belirginleştirmesi açısından önem arz etmektedir.

21. yüzyılda Türkiye’nin deniz gücü ve stratejilerine dair bir değerlendirme yapmak gerekirse ne söylenebilir? Özellikle küresel enerji transferinde Türk denizleri ve boğazlarının stratejik önemine dair düşünceleriniz nelerdir?

Tarih boyunca Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’le çevrelenmiş Anadolu yarımadasının denizlerde güç tesis edemeyen devletleri uzun süre barındırmadığı görülmektedir. Bu gerçekliğin farkında olan Türkiye; denizlerden askerî, ekonomik, diplomatik ve diğer tüm alanlarda en üst düzeyde yararlanabilmek amacıyla hareket etmekte ve bu kapsamda belirlediği stratejileri, oluşturulan politikalar aracılığıyla uygulamaktadır. 21. yüzyılın ortaya çıkardığı gelişmeler ve ihtiyaçlar dikkate alındığında Türkiye’nin bulunduğu coğrafi konum nedeniyle denizlerden bağımsız bir politika izlemesi de zaten mümkün değildir.

Ege Denizi, Karadeniz ve Doğu Akdeniz; Türk milletinin denizler üzerindeki hak, çıkar ve menfaatlerinin birinci derecede ilgi alanını oluştururken aynı zamanda “Mavi Vatan’dan Açık Denizlere” olarak belirlenen 21. Yüzyıl Türk Deniz Stratejisinin Mavi Vatan’ını temsil eden parçaları ve ülkenin dünyaya açılan su yollarını temsil etmektedir. Bu kapsamda sahip olduğumuz Türk Boğazları’nın stratejik konumu, denizyolu taşımacılığında özellikle enerji transferinde Türkiye’nin uluslararası sistemdeki etkisini artıracak unsurlar arasındadır. Türkiye; petrol ve doğal gaz rezervlerine coğrafi yakınlığı, ithalatçı ve ihracatçı ülkelerin merkezinde yer almasıyla özellikle enerji, ticaret ve ulaşım ağlarında kilit konuma sahiptir. Buna ek olarak İstanbul ve Çanakkale Boğazları gibi hem ulusal hem de uluslararası önemi yüksek, yüzyıllar boyu çeşitli çatışmalara, anlaşmalara, konferanslara konu olmuş Türk Boğazlarına sahip olması denizlerde ülkemizin elini güçlendiren avantajlar arasındadır. Petrol ve doğal gaz gibi hidrokarbon kaynaklarını dışardan temin eden bir ülke olarak enerji kaynağı açısından merkez ülke olmasak da bu kaynakların transferinde merkez olma potansiyeli her daim mevcuttur.

Son olarak kara, hava ve deniz gücünden oluşan askerî gücün en geleneksel olanını kara gücü oluştururken 20. yüzyıl sonları ve 21. yüzyıl başlarında yaşanan gelişmelere paralel olarak özellikle deniz gücünün önemi giderek artış göstermiş hatta kritik bir görünüme kavuşmuştur. Türkiye Cumhuriyeti de bu gelişmeleri yakından takip ederek 2000’li yılların başından itibaren donanma gücü ve sürdürülebilir deniz ekonomisine doğrudan ve dolaylı yatırımlarını arttırmıştır. Türk Deniz Kuvvetleri, kapasite ve harekât kabiliyetini milli ve yerli unsurlarla arttırabilme hedefiyle hareket etmekte ve Savunma Sanayii Başkanlığı aracığıyla bu amaçla çok sayıda proje sürdürülmektedir. Gerçekleştirilen bazı uluslararası yayınlarda da belirtildiği üzere Türkiye, bölgesinde oldukça gelişmiş ve güçlü donanma gücüne sahiptir. Buna ek olarak Türkiye denizlerde izlediği çok boyutlu deniz stratejisinde ticarî ve askerî bağlamda özellikle milli ve yerli teknolojik alt yapı içeren projeler gerçekleştirerek son yıllarda oldukça kararlı, net ve kendinden emin bir duruş sergilemektedir.