Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Çürük Binalar da mı Yaşıyoruz? / İnşaat Müh. Ali Serdar Cinemre

Bu Yazıyı Paylaşın:
Çürük Binalar da mı Yaşıyoruz? / İnşaat Müh. Ali Serdar Cinemre

Bölge farklılığını kaldırmak

Bence artık yurdumuzda bölgeler 1’inci derece, 2’nci derece vs. diye ayrılıp projeler buna göre yapılmamalıdır. “Tüm Türkiye 1’inci derece deprem ülkesidir.” diye düşünmek gerekir. Zira bölgedeki bir fay hattı, şiddeti çok büyük olarak kırıldığında, deprem bölgesi olmayan ama o bölgeye yakın olan bir şehirde bile ciddi yıkım ve can kayıplarına sebep olabilir. O zaman ne diyeceğiz? Haritada sağlam gözüküyordu mu diyeceğiz? Ne kadarlık bir arazimiz var ki. Amerika gibi kuzey kutbundan güney kutbuna kadar uzanmıyoruz ki ekonomik davranalım. Daha önceki yıllarda hiç deprem olmamış bir bölgede, “Burada fay hattı yok.” diyerek normal bir proje uygulanması hâlinde, günün birinde orada deprem olduğunda bunun açıklaması “Ama burada fay hattı yoktu ki…” gibi saçma bir yanıt olmamalıdır. Hatırlarsanız Konya’da kısmen yaşadık bunu. Deprem haritasında sütten çıkmış ak kaşık gibi duruyor, ama sallandı. Ölü sayısına göre mi numara vereceğiz. Elbette zeminin yapısı teknolojik cihazlarla belli olabilir, ama yerin otuz kilometre altındaki bir tabaka için hiçbir cihaz yüzde yüz sonuç vermez.

Zemine Uygun Olmalı

Bataklık, gevşek veya dolgu zeminlerde uygulanan zemin güçlendirme yöntemleri elbetteki doğru yöntemlerdir ve buralara da emniyetli binalar yapılabilir. Fakat buna bir mecburiyet olmadığı gibi, oraya illa da bina yapılacaksa tek veya en fazla iki katlı bina yapmak tedbiren tercih edilmelidir. Bu gibi zeminleri olan yerlerde hesap yöntemlerine bağlı kalınarak korkusuzca bina yapmak, ne kadar ilme uygun ve matematiksel yöntem olarak ne kadar çürütülemez olursa olsun, akla uygun değildir. Feraset denen bir şey var. Bu da bir nimettir, ne zaman kullanacağız? Veya tecrübe. Tecrübe ne zaman işe yarayacak? Projenin hesaplarını yapan kişi gelip araziyi görmüyor ki... Örneğin bir otoyolun zemini için yapılan deneysel çalışmalar sağlam çıkabilir. Ama bir heyelanda o yolun toprakla beraber kayıp akmasını nasıl açıklayacaksınız? Çevre faktörü de vardır. Akla uygun olan; bu gibi zeminleri oyun parkı, otopark, yeşil alan, gezinti yeri ve benzeri sosyal tesisler olarak kullanmaktır. Şayet şehir içindeki bir bölge ise ne kadar masraflı olursa olsun, belediye olarak yerleşimi başka yerlere kaydırmak gerekir. Bu gibi arazilere bina yapmanın yegâne sebebi, değerli olan bir araziden en fazla faydayı sağlamaktır. Yani rant. Hele de o arazi çok değerli bir yerde ise… Bir de bakarsın ki o zemin bataklık olduğu için sığırlar bile orada otlamazken “Vatandaşlarım! Burasının bataklık olan zeminini ıslah ederek…” diye başlayan ve teknik terimlerden oluşan bir sürü bilimsel sözlerle oraya bir gökdelen dikilmiş. Gidip fiyatını sorduğunuzda ise size trilyon liralardan bahsederler ve alacak olsanız mutlaka o blokta komşu olarak bir belediyeci, bir baba, bir meclis üyesi görmeniz büyük bir ihtimaldir. Hangi daire sahibi o binanın bir bataklığa nasıl yapıldığını aylarca araştırmak ister ki. Daireyi beğenir ve alır, gerisiyle kimse ilgilenmez. Çok merak eden sadece satıcıya sorar. Alacağı yanıt da bellidir: “Valla azmettim, buraya İstanbul’un en güzel binasını yapacam dedim, ben yaptım oldu.”

Temeli Sağlam Yapmak

Atalarımız “Ayağını sağlam bas.” demiş. Yönetmelikler her ne kadar kat yüksekliğine göre temel cinsini belirleseler de tedbiren tek kattan fazla binalarda, tamamı beton olan temel yapılmalıdır. Aradaki fark, ekonomi düşünecek kadar fazla değildir. Temeli Radye olan bir bina, deprem anında bir yöne doğru tümüyle eğilebilir ama deprem etkisi ile temelin kırılması neredeyse imkansızdır.

Kültürün Korunması

Ülkemizde bina yıkılmasının ve su basmasının ana sebebi, Avrupalılara benzemenin bir sonucudur. Biz Osmanlı’nın torunuyuz. Bize bunu unutturmak isteyenlerin hilelerinden başka bir şey değildir bu. Hile olmadığını düşünsek bile en azından özenti diyebiliriz. Kime özenip de o yapıları yaptığımıza baktığınızda, öz kültürümüz olmadığını rahatlıkla görebilirsiniz. Japonya’nın, Amerika’nın yaptığı o kayar temeller Osmanlı’nın icadıdır. Osmanlı demir gülleler kullanırdı bina temellerinde; bina depremde hareket ederdi, silkelenmezdi. Japonlar demir silindirler kullandı, biz icat ettik dediler. Mesela, ne işimiz vardı bizim yirmi santimlik duvarlarla. Ev ne ısınıyor ne soğuyor. Hatta, İngilizlerin beton içine kattıkları küçük tel parçaları Osmanlı’nın icadıdır. İnanmayan, doğuda kerpiç evlere gitsin baksın. Kerpiçin içine saman karıştırırlar kendini tutsun, daha sağlam olsun diye. İngilizler, bayanların kullandığı şu saç firketesi gibi küçük demir teller kattı betona, ben icat ettim dedi, bize de sattı. Trilyonlarca tere sattı tereciye. Nasıl yedik bu numarayı? Çünkü Yahudi bizi kendi silahımızla vuruyor. İstiklal savaşındaki mucizeyi gördükten sonra tevekkül anlayışımızla oynadılar. Azıcık aşım, dertsiz başım. Tevekkül diye tembellik aşıladılar. Osmanlı’nın yaptığı hangi evin kapısı kaldırımla aynı seviyede. Her eve birkaç basamakla çıkılırdı. Eski evlerin önündeki kaldırımları kazın bakın, çoğunda birkaç basamak çıkar. Asfalt, kaldırım derken gömülüp gittiler. Ama Avrupalı kaldırımdan adımını atınca eve giriyor. Aksi halde bir yağmurda evi su basıyor. Veya hangi Osmanlı, zeminden aşağı daire yapmış da oturmuş. Osmanlı’nın kendisine saygısı vardı, insana saygısı vardı. Zeminden aşağı, davarlar dururdu. O da hayvan olduğu için bile değil; yukarıyı ısıtsın diye ve kışın evden aşağı merdivenle inerek süt almak için, dışarı çıkıp üşümemek için. Şimdi öyle mi? Zeminden aşağı daire yapıyoruz, bir sel geliyor millet perişan. Ne mal kalıyor ne can. Orada nice bebekleri, yaşlıları, kaçamayan özürlüleri boğduk gittik. Sonra da çıkıp “sel bastı” dedik. Adam tabi sel bastı diyecek. Orayı satmak için bir daire fazla yapıp insanların oturmasına izin veren daha ne diyecek!.. Kendisine sor hangi katta oturuyorsun diye; bakalım ne cevap verecek. Bunların hepsi küçüğünden büyüğüne kadar rant içindir. Ne insanın hayatı ne de binanın emniyeti, ne yazık ki hiç kimse için önemli değildir.

Sağlam İskelet

Halkın iskelet veya karkas dediği, yani binanın temelden son katına kadar olan ve demirli betondan yapılan kısmının çok sağlam yapılması gerekir. Binayı ayakta tutan bu kısmıdır. Bu kısım zayıf olursa isterse diğer bütün imalatlar altın ve gümüşten yapılmış olsun, binanın yıkılıp ayakta kalmasında hemen hemen hiç rolleri yoktur. Fakat bina tamamlandığında bu iskelet kısmı görünmediği için insanlar sadece mimari özelliklerine, konforuna, kullanışına, musluğuna, kapının koluna bakar. Yani içindeki imalatların güzelliğine bakarak daireyi seçerler. Evet, ev çok güzel olabilir. Ama zemini ve iskeleti sağlam değilse o ev sadece çok güzel ve çok değerli bir tabuttur.

Her hasar müteahhit hatası değildir. Van depreminde tuğla duvarlarından bir kısmı yıkılmış olan binanın müteahhidine, haber muhabirinin yaklaşımı beni çok üzmüştü. “Bak yandaki bina sağlam, senin binanın birkaç duvarı neden yıkılmış?” dedi. Adamın yaptığı bina ayakta kalmış mı? Kalmış. O zaman Allah razı olsun o müteahhitten. Artık böyle bir binada tuğla duvarların yıkılması veya benzeri dökülmeler yaşanması, ne sistemin ne de müteahhidin kabahati değildir. Böylesine güçlü bir sarsıntıda olması doğal hasarlardır.

İşi Ehline Veriniz

Hangi bina olursa olsun, binayı yapan kişi binanın bütün proje ve hesaplarının tamamını, binada kullanılan demir ve betonun test sonuçlarını, özellikle temel çalışmaları olmak kaydı ile binanın her aşamasının fotoğraflarını, binada çalışan tüm teknik elemanların bilgi ve kayıtları ile beraber bir takım hâlinde binanın yönetimine teslim etmelidir. Tıpkı marka olmuş arabaların özlük dosyaları gibi, bu belgeler, bina ile ilgilenen her insanın istediği zaman bakıp inceleyeceği şekilde yönetimde muhafaza edilmelidir. Dosyası olmayan veya dosyası kaybolan binalar, kaçak yapı gibi yıkılmalıdır. Başka türlü nasıl anlayacaksınız ki… Herkesin çevresinde inşaattan anlayan biri mutlaka vardır, gerekirse onunla beraber incelemelidir.

Ayrıca, bina müteahhidi, binasının hasar görmesinden birinci derecede sorumlu olmalıdır. Sadece müteahhit değil, proje ve hesapları yapan kişi de sorumlu olmalıdır. Elbette ya! Ne sandılar. Sadece müteahhit mi art niyetli olur? Proje yapan mühendis de, projeyi uygulayan mühendis de art niyetli olabilir. Daireyi satan emlakçı bile. Hepsine de yasal sorumluluk yüklemek gerekir. Ama, yapan mühendisten başka hiç kimse sorumluluk almak istemiyor. Neden? Tuhaf gelmiyor mu size? Ama bütün bunları yapacak adam nerede, yapacak mühendisler nerede, bunu takip edecek Mühendisler Birliği nerede!.. Bir avukat, bir asker, bir doktor, hatta bir ilkokul mezunu ağa bile inşaat yaparken, “işi ehline veren” adam gibi adam nerede!.. Ama herkes maaşla mı ev, yat, kat, araba, silah, para, makam sahibi olacak derseniz, o zaman böyle devam etsin…

Bugün on şiddetindeki bir deprem Japonya’da bina yıkmıyorsa bunun sebebi, sadece matematiğin ve inşaat kurallarının doğru uygulanması değildir. Orası hassas bir bölgedir. Orada şehirler değil, her metrekare birinci derece (hem de yıldızlısından) deprem bölgesidir. Ülke alanı küçük olduğu için de yüksek kat mecburdur. İşte bu mecburiyet, onları daha esnek ve çok daha pahalı olan sistemleri uygulamak zorunda bıraktırmıştır. Yani, gerekeni yapıyorlar.

 

Depremden Kurtulmak

Evet, deprem anında her ne kadar uçaktakilerle benzer bir durumda olsak da “Recep İvedik” yöntemini öneremeyiz elbette. Kaçarak kurtulmak çok küçük bir ihtimaldir. Çöken tavan eşyaları da ezer, ama eşya belli bir kalınlıktan daha fazla ezilemez. Mesela bir kanepenin yanına uzandığınızda, kanepe ezilse bile yine de en az yirmi-otuz santimetrelik bir yüksekliğe kadar ezilir, daha fazla ezilmez. Bir takım yaralar alsanız bile büyük bir ihtimalle bu mesafenin yanında ezilmeden kurtarılmayı beklersiniz. Dualarla, kurbanlarla, adaklarla aldığınız bir evin yıkılmamasını düşünmek, ekmeden biçmek gibidir. Ama bu bilgi ve incelemeler sonunda yerleştiğiniz bir ev, Allah muhafaza yine de başınıza yıkılmışsa işte dua etmenin zamanı. O kanepenin yanında yer de müsait, zaman da. Allah her türlü felaketten milletimizi korusun…