Çocuklarda Manevi Değerler Eğitimi / Çocuk Terapisti-Pedagog Serap Buharalı
Temel insani değerleri benimsemiş bireyler yetiştirmek için aileye, düşen görevler nelerdir?
Korunmak için, özümüzü kaybetmemek için, değerlerimizi kaybetmemek için en çok yapmamız gereken şey dua etmek. Bu dua hem fiilî olmalı hem de ellerimizi açıp zikir şeklinde olmalı.
Değerler eğitiminde fiilî dua şu şekilde yapılmalı: Çocuklarımızın rol modellere çok ihtiyaçları var. İslam’ı nasıl öğrenirsiniz, kitap okuyarak öğrenir misiniz, bilemiyorum ama yaşayan birini görmek istersiniz. Bunun için çocukların rol model alacağı kişilere ihtiyacı var. Biz de evin içerisinde, “Nasıl olsa evimin içi, nasıl olsa benim alanım, istediğimi yaparım, istediğim gibi yaşarım, istediğim gibi davranırım” değil; evde bir çocuk var ve o çocuğa bir model olunması gerekiyor diye düşünüp ona göre davranmalıyız. Yani babasını dışarıda bir centilmen, bir beyefendi olarak görüp, evin içerisinde son derece farklı bir şekilde rastlayan bir çocuğun aklı karışır. Çocuk; “Annem ve babam, topluma ve insana göre mi böyle yaşıyor. Demek ki, başkaları için bazı şeyler yapılmalı, özümüzde yapılmamalı.” diye düşünür. Oysaki özde insan bir bütündür. Ruh, kirlenmemesi gereken bir şeydir, ruhu kirletmemek gerekiyor. Değerler eğitiminin en temel can damarlarından biri, bu kirlenmemeyi sağlamak. Hasta olduktan sonra derde deva aramaktan ziyade korumak, olanı muhafaza etmek gerekir. Zaten olan var, içimizde birçok böyle ihlas mertebeleri var, birçok kapı var; bu kapılar zaten açık, kapanmamış ki.
Çocuklar bizim halimizi örnek alıyor ve bir yerde kaydediyorlar. Sözlü bir şey yok, yazılı bir şey yok; ama bir yerde kaydeden bir cihazı var onun ve “Hatırlıyorum, yıllar önce şu teyze vardı ve bize iftar zamanı yanına çağırırdı, oruç açardık” diyor. Hatırlaması zaten bir insanın içinde en önemli evrak. O komşu teyze, 10-15 yıl sonra biziz aslında. Biz buna yatırım yapmak zorundayız. Biz ne yapacağız? Yani biz kendi çocuklarımız için biyolojik anne olarak bir şeyler yapıyoruz; ama aslında bir İslam kadını olarak, İslam’ı yaşayan insanlar olarak herkesin annesiyiz. O yüzden de hangi dinden, hangi dilden olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, biz nereye gidersek gidelim, onun annesiyiz zaten. Allah zaten anne olarak yarattı seni, ontolojik yapında bu var. O mevcut olan durumu yaşatmak lazım. Bir kenara çekilmemek lazım. “Ben yalnızca kendi çocuğumun annesiyim, babasıyım.” dememeliyiz. Toplumda bize düşen pek çok görev var, yaşatmamız gereken, büyütmemiz gereken çok şeyler var. Hele ki bu kadar kötü bombardıman altındayken.
Öyle bir bombardıman var ki, şimdi mahalleler korunaklı değil, İslam ruhuyla yaşayan insanlar çok azaldı. Bazı şeyler bize artık daha rahat, daha esnek gelebiliyor, “olmaz yapılamaz şeyler, olabilir, yapılabilir oldu”. Hudutlarımızı koruma altına almamız gerekiyor. Yani bu olabilirler, yapılabilirler nereye kadar gider, ondan sonra neler olur? Sonra önü hiç alınamaz bir hale gelebilir.
Değerler eğitimi verirken, evin içinde 24 saat nasıl geçiyor, bu çok çok önemli. “Ben evimin içindeyim, çocuğumu da hiçbir yere göndermiyorum, hiç kimseyle de muhatap etmiyorum, çok steril bir ortam var” diyorsunuz. Ama elinde tablet var, akşam TV’de diziler var, internet de elinin altında… Tv’de 20.00’de başlıyor diziler, gece 24.00’e kadar uykusuz kalan çocuklar var ve dizilerin senaryosunda birbirinden akıl almaz olaylar, gerçek hayatta yaşansa ağzımızı açık bırakacak kurgular var. Bu senaryolar çocuğun benliğine, yapısına yerleşiyor.
Çok seçici olmak gerekiyor. Bir kere, aile bu seçiciliği yapabilecek kudrette mi? Hafta sonu AVM’ye gitmeyi mi tercih ediyor, yoksa sıla-i rahim mi yapıyor, önceliği ne? Önceliği, “Çocuğum eğlensin, iki tane jeton atsın, iki tane jetonlu oyuncakta kendini kaybetsin” mi ya da önceliği sıla-i rahim yapmak mı? Önceliklerimiz ne? Bizim zamanımızda bir amcamızı ziyaret etmek bizim için çok büyük bir mutluluktu. Sanki böyle çok büyük bir şey bahşedilmiş gibi mutlu olduğumu hatırlıyorum. “Amcan ve yengen sizleri bekliyor.” Böyle bir cümleyle başlardı babam: “Bu akşam onlara gideceğiz, onlar sizi özlemişler, bizi bekliyorlar.”
Anne-baba olarak siz kendi çocuğunuzun terapisti olmalısınız. Neye ihtiyacı var, ne hissediyor, ne görüyor, sizi görüyor mu, sizi hissediyor mu, bunları çok iyi bilmeniz lazım, ruhunu okumanız gerekiyor.
Bedenlerimizi çok temiz tutuyoruz, çok pirüpakız Türk toplumu olarak, evlerimiz çok temiz, üstümüz başımız çok temiz, temiz bir toplumuz Allah’a şükürler olsun. Ama ruhumuzun da temizlenmeye ihtiyacı var. Ruhun da sürekli beslenmesi gerek, ara sıra revize edilmesi gerek. Bunlara onun da ihtiyacı var. Bunlar yapılmadığı zaman ruh bize bir küskünlüğü oluşmaya başlıyor. Özün size karşı küskünlüğü de çok kötü bir şey, kalp huzurunu da götürüyor.
Değerler eğitiminin en önemli özelliği, kalp huzurunu sağlamasıdır. Her daim içinizde sizi mutlu edecek bir kalp huzuru oluşturur. Ruhunuzu temizlerseniz, kendinizi muhafaza ederseniz, koruma altına alırsınız ruhunuzu huzurlu olursunuz. Nasıl çok değerli bir eşyanızı ortalık yerlerde bırakmazsınız, çer çöp gibi yerlere atmazsınız, özenirsiniz, üstüne titrersiniz; ruhun da işte böyle özenilecek bir şey olduğunu düşünüyorum. Bir bütünlük halinde beden de iyi olacak, akıl da iyi olacak; çünkü ruh bozulursa akıl bozulur, beden bozulur, Bu üçü de birbirine çok paraleldir.
Biz çocuklarımıza ne öğretmeliyiz? Değerler eğitimi için bu üçünün dengeli bir şekilde uyumlu olmasını öğretmeliyiz. Çok aklın olması iyi bir şey mi? Testler çözülüyor, saatlerce ders çalışılıyor vs. vs.; peki, ruhu ne durumda, bedeni ne durumda? Çocuğun ruhuna ne yatırım yapıyorsunuz? O yüzden de yaptığımız yatırımlar çok önemli. Dünya bir alışveriş yeri, ticarethane, ahiretin ticarethanesi. bu dünyada aldın, verdin, çalıştın çabaladın, heybeni doldurdun. Çocuk, heybene neleri koyduğunu görmeli, fark etmeli, hissetmeli. “Çocuklarımız çok küçük, bilmiyor, anlamıyor…” yaklaşımından artık kurtulmamız gerektiğini düşünüyorum. Türk toplumu olarak, yetişkinler dahi ergen sendromunda, ergen modunda.
Yaptığım çalışmalara baktığım zaman, 30-35 yaşında ama ruh yaşı 15’te kalmış pek çok kişi gördüm. Bizim artık psikolojik olgunluklarımızın da olması gerekiyor. Çünkü değerleri korumak ve yüceltmek için, o seviyede ve takvada olmamız gerekiyor.
Çağın getirdiği olumsuz durumlar karşısında, bunlar; şiddet eğilimleri, yalan söyleme, hırsızlık, madde bağımlılığı, intihar vs. toplum açısından baktığımızda neler yapılabilir?
Şiddet ya da madde bağımlılığı ya da daha başka olumsuz bir şey, bunlar bulaşıcıdır. Yani o kadar bulaşıcı bir şeydir ki, bir yere sıçradı mı bir yerde kalmaz. Çok varoş dediğimiz bir yerde de madde bağımlılığı olur, çok lüks yaşayan bir yerde de olur, bunun arası yoktur. Ahlaksızlık bir yere sıçradı mı her yere nüfuz eder, bir virüs gibi yayılır. O yüzden de koruyucu önlemler ve tedbirler almak gerekiyor. “Bananecilik” terk edilmeli, STK’lar daha güçlü olmalı. STK’lara çok görev düşüyor.Sancağın altında olduğumuz ve o sancağı tutan kişilere, “Bu sancağı ben tutuyorum” diyen kişilere çok organizasyonlar, programlar düşüyor. Yani toplumda yönlendirilecek kişiler ve yönlendirme bekleyen kişiler var.
Bizler benciliz ve bir de yorgunuz. Şu anda ahir zaman o kadar bereketsiz ki, hızlı bir şekilde kıyamete gidiyoruz. Hem kendimiz son nefese gidiyoruz hem de dünya son nefesine doğru hızlı bir şekilde gidiyor aslında.
Hızlı bir şekilde giderken, kendini kaybetmemek, biraz toparlamak, biraz da önümüzü görmek gerekiyor.
Hz. İbrahim’in bir duası var; “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!” (İbrahim,14/40) diyor. Duaya bakar mısınız, kıyamete kadar olan süreyi kapsayan bir dua, yani kendine dua etmiyor, kıyamete kadar gelecek bütün torunlarına dua ediyor. Bu çok önemli. Çocuğumuz dünyaya geldi, onu ilk gördük, ne dua yaptık, emzirirken ne dedik, bunları hep düşünmek lazım. Yani severken bile, bakarken bile o çocuğun kalbinde bir yer etmeli, bir şey öğretmeli, bir şey vermeliyiz.
Şimdiki çocuklara aile ve okul tarafından verilen değerlerle televizyon ve dış dünyanın verdiği değerler çoğu zaman farklılık göstermekte. Bu süreçte anne-babaya düşen görevler nelerdir, ne yapabilirler?
Bir toplumun içinde yaşıyoruz. Bu şeyin içinde ilerleyen bir teknoloji var, Facebook’undan tutun da her şey var. Kişi şunu diyemez ki: “Ben alkol tüketmiyorum, benim evimde asla alkol yok.” Çünkü var, Televizyonda, akşamları dizilerde bir yığın insan gazinoda, gece kulübünde içki içiyor. “Ben gazinoya hiç gitmiyorum, gece kulübüne hiç gitmiyorum” diyemez, çünkü televizyonda çoluğuna çocuğuna onu izlettirdiğin zaman, sanki oraya kalkıp gitmiş gibidir. Onu evine getirmiş oldun, onu evinde görmüş oldun.
Evinizin içinde ne olup ne bittiğini çok iyi bilmeniz gerekiyor. Arkanızı döndüğünüzde neler olup bitiyor?
Sosyal medyayı da öyle. Sosyal medyayı İslam için, ahlakınız için, kendiniz için çok önemli yerlere taşıyabilirsiniz, çok güzel şeyler paylaşabilirsiniz, çok güzel şeyler yapabilirsiniz, belki öyle rasgele izleyen bir kişinin dikkatini çekebilirsiniz. Bir hadisi şerif, bir kelime, bir doğru cümle bir insanın dikkatini çeker, hafızasında kalır, araştırmasına, okumasına, öğrenmesine, hidayetine vesile olabilir.
Burada da tableti, bilgisayarı mı kıracağım ya da sosyal medyayı bilmiyormuş gibi mi davranacağım? Hayır, bileceğim, hatta çocuğumdan daha iyi bileceğim, çocuğumdan daha iyi bileceğim ki, çocuğumun ne yaptığını anlayabileyim. Ben, ondan 1-0 önde olmak zorundayım, o bilmeden ben bilmek zorundayım ki, bana sorduğunda, “Annem, babam bir şey bilmiyor zaten, bir şey anlamıyorlar” demesin.
Açık ve net söylüyorum, her insan kontrol edilmeyi ister, başıboş bırakılmayı istemez. Çocuklar da başıboş bırakılmaktan hiç hoşlanmazlar. Ama başında ağaçkakan gibi gagalamaktan bahsetmiyorum. Mesela eşiniz var, size “Nereden geldin, ne yaptın, ne ettin?” diye hiç sormuyor; bir süre sonra afakanlar basar sizi. “Ne oluyor yahu? Bana bir bak, bir değer ver, ilgilen… İşte, çocuk da bunu bekliyor, kendini değerli bulmak istiyor. Çocuk; “Ben gölge miyim, ben sahte miyim, ben yok muyum acaba? Bazen istediğimi yapıyorum, 5 saat televizyon izliyorum, tık yok. Oradan bilgisayara geçiyorum, tık yok. İstediğim saatte yatıyorum, istediğim saatte kalkabiliyorum. ‘Yemem’ diyorum, ‘Tamam, yeme’ diyorlar. Küfrediyorum, gülüyorlar.”
Baktığın zaman, çocuk bir süre sonra sorgulamaya başlıyor. Ne oluyor; daha da zıvanadan çıkıyor, daha da kontrolsüz hareketler yapmaya başlıyor, “Dur bakalım, biraz daha çılgınlaşayım, hâlâ mı görmeyecekler?” diyor. O zaman görüyorlar, ama iş işten geçmiş oluyor ve çok kötü sonuçları oluyor.
Değer verilen, sevilen çocuklar, merhametli, düzgün bir şekilde, dozunda öğretilen çocuklar kendilerine de zarar vermek istemezler, başkalarına da zarar vermek istemezler; çünkü sevgiyi dozunda aldılar, Disiplin dediğimiz şey, her şeyi kararında görmesi, iyi ve kötüyü ayırt edebilmesi. Disiplin dediğimiz şey bu. Çünkü kendi kararlarını verebilecek, kendi düşüncelerini geliştirebilecek bir varlık ve bu varlıkta bu potansiyel var. Bu potansiyeli kullanabilmesi siz yol açacaksınız. Yalnızca bu. O zaten var. Yani “Daha iyi düşün, daha iyi karar ver. Ben her zaman senin yanında olamam, ben senin her zaman başucunda olamam. Sen düşün, sen karar ver; ama bu kararlarını, bu düşüncelerini paylaş, bir organize edelim, bir istişare edelim.”
Hangi değerler nasıl öğretilmeli? Burada belli başlı örnekler isteyeceğim sizden; dürüstlük, merhamet, cesaret. Örneklendirebilir misiniz? Bir anne, bir baba, dürüstlüğü çocuğuna nasıl gösterebilir?
İlk başta şunu yapmak lazım: Aileler evde çalışsınlar. Bir kâğıt kalem alsınlar, çocuklarını da yanlarına alsınlar ya da çocukları yoksa çocukları olmadan bir kâğıt kalem alsınlar, hazırlık yapsınlar. Hangi değerlerimiz var? 20 tane değer çıkarsın. İslam güzel ahlaktır. Bir çalışma yapmak gerekiyor. “Hadi, ne kadar değer bulacağız? Kim, kaç değer yazacak kâğıda?” dersiniz. Ev, bir çalışma yeridir ayrıca, bir okuldur. Değer dediğimiz şey ne? Dürüstlük, cesaret, cömertlik, yardımseverlik… 5 taneyle kaldı. Bunu 20’ye mutlaka tamamlayın. Benim 20 tane değerim, prensibim olmalı, kırmızı çizgilerim olmalı. Çocuk için de geçerli bu, yetişkin için de geçerli. Yani bir yerde durmalıyım. Hata yapabilirim, hata yapmak başka bir şey; bir yerde durmak, sınırı aşmamak, haddi bilmek başka bir şey. Haddi bilmezseniz, değerleriniz yok demektir. Her şekle girebiliyorsanız, omurgasız gibi her girdiğiniz yerde o yerin şeklini alıyorsanız; bu, prensipli ve karakterli olmadığınızı gösterir. Değerlerin altında, mizacın ne olursa olsun, ideal insan yetiştirme modeli var; yani karakterli insan yetiştirme, kişilikli insan yetiştirme modeli var.
Bunu analiz etmek, bu elekten geçirmek. Bakın, ahlakın temelindeki felsefe de bu zaten. Durduğunuz yer neresi, kıbleniz neresi? İnsanlar kıblelerini bulmalılar bence. Her insanın bir kıblesi olması lazım. Dünyada neresi senin kıblen, senin pusulan nereyi gösteriyor, pusula çalışıyor mu yoksa bozuk mu? Çocuklar da böyle olmalı; yani bir karakteri, bir pusulası olmalı. Bununla gelişmeli, bunun üzerine bina edilmeli bazı şeyler. Dediğim gibi, hatasız kul olmaz. Çocuklar zaten hata yapacaklar, ama esas öz, altyapı, temel iyi olursa, o hatalar gelip geçicidir, altyapıyı doğru oluşturmak gerekiyor.
Cesurluk, dürüstlük, merhamet ve bununla ilgili birçok şey birbirine zincirleme bağlıdır. Bir insan hem çok dürüst hem de çok zalim, birbiriyle çok çelişen bir şey bu.
Vicdan gelişimi, merhamet gelişimi de çok önemli. Asla kimseyi kandırmaz, asla yalan söylemez; ama bir bakıyorsunuz ki, merhamet noktasında da esnekliği yok, yani çok katı. Bunlar birbirleriyle bütün halinde. O sizi sevdirirken, “Dürüst bir insan” dedirtirken, diğer tarafı sizi kendisinden soğutabilir, uzaklaştırabilir. Ahlak dediğimiz şey, değerler dediğimiz şey birbiriyle örüntülü, birbiriyle bağlantılı. Bir çocuğa bir değeri verirken, diğer değerleri vermemezlik edemezsiniz. “Yalan söylememeyi öğreteceğim, ama diğer değerler de biraz havada kalsın.” bu mümkün değil, olmaz.
İnsan hiçbir zaman “Oldum, bittim, tamam” dememeli. Anne-babalar her zaman kendilerini geliştirmeliler. 5 yaşında çocukları varsa 5 yaşındaki çocuğa göre. Bu çocuk 10 yaşında olacak; 10 yaşındaki çocuğa nasıl davranacaksın? Hadi hazırlan, 15 yaşındaki çocuğa nasıl davranacaksın, ona hangi değerleri vereceksin? Allahü Teâlâ seni anne-baba diye isimlendirirken, aslında mihmandar olarak isimlendiriyor, onun başına seni bir mihmandar tayin ediyor. Peki, sen iyi bir önder misin?
