Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Çocuklarda Duygu Regülasyonu ve Ebeveynin Rolü / Psikolojik Danışman Sümeyye Nur Türkoğlu

Bu Yazıyı Paylaşın:
Çocuklarda Duygu Regülasyonu ve Ebeveynin Rolü / Psikolojik Danışman Sümeyye Nur Türkoğlu

“Duygu regülasyonu” son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir kavram. Ebeveynlerin doğru anlayabilmesi için bu kavramı en basit haliyle nasıl tanımlarsınız? Bir çocuğun duygularını “regüle edebilmesi” günlük hayatta ne anlama geliyor?

Tanımdan önce, bir bebeği düşünelim. Bebek doğduğunda kendi duygularını yönetme kapasitesine sahip değildir ve doğal olarak ihtiyaçlarının hemen karşılanmasını bekler. Onun ihtiyaçlarını karşılayan ebeveyn (ya da bakımveren), bebeğin yetişkin olma sürecine her anlamda dahil olur. Bu; fiziksel, duygusal ve davranışsal boyutları içerir. Duygu regülasyonu da bu yolculuğun çok önemli bir parçasıdır; çocuğun birey olma sürecinde deneyimlemesi ve kazanması gereken temel bir beceridir.

Duygu regülasyonu, kişinin yaşadığı duyguları fark etme, onları anlamlandırma, gerektiğinde yatıştırabilme ve ifade edebilme becerisidir. Bu süreç sadece olumsuz duyguları bastırmakla ilgili değildir; aynı zamanda olumlu duyguları sürdürebilmek, duyguların yoğunluğunu duruma uygun şekilde ayarlayabilmek ve duyguları sosyal bağlamda anlamlı biçimde dışa vurabilmekle ilgilidir.

Duygu regülasyonu becerisinin temellerinin erken çocukluk döneminde atıldığı biliniyor. Bu temelden yoksun büyüyen bir çocuk, ileriki gençlik ve yetişkinlik yıllarında ne gibi zorluklarla karşılaşabilir? Bu konuyu ebeveynler olarak neden bu kadar önemsemeliyiz?

Çocuğun erken yaşlarda duygularına eşlik etmek sadece o anı kolaylaştırmakla kalmaz; aynı zamanda onun duygusal gelişimini doğrudan şekillendirir. Ebeveyn olarak çocuğunuzun ihtiyacı olduğunda onu sakinleştirdiğinizde, kucağınıza aldığınızda ve duygusunu sözcüklere döktüğünüzde, çocuğun zihninde “Duygularım fark ediliyor, anlaşılabiliyor.” izlenimi oluşur. Özellikle yaşamın ilk üç yılında yapılan her eylemi seslendirmenin büyük önemi vardır. Bu, hem çocuğun yaşadığı anı kelimelere dökmesini kolaylaştırır hem de ebeveynin eylemiyle çocuğun deneyimi arasında bir bağ kurar.

Bu yaklaşım aynı zamanda güvenli bağlanmanın da temelidir; çocuk “Ben olduğum gibi kabul ediliyorum.” mesajını alır. Üstelik ebeveynin duygularını yaşama biçimi de onun için bir model olur. Öfkeyle baş etmeyi, üzüntüyü paylaşmayı ya da sevinci sürdürmeyi anne babasından öğrenir. Sağlam bir duygu düzenleme temeli, çocuğun ileride karşılaşacağı zorluklara karşı daha dirençli olmasını sağlar ve riskli davranışlara karşı koruyucu bir etki yaratır. Kısacası, çocuğun duygularına eşlik etmek, onun ruhsal bağışıklık sistemini güçlendirir. Ebeveynlikte yapabileceğimiz en değerli yatırımlardan biri, çocuklarımızın duygularına alan açmak ve bu yolculukta onlara eşlik etmektir.

Bir ebeveynin çocuğuna duygu regülasyonunu öğretebilmesi için önce kendi duygularıyla barışık olması gerektiği söyleniyor. Ebeveynin, çocuğuna rehberlik etmeden önce kendi içinde yapması gereken bu yolculuk nedir? Kriz anlarında beklenmedik şekilde verdiğimiz, sonradan pişman olduğumuz o ani tepkileri nasıl tanıyabilir ve yönetebiliriz?

Ebeveynin kendi iç yolculuğu çok değerlidir. Anne babalar genellikle çocuklarının kazanmasını arzuladıkları becerilere odaklanırlar; ancak çoğu zaman bu becerileri kendilerinin de geliştirmesi gerektiğini fark ederler. Bu durum duygu regülasyonu için de geçerlidir; çünkü ebeveyn kendi duygusal becerilerini doğrudan çocuğuna aktarır.

Bir ebeveynin çocuğuna duygularını yönetmeyi öğretebilmesi için önce kendi duygularıyla barışması gerekir. Çünkü çocuk, söylenenden çok, gözlemlediğini öğrenir. Kriz anlarında verdiğimiz ani tepkiler aslında kendi tetiklenmiş duygularımızın dışa vurumudur. Bunu fark etmenin ilk adımı; kalp çarpıntısı, nefesin hızlanması veya zihinden geçen “Yeter artık!” gibi düşünceleri fark etmektir. O anda yapılacak kısa bir duraklama, derin bir nefes almak ya da geçici olarak ortamdan uzaklaşmak, duygunun bizi yönetmesini değil; bizim duyguyu yönetmemizi sağlar. Tepkiyi ertelemek, duyguyu adlandırmak ve sakinleşmek hem ebeveynin pişmanlık duymadan hareket etmesini sağlar hem de çocuğa güçlü bir model sunar. Kendi duygularıyla sağlıklı ilişki kurabilen bir ebeveyn, bu beceriyi çocuğuna doğal yoldan aktarır.

Bazı ebeveynler, çocuğun canı acıdığında veya üzüldüğünde buna dayanamayarak ya da her istediğini yaparak olası krizleri önlemeye çalışıyor. Bu iyi niyetli “mükemmel ebeveynlik” arayışının, çocuğun duygusal gelişimine ve dayanıklılığına uzun vadede nasıl bir engel teşkil ettiğini biraz daha açar mısınız?

Ebeveyn olarak çocuğunuzun üzülmesine, ağlamasına ya da hayal kırıklığı yaşamasına tanık olmak gerçekten zorlayıcıdır. Böyle anlarda anne baba olarak çocuğun acısını hemen gidermek ve neye üzüldüyse çözmek çok doğru ve şefkatli bir yaklaşım gibi görünebilir. Ancak bu tutum, çocuğun duygularını yönetme becerisinin gelişmesini engelleyebilir. Çünkü çocuk, küçük üzüntüleri ve zorlukları kendi yaşıyla uyumlu şekilde deneyimlediğinde sabretmeyi, beklemeyi ve hayal kırıklığıyla baş etmeyi öğrenir. Eğer her duygusu hemen giderilirse, ileride karşılaştığı zorluklarda daha kolay kırılabilir, kaygıya ya da öfkeye daha yatkın hale gelebilir.

Bu nedenle ebeveynlikte en değerli şey, çocuğu duygulardan korumak değil; yanında olup “Bu duyguyu yaşayabilirsin, ben buradayım.” mesajını vermektir. Bu mesaj, çocuğun hem dayanıklılığını hem de öz güvenini güçlendirir.

Mağazada istediği bir şey için kendini yere atan bir çocuk, birçok ebeveynin yaşadığı zorlu bir an. Bu tür bir kriz anında ebeveynlerin en sık yaptığı hatalar nelerdir? “Duyguyu görüp, kapsayıp, sonra sınırlarla seçenek sunma” yaklaşımı nasıl uygulanır? Özellikle çevreden gelen bakışların baskısı altında ebeveynler sakin kalmayı nasıl başarabilir?

Bu sahnede ebeveynlerden sıkça şu ifadeyi duyarız: “Evde anlaşıyoruz, çocuğum hayır kelimesini biliyor ama kalabalık bir ortamda tanıyamıyorum.” Biraz derinleştiğimizde görüyoruz ki, kriz anına yalnızca çocuğun sınır denemeleri değil, çevreden gelen bakışlar ve müdahaleler de dahil oluyor. Anne baba, hem çocuğunun tepkisiyle hem de dış baskıyla mücadele etmek durumunda kalıyor. Oysa unutulmamalıdır ki bu an, çocuğun gelecekteki duygusal gelişimi ve sağlıklı sınırları öğrenmesi için önemli bir fırsattır. Diğer insanların ne düşündüğü geçicidir; fakat ebeveynin sakin ve kararlı duruşu çocuğun iç dünyasında kalıcı bir iz bırakır.

Bu tür anlarda ebeveynlerin sık yaptığı iki hata vardır: İlki, krizi bitirmek için çocuğun istediğini hemen vermek; ikincisi ise öfkeyle azarlamak. İlki çocuğa “Yeterince ağlarsam istediğimi elde ederim.” mesajını verir, ikincisi ise “Duygularım kabul edilmiyor.” hissini yaratır. Her iki durumda da çocuğun duygu düzenleme becerisi zarar görür.

Bunun yerine ebeveynin yapması gereken, duyguyu fark edip yönlendirmektir. Yani önce duyguyu görmek, sonra kabul etmek, ardından sınır koymak ve son olarak alternatif sunmaktır. Örneğin; “Oyuncağı çok istediğini fark ediyorum.” duyguyu görmek, “Alamayınca üzülmen çok normal.” duyguyu kabul etmek, “Ama bugün bu oyuncağı almayacağız.” sınır koymak, “İstersen eve gidince birlikte oyun kurabiliriz ya da küçük bir top seçebilirsin.” alternatif sunmak.

Bu yaklaşım, çocuğun duygusunun anlaşıldığını hissetmesini sağlar ve sınırlar içinde seçim yapma fırsatı verir.

Ebeveynin bu süreçte kendi sakinliğini koruması da çok önemlidir. Derin bir nefes almak, göz teması kurmak ve içinden “Ben ebeveynim, çocuğumun yanındayım.” diyerek kendini hatırlatmak yardımcı olabilir. Çocuğun duygu regülasyonu kapasitesi henüz gelişim aşamasındadır; bu nedenle krizi yönetme sorumluluğu yetişkine düşer. Asıl öğrenme de bu anlarda gerçekleşir.

Çocukların dikkatini dağıtmak, örneğin düştüğünde “Aaa bak kuş geçiyor.” demek, yaygın bir yöntemdir. Bu yaklaşımın uzun vadede ne gibi sakıncaları olabilir?

Çocuğunuz düştüğünde ya da üzüldüğünde hemen “Aaa bak kuş uçuyor.” diyerek dikkatini dağıtmak kısa vadede işe yarıyor gibi görünebilir. Ancak bu durumda çocuk, “Acım ya da üzüntüm görülmüyor.” mesajını alır. Bu yaklaşım sık tekrarlandığında, çocuk “Acı, üzüntü ya da kaygı paylaşılmamalı.” düşüncesini geliştirebilir. Sonuç olarak, duygularını paylaşmamayı öğrenir ve zorlayıcı hislerle baş etmekte zorlanabilir.

O anda yapılması gereken, duyguyu yok saymak değil; aksine görmek ve yanında olduğunuzu hissettirmektir. Örneğin; “Evet, düştün, canın acıdı. Ben buradayım.” Böyle bir yaklaşım, çocuğun duygusunu yaşamayı ve bunun geçici olduğunu fark etmesini sağlar. Siz sakin kaldığınızda, o da zamanla acı veren duygularla baş etmeyi ve gerektiğinde destek isteyebilmeyi öğrenir.

Ebeveynler genellikle “sınır koymayı” “ceza vermekle” karıştırabiliyor. Duyguyu anlayan, şefkatli bir ebeveynlikle tutarlı ve net sınırlar koymak arasındaki denge nasıl kurulur?

Ebeveynler sıklıkla “sınır koymak” ile “ceza vermeyi” karıştırabiliyor. Oysa aralarında çok önemli bir fark vardır. Ceza, çocuğun duygusunu görmezden gelerek onu korkutmaya veya davranışını zorla değiştirmeye çalışır. Sonuç kısa vadeli olur; davranış değişse bile duygusal olarak olumsuz bir iz bırakır. Sınır ise çocuğun duygusunu kabul eder, ama davranışı güvenli ve öğrenmeyi destekleyen bir çerçeveye oturtur.

Örneğin; çocuk kardeşine vurduğunda, ceza olarak “Odana git, seninle konuşmuyorum.” demek yalnızca öfkeyi bastırmayı öğretir. Oysa sınır koymak, “Öfkelendiğini fark ediyorum ama vurmak yok. İstersen yastığa vurabilirsin.” demektir. Burada duyguyu anlamak, davranışa sınır koymak ve alternatif sunmak birlikte işler.

Kısacası, ceza korku yaratır; sınır ise güven ve sorumluluk duygusu kazandırır.

Duygu regülasyonu becerisi, tıpkı bir kas gibi pratik yaparak güçleniyor. Kriz anları dışında, ebeveynler bu beceriyi nasıl destekleyebilir?

Öncelikle ebeveynin kendi duygularına temas edebilmesi çok değerlidir. Aslında bu beceri her ebeveynin içinde vardır; yalnızca fark edilmesi gerekir. Duygu regülasyonu kriz anlarında değil, o anların dışında yapılan küçük farkındalıklarla gelişir. Krizler yaşanmadan önce duygular üzerine konuşmak ve aile içinde bu dili kurmak çok etkilidir.

Ben ailelere sık sık “Duygu kartları oluşturun.” diyorum. Günün sonunda yaşanan olayları duygular üzerinden konuşmak, çocuk için öğretici bir deneyimdir. Örneğin, anne ya da baba, “İş yerinde yapmam gereken bir şeyi yetiştiremedim, bu beni gergin hissettirdi.” diyebilir. Çocuk bunu duydukça, kendi duygularına da isim vermeyi öğrenir.

Duygu afişleri gibi araçlar kullanılabilir; ancak önemli olan bunların çocuğun ihtiyacına göre esnek biçimde uygulanmasıdır. Çocuğun o anki duygusuna temas etmek, yanında durmak, şefkati esirgememek en etkili regülasyondur.

Kısacası, önce kendi duygularımızla barışmayı öğrenelim; sonra çocuğun duygularına alan açalım.

Tüm bu çabanın sonunda, duygu regülasyonu becerisini sağlıklı biçimde kazanmış bir çocuğun ve gencin portresini çizer misiniz?

Bu bireyler kendi duygularını tanır, yoğun duygular karşısında kolayca dağılmaz ve zorlandıklarında kendilerini toparlama kapasitesine sahiptir. Çünkü çocukluktan itibaren, yaşına uygun krizleri yaşamış; ebeveynleri tarafından bu duyguları deneyimlemesine izin verilmiş ve süreç boyunca ona eşlik edilmiştir. Bu sayede duygusal bir dayanıklılık kazanmıştır.

Yetişkinlikte de zaman zaman kırılmalar yaşasa bile, bir kısmıyla kendi başına baş edebilir, gerek duyduğunda destek almaktan çekinmez. Sosyal ilişkilerinde empati kurar, karşısındakini anlar ve çatışmaları öfkeyle değil, iletişimle çözmeye yönelir. Akademik yaşamda da başarısızlık veya sınav kaygısı karşısında pes etmeden duygusunu yönetip yola devam eder.

Somutlaştırmak gerekirse; arkadaşı oyuncağını elinden aldığında hemen vurmak yerine “Üzüldüm.” diyebilen, sınavda zorlandığında paniğe kapılmak yerine derin bir nefes alabilen, başarısızlık yaşadığında “Ben kötüyüm.” demek yerine “Bu sadece zor bir an, geçecek.” diyebilen bir çocuk... Böyle çocuklar arkadaş ilişkilerinde daha anlayışlı, okulda daha motive ve hayatta daha dirençli olurlar.

Kısacası, duygu regülasyonu güçlü bir çocuk hem kendi iç dünyasında hem de çevresiyle kurduğu ilişkilerde daha güvenli, dengeli ve barışçıl bir yaşam sürer.

Son olarak, bu konuda kendini geliştirmek ve çocuğuna daha bilinçli bir rehber olmak isteyen ebeveynler ve eğitimciler için ilk adım ne olmalı?

Duygu regülasyonu konusunda kendini geliştirmek isteyen ebeveynler ve eğitimciler için ilk adım, aslında çocuğa değil; kendine bakmaktır. Çocuklar söyleneni değil, gördüklerini öğrenirler. Bu nedenle yetişkinin kendi duygularını nasıl yaşadığı, çocuğa doğrudan model olur. Eğer bu konuda farkındalık kazanmak istiyorsak, kendimize şu soruları sormak iyi bir başlangıçtır: “Ben duygularımla nasıl baş ediyorum? Öfkelendiğimde ya da kaygılandığımda ne yapıyorum?”

Günlük yaşamda küçük farkındalıklarla bu beceriyi güçlendirmek mümkündür. Duyguların sık sık konuşulması, onları fark etmeyi ve dönüştürmeyi kolaylaştırır. Çocuğun duygularını adlandırmak (Şu an üzgünsün, fark ediyorum.), kendi duygularını paylaşmak (Ben de yoruldum ama dinlenince geçecek.), sakin anlarda duygu oyunları oynamak ya da nefes egzersizleri yapmak bu sürecin temel taşlarıdır.

Eğitimciler içinse sınıfta duygulara alan açmak, öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir ortam sağlamak ve kendi sakinlikleriyle model olmak çok önemlidir.

Kısacası, önce kendi duygularımızla barışmayı öğrenelim, sonra çocukların duygularına alan açalım.