Çocuğun Yetişmesinde Babanın Rolü / Sedat Ertekin
Araştırmalar gösteriyor ki; çocuğun yetişmesinde babanın rolü anneninkiyle eşittir. Umarım ki şaşırmadınız. Çocuğun kişiliğinin oluşmasında, psikolojik ve zihinsel gelişiminde babanın çok önemli bir rolü vardır. Ahlakı, kişiliği ve duruşu düzgün bir baba, çocuğun her türlü gelişiminde etkin bir rol oynar.
Babasından ilgi ve sevgi gören çocukların arkadaşları ile ilişkilerinde daha uyumlu, liderlik özellikleri gelişmiş, yetenekleri artmış çocuklar olduğu gözlenmiştir. Anne ve babanın birbiriyle uyumlu olmasının, çocuğun yetiştirilmesinde, tüm ihtiyaçlarının karşılanmasında çocuğun sorumluluk alması, kendisiyle ve dünya ile barışık, mutlu bir birey olmasında çok olumlu katkıları vardır.
Çocuğuna vakit ayıramayan bazı babaların, çocuğun her dediğini yaparak veya her istediğini alarak sorumluluğunu yerine getirdiğini zannetmesi yanlıştır. Bu davranış, çocukla duygusal yakınlığın yerini tutmaz. Bunun yerine, çocukla vakit geçirmek, onunla oynamak, sohbet etmek daha verimli ve daha doyurucudur.
Babanın çocuğa oyun arkadaşı olması, konuşması, kitap okuması, dokunması çocuğun zekasını da olumlu yönde etkilemektedir.
Çocuğun yetişmesinde annenin ve babanın rolleri ayrı ayrıdır. Her ikisinin de olmazsa olmazları vardır. Baba tarafından çocuğa kazandırılması gereken bazı duygu, ahlak, kimlik veya kişilik özellikleri var ki; bunu annenin veya başka birinin gerçekleştirmesi çok zor. Babanın olmadığı durumlarda yine de bu rolü amca, dede veya büyük ağabey gibi bir yakınının üstlenmesinde büyük faydalar vardır.
Çok basit bir tespitle konuya biraz daha girelim. Herkes etrafında gözlemlemiştir ki; bir şekilde babasız yetişen çocuklarda kişilik bozukluğu, güven eksikliği, içe kapanma, sosyal mücadelede zayıflık gibi bir sürü psikolojik sorunlar görülmektedir. Aynı sorunlara ilgisiz baba tarafından yetiştirilen çocuklarda da sıkça rastlanmaktadır.
Babalar bilinçaltımızın gizli kahramanlarıdır. Babamız yanımızdaysa korkmayız ve kendimizi güvende hissederiz. Güven duygusu dahi başlı başına çok önemli bir olgu. Çünkü kendinizi güvende hissetmezseniz hiçbir şey sizi mutlu ve huzurlu edemez. Size konuyla ilgili bir abimizin hislerini aktardıktan sonra asıl mevzuya tekrar dönelim.
“Babam öldüğünde 40 yaşındaydım. Kendimi mahvolmuş kimsesiz yersiz yurtsuz kalmış olarak hissettim. Sanki dayandığım duvar çökmüş, kolum kanadım kırılmıştı. Oysaki böyle düşünmemi gerektirecek bir sebep yoktu. Evli ve iki çocuk babası bir mühendisdim, üstelik işim gücüm de yerindeydi. Fakat babam yaşarken benim için hep bir güvenceydi. Çünkü başım ne zaman sıkışsa, o güveneceğim ve sığınacağım bir limandı.”
Sevgili okurlar görüyorsunuz ki; babalar, -bırakın çocukları- 40 yaşındaki evli barklı adamlar için dahi psikolojik, maddi ve manevi dayanak noktaları…
Baba ailenin dışa açılan kapısıdır. Baba çocukta, özgüven, güç, kuvvet, yaşam karşısında güçlü olma gibi duyguları besler. Anne ise çocukta merhamet ve vicdan gibi duyguların gelişmesini sağlar.
Baba ilgisizse çocukta özgüven sorunu oluşur. Anne ilgisizse merhamet problemi ortaya çıkar. Babanın ilgilenmediği çocuklarda anneden gelen duygular ağır basmaya başlar. Bunun en uç örneği özellikle erkek çocuklar için kadınsı davranışlardır. Bir zorluk karşında kızlar üzülüp ağlarken, erkekler daha serinkanlı olur ve onları teselli ederler. Oysaki günümüzde bazı koca koca delikanlılar basit bir sıkıntıda oturup ağlayabilmekte ve gereksiz şekilde duygusallaşabilmekteler. Bu da onların yetişmesinde babanın eksikliğini gösterir. Erkek çocukların erkeksi davranış kazanmaları açısından da babanın varlığı son derece önemlidir. Bu durum çocuğun cinsel rol gelişimini de olumlu anlamda etkiler.
Baba aile içindeki kararlarda güçlü bir konuma sahip değilse, çocuk da kendi arkadaşları içinde daha pasif davranışlar sergiler. Babanın üstlendiği rollerden birisi de disiplin ve geleceği planlamadır. Baba aynı zamanda ailenin de reisidir. Dolayısıyla liderlik konusunda da çocuk babayı örnek alacaktır. Ne kadar iyi bir baba isek, inşallah o kadar iyi bir çocuğumuz olacaktır.
Babalar ayrıca çocuğun çevreyi keşfetmesinde, cesur davranmasında ve bağımsız hareket etmesinde önemli rol oynar. Babadan ilgi, sevgi ve şefkat gören çocuklar yaşıtlarıyla iyi ilişki içerisindedirler. Kendilerine güvenirler ve liderlik özelliklerine sahip olurlar. Babası otoriter çocuklar ise daha çok çekingen ve kendine güvensiz olurlar. Ayrıca anneler çocuğu baba ile korkutmamalıdır. “Akşam gelince seni babana söyleyeceğim” tarzı tehditler çocukların babadan soğumasına neden olur. Çocuk anne ve babasına tam manada güvenmeli, her halukarda onu sevdiğini, çocuğun başına ne gelirse gelsin ona sahip çıkacağını ve bırakmayacağını bilmelidir. Bu, dıştan gelen tehditlerde çocuğun korunmasında etkilidir. Mesela bir cinsel taciz durumunda, çocuk anne ve babadan çekinir ve korkarsa bunu ailesine söyleyemeyebilir. Bu konuda çocuğa gerekli eğitim anne ve baba tarafından verilmelidir. Dolayısıyla çocuklar asla sevmemekle tehdit edilmemelidir. Onların tüm dünyası ailelerinin sevgi dolu ortamıdır. Bu ellerinden alınacak olursa geriye ne kalır ki...
Şenel İlhan Beyefendi'nin söylediği gibi, çocuklar disiplinden taviz vermeden bazen şımartılmalıdır. Bu davranış çocukta, “anne ve babam beni seviyor” duygusu oluşturur. Anne ve babam beni seviyorsa; öyleyse herkes de beni seviyor diye düşünür. Çocuk herkesin kendini sevdiği düşüncesi ile çevresiyle uyumlu ve sevgi dolu bir çocuk olur. Tersi durumda “annem babam beni sevmiyor, zaten dedem de sevmiyor, komşular da sevmiyor, kimse beni sevmiyor” duygusuna kapılır. Bu da onun sevgi potansiyelini, kişilik ve psikolojik gelişimini olumsuz etkiler ve çocukla çevresi arasında sorunlar çıkar.
Çocuğunuza karşı takdir cimrisi de olmayın. Çocukların başarılarını takdir edin ve önemseyin. Bunu onların gıyabında değil yüzlerine karşı yapın. Bu tür davranışlar çocukları motive eder ve başarılarını artırır. Ayrıca kişilik gelişimlerini olumlu etkiler ve çocukta özgüven duygusunu geliştirir. Başarısızlıklarında ise anlayışlı yaklaşın ve “Aslında biraz daha gayret edersen bu işi kolaylıkla başarabilirsin.” gibi onları olumlu şekilde motive edin. Yıkıcı ve küçük düşürücü eleştirilerden de kaçının.
Boşanmadan kaynaklanan baba yoksunluğu, ölümden kaynaklanan baba yoksunluğuna göre daha kötü sonuçlar doğurur. Çocuğa bir otorite olarak değil bir insan olarak yaklaşılmalı, onunla empati (duygudaşlık) kurarak çocuğun duyguları anlaşılmaya ve algılanmaya çalışılmalıdır. Çocuktan büyüklerin davrandığı gibi davranışlar beklenmemelidir. Yani çocuk mutlaka koşacak, oynayacak ve yaramazlık yapacaktır. Çocuktan bir koltuğa oturup sessiz ve sakin oturmasını beklemek hata olur. Bununla birlikte çocuğa “sen” iletiyle değil “ben” iletiyle yaklaşılmalıdır. Sen ileti genelde suçlayıcıdır. Yani sen yaramazlık yapıyorsun, mızıkçılık yapıyorsun gibi. Bunun yerine “çok gürültü yaptığında başım ağrıyor” gibi ben iletileri, davranışını değiştirmek konusunda sorumluluğu çocuğa verir ve daha etkili olur.
Peki, çocuğa karşı abartılmış ilgiye ne demeli. Tabi ki bu da yanlış. Kendisi kötü ve zor şartlarda yetişmiş bazı eğitimli veya eğitimsiz aileler, yaşadıklarının tam zıddını yaparak çocuğa sınırsız bir serbestlik tanımaktalar. “Aman ben yiyemedim o yesin. Aman ben giyemedim o giysin. Çocuğumun her dediğini yapmalıyım yoksa psikolojisi bozulur.” gibi düşünüp, çocuk ne istiyorsa doğru yanlış demeden yerine getirmekteler. Böyle yetişen bir çocuk bencil, hedonist ve tatminsiz olur. İlerde elde etmesi gerekeni elde etmek için hiçbir şeyden çekinmez. Hatta o kadar tatminsiz olabilir ki her tür cinsi sapıklığa da düşebilir. Dolayısıyla çocuğa her istediğini koşulsuz vermek veya her istediğini yapmak onun kuyusunu kazmaktır.
Çocuğun uygunsuz istekleri karşılanmamalı, bunların sebepleri çocuğa uygun şekilde açıklanmalı, bazı istekler zamana bırakılmalı veya şarta bağlanmalıdır. Mesela; “Sana istediğin bisikleti alırım ama bu yıl karnende teşekkür getirirsen...” denilebilir. Bilinmelidir ki; bir şey ne kadar zor elde edilirse izafi değeri o kadar büyük olur. Çocuklarımızı kolaycılığa alıştırmayalım. Çünkü hayata atıldıklarında hiçbir şey kolay olmayacak...
Tarihimizde büyüklerimizin, peygamberlerimizin ve salihlerin çocuk eğitimi ile alakalı kıssaları pek çoktur. İlk aklıma gelen Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in kıssasıdır. Bu nasıl bir terbiyedir ki; evlat kurban edileceğini bile bile babasına teslimdir. Çünkü Hz. İsmail’in gözünde babası yanlış yapmaz. O haktan ve hakikatten yanadır. Bizler de öyle dürüst ve ahlaklı olmalıyız ki; çocuğumuz bizden emin olsun. Eğer yalan konuşursak, verdiğimiz sözde durmazsak, hal ve hareketlerimiz yalama olmuşsa çocuğumuzun gözünde de belli bir süre sonra güvenilirliğimiz kaybolacaktır.
Babanın en önemli rollerinden biri de çocuğun cinsel gelişimi üzerindeki etkisidir. Kız ve erkek çocuğun kendi cinsiyet rolüne ait özellikleri ancak sağlıklı bir modelin izlenmesi ve taklit edilmesi yoluyla gelişebilmektedir. Babanın aile içindeki tavrı, fonksiyonu, çocuğuyla kurduğu yakın, açık ve güvenli bir ilişki, özellikle erkek çocuğunun baba ile özdeşleşmesini kolaylaştırmakta ve kendi cinsiyet rolünü geliştirmesine yardımcı olmaktadır. Bu manada erkek çocuğunun taklit edebileceği ya da yakın ilişki kurarak özdeşleşebileceği bir modele ihtiyacı vardır ki, bu da babadır.
Çocuğa kızarak, azarlayarak, değer vermeden nasihat etmek yerine, onu önemsediğini ve değer verdiğini göstererek nasihat etmek daha etkili ve faydalıdır.
Babaların evden kısa ve uzun süreli ayrılıklarının çocukları olumsuz yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Mesela askerlik ve iş dolayısıyla uzun süreli evden ayrılmalar sonucunda özellikle erkek çocukların okul başarılarının düştüğü ve daha güvensiz ve anneye daha bağımlı hale geldikleri, davranışlarının bozulduğu gözlemlenmiştir. Bu annenin yükünün artmasına ve daha tahammülsüz hale gelmesine yol açar. İyi bir baba ve iyi bir rol model olmak dileğiyle…
