Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Cebrail ve Susen Mutlu Bir Aile

Bu Yazıyı Paylaşın:
Cebrail ve Susen  Mutlu Bir Aile

Üstadın dizeleri yeniden doğmuş gibi İslam‘a koşanların gönül dünyasının yansıması adeta. Evet 21. Yüzyılda insanlar akın akın İslam‘a koşuyor. Her gün yeni bir hidayet yolcusunun haberini duyuyoruz, televizyonlarda, gazetelerde. Hemde; maalesef biz müslümanların Yüce İslam‘ı yeterince anlatamadığı halde.. İslamiyet hakkında çıkan bunca karalama haberler, komplo teorilerine rağmen, Cenabı Hak kendi dini ile şereflendirdiği, arındırdığı binlerce kişiyi İslam halkasına dahil ediyor. Gönüllere ışıklar düşüyor artık. Ve İslam düşmanları buna engel olamıyorlar, olamazlarda!. Mevla yarattığı kulunun tüm ihtiyaçlarını en iyi bilen değil midir? Ne dünyevi zenginlikler, ne şöhret, ne makamın verdiği sahte özgürlükler.. Zevkler ve geçici mutluluklar kulluğun sırrına ermiş bir mü’minin secdedeki huzurunu veremez hiç kuşkusuz. İşte kulluğun sırrına ermiş iki güzel insan. Cebrail ve Susen. İslam’la şereflenmişler. İşte şimdi ekibimiz Almanya’nın Duisburg şehrinde. Müslüman olduktan sonra Cebrail ismini alan Peter Doha ve eşi Susen ile birlikte.

Üç yıl önce İslam’ı seçip Müslüman olup huzurlu bir yuva kurmuşlar. Batının çökmüş aile yapısına rağmen şimdilerde oğulları Mikail, kızları Meryem ile birlikte örnek bir aile olarak hayatlarını sürdürüyorlar. Şimdi Cebrail’in hidayet yolculuğunu dinliyoruz.

CEBRAİL: İsmim Peter Doha idi. Şimdi ismim Cebrail oldu. 1970’te Kerpen’de doğdum. Hauptschule okulu mezunuyum. Üç yıllık evliyim. Ailemle bir şeyler yapmak, oğlum Mikail, Kızım Meryem ve kedim Lucky ile oynamak, çocuklarımla alış verişe gitmek hobilerimdir. “Roller” tipi Motor sürmeyi çok seviyorum. Ev işlerine yardım etmekten yemek yapmak, bulaşık yıkamaktan çok hoşlanırım.

Sahip olduğu huzurlu yaşantısını İslam’a borçlu olduğunun farkında Cebrail. Batının kargaşalı ve bozuk ortamı içerisinde dahi samimi kişiliğini koruyabilmiş bir insan… Cebrail tüm bu güzel özelliklerini; İslamiyetle birleştirebilmiş. Cebrail Müslüman olmasını ve değişimini şöyle anlatıyor:

Müslümanlar hakkında olumsuz fikirlerim vardı

CEBRAİL: İş arkadaşımın namaz kıldığını gördüm, merak ettim ve ne yaptığını sordum. Oda bana; namazın ne olduğunu, günde kaç kez namaz kılındığını ve sebeplerini anlattı…

Merakım daha da artmıştı. Konuyu biraz daha araştırmak istedim.. Okul zamanımda oluşan merak ve araştırmam devam etti. Sonra Duisburg’a, şimdiki komşularımın Abdulbaki Kanza’nın yanına taşındım. Daireyi gezerken camdan baktım ve camiyi gördüm. İlk önce ne olduğunu bilmiyordum. Sonra camide ne yaptıklarını sordum. Müslüman olma sürecim tabiî ki belli araştırmalarım, düşüncelerim sonucu olgunlaştı. Araştırmam bir süre devam etti. Müslümanlar hakkında bazı olumsuz fikirlerim vardı. Mesela namus cinayetini duymuştum. Bunlar benim bilmediğim ama kafama takılan konulardı. Bunun gibi konulara bir cevap vermesi için komşumuza gittik evde büyük oğlu Zeni vardı. Oturduk çay içtik ve ben ona din hakkında sorular sordum. Zeni’yle uzun uzun konuştuk ben sordum o cevap verdi. Mesela “ezanın” ne olduğunu sordum. Bana hiç sıkılmadan anlattı.

“Hadi sen de gel, camiye gidelim“ dedi. Birlikte camiye gittik, onları izledim, çok etkilendim. Tüylerim diken diken oldu.. O zaman daha Hristiyandım. Onlara namazla ilgili daha detay şeyler sordum. Kaç kez namaz kılındığını ve namaz kılmadan önce neler yapılması gerektiğini sordum. Bana namaza başlamadan önce abdesti anlattı. Namazı çok merak etmiştim..Onlar da cevapladılar. Namazla ilgili sorularım ve aldığım cevaplar beni İslam’a yöneltti.. Yani diyebilirim ki, benim Müslüman olmama “namaz” vesile oldu... Elhamdulillah 3 senedir Müslüman’ım.

Cebrail sorularına bir cevap arar. Onun bu arayışlarına yardımcı olan Abdülbaki bey ve ailesi Cebrail ve Susen’in o heyecanlarına tanıklık ederler. Bu örnek aile; yaşantıları ile Cebrail ve Susen’in İslam’a bakışlarının değişmesine vesile olurlar. O günleri şöyle anlatıyor:

CEBRAİL: Müslüman olduğum için çok mutluyum. Sonra Süsen’in yanına gittim ve Müslüman olmak istediğimi açıkladım ve “Seninle de evlenmek istiyorum” dedim. Oda benimle birlikte Müslüman olmak istediğini söyledi. Daha sonra komşularımızın yanına gittik ve onlara anlattık. Ama Abdulbaki kardeşim evde değildi onu aradılar ve geldi. Gelince bize önce camiiye girmeden yıkanmamız gerektiğini anlattı. Sonra hocaya gittik… Hiç unutamam Hoca bizi çok güzel karşıladı.. “Selamün aleykum“ dedik ve bize “Aleykümselâm“ dedi. Hoca bizim nikâhımızı kıydı ve sonra da bizi tebrik etti. Orada Elhamdulillah Müslüman oldum. Hristiyan olarak hiç de mutlu değildik. Müslüman olduğum için çok mutluyum.

Cebrail ve Susen’in İslam’ı tanımasına vesile olanlardan biride Zeni. O Mardin’den Almanya’ya çalışmaya giden bir gurbetçi ailenin küçük oğlu. Onların arayışlarını ve Hakkı bulmalarını anlatan Zeni, Müslümanlara çok iş düştüğünü söylüyor.

İslâm dini çok güzel bir din

CEBRAİL: İslam dini çok güzel bir din. Bizim için en büyük nimet, dinini güzel yaşayan Müslümanlar’la komşuluk yapmış olmamızdı. Onların vesilesi ile biz İslam hakkında bilgi sahibi olduk. Aslında Müslümanlar’ın Hristiyanlar’a sürekli olarak gerçekleri anlatması gerekiyor. Ben inanıyorum ki, yanlış yolda olduğunu öğrenen pek çok Hristiyan hemen Müslüman olacaktır.

İslam ile şereflenmeden önce Hristiyan olan Cebrail dinini yaşamaya çalışıyordu. Fakat yaşamaya çalıştığı Hristiyanlık aslında onu tatmin etmiyordu. Avrupa’da ve Almanya’da insanlar Hristiyanlık dininde istediklerini bulamıyor aslında. Hristiyanlık ile ilgili tatminsizlik sadece Cebrail’in sorunu değildi. Hristiyanlık inancındaki yani Avrupa’daki kilisenin sorunu çok büyüktü. Allah’tan uzaklaşmış bir din anlayışı yaşayan kilise Hz. İsa’yı takib ettiğini söylüyor. Fakat heykelleriyle ve Allah’ın kanunları yerine yaptıkları kendi kanunlarıyla yaşıyorlardı.. Batı dünyası Hz. İsa’nın savaş açtığı yanlışları savunuyordu. İşte bu yanlışlar Cebrail ve onun gibi hakikati arayanlara pekte samimi görünmüyordu.

Okulda kiliseye gitmeye mecburduk

CEBRAİL: Müslüman olmadan önce Hristiyan’dım. Okulda kiliseye gitmeye mecburduk. Ama kiliseye gitmeyi hiç sevmiyordum. Dördüncü sınıftan sonra “ayine” de gitmemiz gerekiyordu. Daha sonra “komünyon ayinine” gittim ve bunların hiç hoşuma gitmediğini fark ettim. Büyüyünce kararımızı değiştirebileceğimizi öğrendim. Gerçeği söylemek gerekirse kiliseye istekli gitmedim. Kilisenin atmosferi hiç hoşuma gitmiyordu. Sanki eski ve antik dünyanın karamsar, yıkıcı kasveti heryeri kaplıyordu. Kilisede bir ruhanilik olmadığı gibi kiliseye giden insanlarda da ruhî bir beraberlikleri yoktu. Ben oraya giden insanların hiçbir zaman aradıkları gerçeği ve mutluluğu bulabileceklerine inanmıyorum…

-Nerde mü’min varsa benim kardaşım

Dâvâsı Kur’an’sa gönül sırdaşım

Gülistan yapacak kanlı gözyaşım

Allah bir, din İslâm, mü’min kardaşız;

Kul Sa’dî böyle ifade ediyor İslam kardeşliğini. Yitiğini bulan insan nasıl mutlu ise Cebrail’de öyle mutlu şimdilerde. İslam dinini ve Müslümanlar’ın samimiyetini çok seviyor.

CEBRAİL: İslam’da herkesle kardeş gibisin. Derdini, üzüntünü, sevincini paylaşıyorsun diğer bir Müslüman’la kan bağın olmasa da rahatça paylaşabiliyorsun… İstediğin her soruyu kimsenin gülmeyeceğini bilerek rahat bir şekilde sorabiliyorsun. Bir sorun olduğu zaman biri bilmese bile diğer bir kardeşimiz geliyor ve anlatmaya çalışıyor. Bence çok hoş ve çok rahatlatıcı. Bu cemaate severek geliyorum ve dinimi değiştirdiğim için hiç pişman değilim Elhamdulillah.

Almanya’da doğmuş ve orada büyümüş Cebrail!. Yüzyıllar önce Avrupaya gelen German kavimlerinin torunlarından. O kültürle yaşayıp o kültürle büyüyor. Okulda evde ailede hep o kültürle yetişiyor. İslam’ın konuşulmadığı; hatta, Müslümanlar’ın kötülendiği bir toplumda yaşıyor. Yüzyıllardır bu topraklara perçinlenmiş Batıyı ve Batılıyı yok sayıyor ve Müslüman oluyor. İnsanın kendi küçük gönlünde başarabildiği ne büyük bir değişim.. Tıpkı asırlar önceki ilk Müslümanlar gibi…

CEBRAİL: Dinimi değiştirdiğim zaman kendimi kurtarılmış hissettim. Sanki yeni doğmuş gibiydim. Hafifledim sanki. Çünkü artık Hıristiyan değildim. Hayatım sıfırlanmış ve ben yeni bir hayata başlıyor gibiydim. Ben bunu çok severek yaptım. Bize anlattılar ki “Müslüman olunca önceden yaşadığın tüm günahlar, her şey siliniyormuş“.. Belki inanamazsınız ama; ben de gerçekten öyle hissettim. Ben şimdi çok mutluyum. Çok güzel bir evliliğim var. Çok iyi arkadaşlarım var ve çoğunluğu Müslüman çok iyi komşularımız var. Ben burada çok mutluyum elhamdulillah hayatımdan çok memnunum. Allah’ım beni kabul etti ve benim kalbime o duyguyu yerleştirdi. Zaten kalbinde bir şeyler hissediyorsun. İmam da ”Kalbinde o duyguyu hissetmezsen Müslüman olmaya hazır değilsindir.“ demişti. Elhamdulillah Müslüman oldum, çok isteyerek severek oldum. Biri bana da sorsa bende öğrendiğim herşeyi ona anlatmaya ve Müslümanlığına vesile olmaya çalışırım..

Müslüman bir ailede doğup yaşamasına rağman maalesef, namaz kılmayan ne çok Müslüman var bizim toplumumuzda. Oysa yedi yaşından itibaren namaz kılmakla yükümlüyüz.. Ergenlik devri ile namaz farz oluyor Müslümanlar’a. Şöyle bir bakalım camilerimize!. Namaz vakitlerinde bomboş. Namaz, sadece yaşlanınca yapılacak bir ibadet gibi telkin ediliyor şimdilerde. Gençlerimiz namazın ne olduğunu bile bilmiyor çoğu zaman. Bu kadar mühim bir ibadeti hafife alıp gafil olmak ne kadar acı.

İlk önce Almanca namaz kılmayı öğrendim

CEBRAİL: Almanca namaz kılmayı öğrendim ve kıldım. Yine bir şeye başlamadan önce “ Bismillahirrahmanirrahim” diyorum. Namazı şimdilik sadece Almanca biliyor ve kılıyorum. Komşularımla birlikte öğrendim. Arapça öğreniyorum ve günde 5 kez namaz kılıyorum. Camiye de gidiyorum. Herkes yardımcı oluyor. İlk namaz kıldığımda hiçbir şey bilmiyordum. “Zeni” bana; onun gibi yapmamı, ilk önce hareketleri öğrenmem ve anlamam gerektiğini söyledi. Bir süre sonra duaları öğrendim. Almanca Kuran’dan da açıp okuyabiliyorum. Tabi ki komşularımdan çok şeyler öğrendim. Allah onlardan razı olsun…

Oruç ibadeti Nâil olduğumuz sayısız nîmetlerin kadrini hatırlatan, fânî lezzetlerden vazgeçip bâkî lezzetlere nâil olmanın sırrına kavuşmadır. Oruç, hayat mücâdelesinde zarûrî olan “sabır, irâde, nefsî arzulardan uzaklaşma” gibi hallerin eğitimi ile ahlâkî durumumuzu zirveye ulaştırır. Yine bu ibâdet, nefsin bitmez tükenmez arzularına karşı insanın şeref ve haysiyetini koruyucu bir kalkandır adeta.

İlk orucum bana çok zor geldi

CEBRAİL: Ramazan ayında ilk defa oruç tutuğum zaman bana çok zor geldi. Çünkü alışık olmadığım bir şeydi. Çoğu kişi ilk zamanlarda zaten yavaş başlamamı önerdi. Şimdi neden öyle dediklerini daha iyi anlıyorum. Orucun sayesinde yemeğin değerini daha iyi anlıyorum. Yoksullara yardımcı olmamız gerektiğini de anlıyorum. Oruç çok sosyal bir ibadet. Birbirimizle daha yakından ilgilenmemizi sağlıyor. Zaten sevabını da Allah verecek inşaallah.

Birde ilk namazımı arkadaşlarla birlikte kılınca kendimi çok iyi ve kurtulmuş hissettim. Çünkü Allah beni kabul etmişti. Onlarla birlikte namaz kılmak çok güzel bir duyguydu ve gurur vericiydi. “Allah’ın kabul ettiği kul olmak” onurunu namazda yaşıyorum.

Her nimetin bir külfeti vardır hiç şüphesiz. Cebrail İslam nimetine kavuşur ancak tepkilerde görür. Her haliyle temiz ve samimi olan Cebrail’in çevresinden gelen tepkilerde birbirinden farklı olur. O, yaşadığı Avrupa inanç ve hayat öğretilerini terk ederek yepyeni bir hayata merhaba der. Hiçbir zaman diğer Almanlarla ilişkilerini kesmez. İslam’ı öğrendiği kadarı ile onlara da anlatmak ve onların da kurtuluşuna vesile olmak en büyük arzusudur.

Arkadaşlarım benimle alay etti

CEBRAİL: Eski iş arkadaşlarıma anlattığım zaman tepkileri farklı oldu. Depo amirim bana ”Sen delirdin mi ?” dedi. Sebep olarak da televizyonda duyduğu şeyleri söyledi. Bir kısım arkadaşlarım da “Ne güzel, nasıl daha iyi hissediyorsan kendini; öyle davranmalısın” gibi normal bir duyguyla karşıladılar.. Benimle bir problemleri yoktu benim de onlarla bir problemim yoktu. Başka bir iş arkadaşım da vardı hocalık okumuş. Gerçi özel hayatında İslam’ı pek yaşamıyordu. Onunla çok iyi anlaşıyorduk. O da çok sevindi. Eşimin Müslüman olduğuna da ayrıca sevindiler… Eşimin ailesi biraz sorun yaşattı. Bize 11 Eylül’ü hatırlattılar. Ama ben “Benim tanıdığım insanların öyle olmadığını” ve “huzurla, barışla yaşamak” istediklerini anlattım. Ve sonuçta onlar da açıklamalarımı kabul etti.

Ama kendilerinin Hristiyan kalmak istediklerini söyledi. Müslüman olmaya ikna etmeye çalışmamamızı söylediler. Ben de onlara bizim öyle bir şey yapmayacağımızı çünkü bizi de kimsenin zorlamadığını kendi isteğimizle Müslüman olduğumuzu anlattık. Ve onlara söz verdim. Kuran’a yemin ettim. Öyle insan öldürmek gibi delilikler yapmayacağımı bombalarla falan işimin olmayacağını çevremin de benim gibi olduğunu ifade ettim. Fakat Amirimin bu kadar olumsuz ve sert tepki göstermesine şaşırdım doğrusu.

Herkes kendi kararını kendisi verebilmeli. Kimse inancından dolayı kınanmamalı… Almanya’daki yasaya göre 14 veya 16 yaşından itibaren herkes istediği dini seçebilir. Ona bu tepkisinin yanlışlığını, Müslümanlar’ı bilmediğini, herkesi ayni kefeye koyduğunu, sormadan, soruşturmadan; ön yargılı davrandığını söyledim. Pozitif tepki gösterenlerle de güzel uzun ve çok güzel sohbetlerimiz oldu. İş yerinde mola verdiğimizde çay kahve içerken konuştuk, beni olduğum gibi kabul ettiler. Hiç problemimiz olmadı. Onlar da bana sorular sordu. Neden böyle yaptığımı sordular. Ben de onlara size nasıl şimdi anlatıyorsam öyle anlattım. Onlara Hristiyanlar’ın dini gününün pazar günü kilisede, bizimkinin ise cuma günü camide olduğunu anlattım. Yine, Katoliklerde Jesus; İslam’da İsa dendiğini, ama ayni kişiden bahsedildiğini veya Cebrail ve Mikail’in melekler olduğunu Hz. Yusuf’un İslamiyet de de bir peygamber olduğunu anlattım. Onlar da bunu normal bir şekilde kabul ettiler. Hiçbiri ile hiç problemimiz olmadı. Hepsiyle iyi arkadaştık şimdi daha da iyi arkadaş olduk. Herkes birbirini olduğu gibi kabul ediyor.

Yaşadığı topraklarda, çevresinde yaşayan kültürü, yüzyıllarca hükmetmiş inaçları terk eder Cebrail… Artık onun için önceden yaşadığı tüm inançların yerini İslam’ın emir ve yasakları alır. Sahip oldukları İslam nimetini bilmeyen gafil Müslümanlar’a örnek olurcasına bir hayat yaşıyor şimdilerde. Batıda yaşayan diğer Müslümanlar’ın hayatlarında olduğu gibi Cebrail’in hayatında da çok şeyler değişir.

Hayatımda her şey güzelleşti

CEBRAİL: Benim hayatımda herşey değişti, insan olarak da değiştim. Hocanın ve komşularımın da dediği gibi “Sakin olacaksın, mantıklı düşüneceksin, mali işlerde daha başarılı olacaksın”… Elhamdulillah hepsi de doğru çıktı, daha sakin oldum, sağlıklı yaşamaya başladım, yemek tarzım da değişti. Hristiyan’ken domuz eti yiyordum şimdi bir Müslüman olarak bu yasak. Ama benim bununla hiç bir problemim yok. Hindistanlı olan ve başka bir dine mensup bir iş arkadaşım sayesinde ben Müslüman olmadan önce zaten domuz etini bayağı azaltmıştım. Şimdi kesinlikle yemiyoruz. Sabahları kalkıp abdest alıyorum. Sonra namaz için hazırlanıyorum. Kâbe’ye doğru duruyorum ve 2 rekât sünnet ve 2 rekât farz olarak namazımı kılıyorum. Bitince duamı ediyorum. Sonra kahvaltımı ediyor ve diğer namaz vaktini bekliyorum. Maalesef henüz arapça namaz kılamıyorum. Camideki kardeşlerimle birlikte camide namaz kılarken hep Almanca okuyorum bu da beni biraz rahatsız ediyor. Yoksa başka bir problemim yok, mutluyum. Maalesef hayatımda bir eksik nokta var o da Hacca gidememiş olmamdır.. Allah’ın yardımıyla her şey yolunda giderse ailemle gitmek istiyorum.. Oraya giderken borçsuz olmak istiyorum. Oraya tüm ailemle gitmeyi çok istiyorum. Orayı, o havayı, o ihtişamı yaşamayı çok arzu ediyorum. Dua edin de en kısa zamanda nasip olsun inşaallah.

Avrupa’dan doğan İslam güneşi ışıl ışıl aydınlatıyor karanlık batıyı. Onlar medya ile tehlike göstere görsünler İslam’ı ve Müslümanlar’ı ama; “Aklı selim” insanlar kanmıyor bu yalana. İşte bunun somut örneklerinden biri Cebrail. O tüm kötü propagandalara rağmen İslam’ı seçti. Müslümanlar’a çok iş düştüğünü her fırsatta ifade ediyor Cebrail.

Milyonlarca insanın İslam’a muhtaç olduğu günümüzde batıl güçler hiç durmadan çalışıyor. Bilhassa batılı medya.

İslâm’ı sadece terör olarak bilirdim

CEBRAİL: Bence 2. Dünya Savası’ndan beri insanlar Müslümanlar hakkında sadece “terör” yaptıklarını uydurmaya çalışıyorlar. Daha kötüsü de diğer insanlar bunun; doğru olup olmadığını da sorgulamıyorlar. Herkesi aynı kefeye koyuyorlar. Ben bunu hiç yapmadım. Hristiyanken de Müslümanken de yapmadım. Neden böyle düşündüklerini ben de bilmiyorum. Bence araştırsınlar, arkadaşlarıyla ya da aileleriyle oturup konuşsunlar. Biz nasıl komşularımızdan sorup öğrendik. Onlar da sorup konuşsunlar. Bir şeye dışarıdan laf atmak veya kötülemek yerine içerisine girsinler ve araştırsınlar. İslamiyet’in onlar için ölü hayatlarını diriltecek ilaç olduğunu görsünler. Benim son sözüm ve mesajım da iyi olan Müslümanlar hep öyle iyi kalsınlar. Onlarla tanışmayı çok isterim. Hangi ülkeden milletten olursa olsun ve hep bir olalım ve hep bir İslam kardeşliği içinde kalalım..

MAHRUM ETME CENNETİNDEN

Kıssalardan hisse almak

Derin tefekküre dalmak

Rabbim nasip eyle bize,

Hak yolunda şehit olmak.

Nuh nebi ki güzel kuldu

Çağırdığı doğru yoldu

Ders almalı olanlardan

Teslim olan necat buldu.

Olduk İslam ümmetinden

Şeref bulduk hizmetinden

Rabbim nasip eyle bize

Mahrum etme cennetinden.

İşte merhum Zeki Soyak hocaefendinin mısralarında dua niteliğinde böyle dillenir cennet özlemi…

Kominist bir ülkede cennet yolunun yolcusu Susen…

İnsanların Yüce Allah’ın indirdiği vahiy dinlerinden ve onların önderlerinden yani peygamberlerinden uzak yaşanan bir toplumda yaşıyoruz.

Peygamber Efendimiz döneminde kendi yaptığı taştan tahtadan heykellere tapan Allah düşmanları vardı. Yüzyılımızda bu putların sadece şekilleri değişdi. Bugün ibadet edilen putlar; kendi yaptıkları kanunlara ve kendi yazdıkları ideolojiye tapanların konumuna geldi. Evet bugünkü putlar; kapitalizm, faşizm, kominizm, ırkçılık ve onun yandaşları. Daha yeni yok olan kominizm de yakın bir tarihe kadar sosyal adalet adına körpe zihinleri kirletti. Adalet adına milyonlarca insanın kanını akıttı. Faşizme karşıyız dedi devlet faşişmi uyguladı.. Ama ne acıdır ki “Müslüman olarak doğan” Susen gibi masum insanlar; koministleştirildi veya Hristiyanlaştırıldı. İkisi de batıldı; birisi Rus Lenin’in uydurduğu bir din, diğeride Roma imparatorunun uydurduğu bir din.

Dinim hakkında bilmediklerimi öğreniyorum

SUSEN: 1980 yılında “DDR” yani komünist Demokratik Doğu Almanya’nın Kreiz şehrinde doğdum. Bugün iki Almanya’da birleşti. Ve bu iki ülke arasında giden gelenlerden birisiydim bende. 1995 yılında Kreifeld’e taşındım. Burada, Sonderschuleye ve Hauptschul Abschlussumu okullarını bitirdim. ilk eşimden ayrıldıktan sonra Duisburg’a taşındım. Eski eşimden boşanmıştım... Çalıştığımız iş yerinde Cebrail Bey ile tanıştım. Daha sonra biz birlikte 3 sene önce İslam dinini seçtik. Hoca tarafından dini nikâhla evlendik ve 18 ay önce ikizlerimiz Mikail ve Meryem dünyaya geldi. Güzel bir hayatımız var çok şükür. Dinimiz hakkında bilmediğimiz konuları öğrenip çocuklarımızı güzel bir şekilde yetiştirmek en büyük gayretimiz.

Ben kişisel olarak; çekingen bir insanımdır. Başka insanlarla konuşma problemi yaşıyorum. Bunlar tanımadığım kişiler ise daha çok problem yaşıyorum. Eşim Cebrail; bana bu durumlarda yardımcı oluyor. Resmi dairelerde iş takip edemiyorum. Eskiden annem şimdi ise eşim yardımcı oluyor.

Batılı medya; İslam dinini karalamak için adeta seferber olmuş durumda. Oysa güneş balçıkla sıvanır mı hiç? İşte onların yaptığı tamda bu aslında. Güneşi örtmeye çalışmak. Ancak bilmiyorlar ki, Alemlerin Rabbi bir kuluna hidayet nasip edecekse buna kimse mani olamaz. Kalpler ancak onun dilemesi ile hakkı bulur. İşte Susen de bu nasipli kullardan birisi. Yüce Allah’ın iman nuruna mazhar olmuş bir bahtiyar. Müslüman olmadan önce, Müslümanlar ve İslam dünyası hakkında bildiği şeyler onun nazarında batılıların İslam’a ve Müslümanlara bakışının resmidir adeta.

11 Eylül Batı’yı İslâm düşmanı yaptı

SUSEN: Müslüman olmadan önce çok bilgim yoktu. Sadece kadınların başörtüsü taktığını görüyor ve televizyondan namus cinayetlerini duyuyordum ama inanmıyordum. Çünkü Müslümanlar’ı görüyordum çok normal kişilerdi. Onlar bu kötülükleri yapamazlardı. Cana yakın ve dost canlısıydılar. Televizyonda gösterildiği gibi vahşi değildiler. 11 Eylül olayında da Müslümanlar ve İslamiyet hakkında çok şeyler duyuyordum ama inanmıyordum.

Dini tanımayan bir toplum, işte burası Susen’in yetiştiği toplum. Ancak din her insanının ihtiyacı değil midir? İnanma duygusu her insanın kalbinde vardır aslında. Ancak din yerine koyulan ideolojiler zamanla insanların gönül dünyasına huzur vermez. Tıpkı Susen’in gönül dünyasında olduğu gibi. Susen, Müslüman olmadan önceki hayatında; bir tarafında kapitalizm bir tarafında kominizm canavarıyla yok edilen “batı” toplumunun içerisine sıkışıp kalmıştı:

Müslüman olmadan önce dinim yoktu

SUSEN : Annem Hristiyan’dı. Ben, DDR komünist Doğu Almanya zamanında doğduğum için vaftiz yoktu. Dinsiz bir ülkede yaşadığım için dolayısıyla Müslüman olmadan önce dinim de yoktu. Kiliseye hiç gitmedim. Zaten kilise beni hiç ilgilendirmiyordu. Okullarda ve çevremizde verilen eğitim tamamen dinin dışındaydı.

Hazreti İsa adı kullanılarak “Dünyaya yalan söyleyen” Hristiyanlık… Uydurma Mitolojik dünyanın yalan dolu efsaneleriyle Batı toplumunu oyalayan inançlar artık çöküyor.Dini bilgisi olmayan ama muhakeme kabiliyeti yüksek Susen, gerçekleri kıyaslayabiliyordu.

SUSEN: Televizyonda Berlin’de işlenen namus cinayetini duymuştuk.. Ve komşularımıza gidip bu konu ve İslam hakkında soru sorabileceğimizi düşündük.. Ben o gün eşime dedim ki ”Gidelim soralım gerçekten böyle bir şey var mı?” Sorduk ve onlar da bize mantıklı bir şekilde anlattılar ve herkesin öyle olmadığını açıkladılar. Sonra kocam komşumuzun oğlu Zeni’yle camiye gitti. Ben de gittim ve orada ezanı duydum. Çok etkilendim, tüylerim diken diken oldu. O an, doğru olan bu dedim. İçim rahatladı. O anı unutamadım. Onun için Müslüman olmak istedim. Çünkü çok etkilenmiştim ve doğru inancın bu olduğu içime doğmuştu. Müslüman olduktan sonra ilk yaptığım dua benim için çok önemliydi. Anne olmak için dua ettim, ilk ettiğim dua oydu ve Allah kabul etti. İki çocuğum oldu.

Kominist bir dünyada yetişen Susen daha önceleri hiçbir dini kitaba ilgi duymamışdı. Ama Kur’an-ı Kerim onu çekmiş ve onun hayatına girmişdi.

SUSEN: Müslüman olmadan önce okumuştum Yüce Kur’an-ı Kerim’i... Komşumuz; Zeni bana hediye etmişti. Almanca Kur’an’dı, hala okuyorum. Kur’an anlam olarak harika. Herkes aradığını buluyor. Arapçasını dinlerken kendimden geçiyorum. Önceden dini kitaplarla hiç ilgim yoktu. İncil’i de çok karışık olduğu için hiç okumamıştım. İlk okuduğum dini kitap Kur’an’dır. Arapçasını iyi bilmiyorum. Çünkü ben de öğrenme bozukluğu var. Öğrenmem normalden daha uzun sürüyor. Selamlaşmayı biliyorum ama söylemesinde zorlanıyorum.

Değişik bir çok kültür ve inançların hakim olduğu bir dünyadan gelmişti Susen. Hatta inançsızlıkların hakim ve muteber sayıldığı komünist bir ülkeden. Ama o yüce Allah’ın izniyle İslam dairesine girmişti.. İslam’ı kabul edip, Müslüman olmasıyla beraber çevresinden çok tepkiler alır. Ancak o bunların hiç birine aldırış etmeden İslam’ı hayatına uyguluyor. Ve dinini yaşamayan Müslümanlar’a örnek oluyor. O bu yolda verdiği mücadeleyi bakın nasıl anlatıyor:

SUSEN: En fazla kendi ailem tepki gösterdi. Çünkü televizyonda İslam hakkında hep kötü şeyler duyuyorlardı. Böyle olmadığını yavaş da olsa anlıyorlar. Başörtü taktığım için kızıyorlardı. Ama artık onlar da bu duruma alıştılar. Sokağa çıktığımda erkeklerin eskisi gibi bakmadığını gördüm. Bazen şaşırıyorlar, bazen de hayranlık ifade ediyorlardı. Almanlar neden böyle yaptığımı merak edip, dinimle ilgili birçok şey soruyorlar. Başörtüsü taktiğim için bazıları tepki de gösteriyorlar. Ama bu benim dinimin emri olduğu için bu tepkileri önemsemeden başörtümün arkasında duruyorum.

Bugün dünyaya medeniyet sunduğunu iddia eden Batı, aslında dünde bugünde medeniyetsizliği yaşıyor. Doğuyu, doğuluyu her fırsatta eleştiren batı aslında kendi temellerini ve geldiği ortamı unutuyordu. Bundan kaç yüzyıl önce gelmişti Avrupa’nın bataklık ve ormanlarına bu barbar batı kavimleri. Gotlar, Germenler, Ostra Gotlar ve daha nice barbar kavimleri?.. Düne kadar birbirini öldürüp diğerinin kafatasında şarap içmeyi şeref ve üstünlük sayan batı dünyası… Bugün medeniyet maskesine bürünmüş… Evet batı şunun farkında Hakkı örtmezlerse insanlık İslam’a koşacak. İslam’ı kötüleyerek insanlıkla buluşmasını engellemek isteyen batı ve batı düşünce sisteminden çok muzdarip oluyor Susen.

Batı İslâma ön yargılı bakıyor

SUSEN: Batı toplumu İslam’a ön yargılı bakıyor. İslam’ı ve Müslümanları kötü vahşi ve terörle ilgili görüyor. Bence bunun medya ile ilgisi var. Çünkü televizyonda Müslümanlar’ı sadece terörist gösteriyorlar ve Kur’an’ı yanlış yorumluyorlar.

Gerçek Müslümanlar’ı normal, güzel, dürüst, yardımsever hayat yaşayanları göstermiyorlar. Nerede yalan yanlış bir şey varsa onu İslam’mış gibi gösteriyorlar. Halbuki sadece bu ülkede bile dünyaya örnek olabilecek pek çok güzel, düzgün, ideal Müslüman aile tipleri var. Bu insanların niyetleri samimi olsa bu gibi güzel aileleri televizyona çıkarırlar ve böylece toplumda gerçekleri anlamış olur. Tabii ki hedefleri kötü; diğerleri bu güzellikleri duymasın ki buraya yönelmesinler. Fakat maalesef eğer bir tedbir alınmazsa bu durum kolay kolay değişmez.. Çünkü büyük bir çoğunluk fikrini o kadar sabitlemiş ki kolay değişeceğini sanmıyorum. Ancak objektif bakanlar çoğalırsa ve Müslümanlar gerçek imajlarıyla tanınırsa değişebilir. Her dinde kötü veya iyi insanlar vardır. Bu Hristiyan veya Hindu da olabilir. Önemli olan hakikatı görebilmektir. Allah güzel ve mutlu edici emirlerini Kur’an’la göndermiş. Bize onları görmek ve yaşamak düşüyor. Kötüyü değil iyiyi görmeli ve örnek almalıyız.

Müslüman olduğum için çok onur duyuyorum. İki güzel çocuğum ve iyi bir eşim olduğu için de çok mutluyum. Çok iyi Müslümanlar var ve ben onlardan biri olduğum için de çok gururluyum. Bana Müslümanlığı nasip ettiği için Allah’a çok şükrediyorum. Elhamdulillah.