“Bir Doğal Yaşam Duayeni” Aydın Budak…
Doğal yaşam ya da amiyane tabirle vahşi hayat, bu sizin için, hayvanlar ve bitkileri hayata kazandıran bir eylem, aynı zamanda bir yaşam biçimi. Böyle bir hayatın günümüz insanına söyleyeceği neler var?
Böyle bir hayatı zaten ben uzun yıllar önce tercih ettim. Yaklaşık 10 yıldan beri doğanın içindeyim. Doğa sporları yapıyorum, doğada çeşitli barınaklar yapıyorum, orada hayatımı sürdürmeye çalışıyorum. Ateş yakma tekniklerini kendim çözmeye çalışıyorum, daha farklı teknikler uygulamaya çalışıyorum. Doğanın içine girdiğinizde, bir süre sonra bitkileri, hayvanları araştırmaya başlıyorsunuz. Ormana foto kapanlar bağlayarak, hayvanları incelemeye başladım. Birçok hayvanı inceledim, birçok hayvanın fotoğraflarını tek tek kendim çektim. İnanıyorum ki, bir gün insanoğlu tekrar doğaya dönüş yapacak.
Doğal hayatın içinde bitki ve hayvanlarla ilgili neler yapıyorsunuz?
Foto kapan işini yaklaşık 5 yıldır yapıyorum. Bunu önce belgesellerden görerek başladım. Tabii, ilk önce doğada nasıl hayatta kalınır, onları öğrendim, ondan sonra foto kapana başladım. Hayvanların doğal yaşamı, neler yaptıklarını, mevsim geçişlerinde neler yaptıklarını merak ettiğim için, kendi çabamla hem bunların bilimsel çalışmalarını yapmaya çalıştım.
Gezdiğiniz ve deneyimlediğiniz doğal yaşam ortamında hayatta kalmaya yönelik tecrübelerinizden bahseder misiniz? Beslenme ve barınma sorunlarını nasıl hallediyorsunuz, tamamen doğal mı?
Tamamen doğal besleniyorum. Mantarlar, bitkiler, tanıdığım birçok türle bitkisel olarak doğanın bize verdikleriyle orada bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Onun haricinde, yapamayacağımız bölgelerde, gitmeden önce araştırmasını yapıyoruz, “Bu bölgede ne var, ne yok, ne yapabiliriz?” diye araştırıyoruz. Yoksa, kendi erzakımızı kendimiz götürüyoruz. Ama yapabileceğimiz şeyler varsa da ona yönelik bir plan yapıyoruz. Bu şekilde ilerliyoruz.
Doğal yaşamda hayatta kalmaya yönelik tecrübelerinizden bahseder misiniz?
Ben hiçbir zaman doğayla mücadele etmem, kimse edemez. Sadece ayak uydurmaya çalışırsınız. Ben ayak uydurma taraftarıyım. Doğanın tabiatını veya gidişatını hiçbir şekilde değiştiremezsin. Yağmur, kar, sıcak, soğuk… Sen sadece önlemini alırsın, doğanın sana müsaade ettiği kadar hayatını devam ettirirsin. Gerisi artık senin yeteneklerine, el becerine, tecrübelerine, neler yapabileceğine ya da ekipmanına bağlı. Bunun haricinde, ben savaşmıyorum, ayak uydurmaya çalışıyorum.
Bu yaşam biçimini topluma duyurmak istediğinizde, bir model olması bakımından bir kitap yazmayı düşündünüz mü? Kitap yazsanız neler anlatmak istersiniz?
Kitap yazmayı düşündüm. Aslında benim ilk kitap yazma fikrim şöyle ortaya çıktı. Ben yurtdışında bir kabilenin yanına yerleşmek istedim, yaklaşık 3-4 ay, gidebildiği kadar. Hem doğayla ilgili bir şeyler çözümleyip farklı bitkiler, farklı şeyler görüp kaleme dökmek istedim; hem de gitmiş olduğum kabilenin hayatının doğada nasıl geçtiğini, bu insanların ne zorluklarla yaşadığını, nelerle mücadele ettiğini görüp bir kitaba dökmek istedim. Onun haricinde, bir doğa okulu kurmak isterim. İlk önce gençlerden başlayayım, sonra yetişkinlerle devam edeyim, bir plan yaptım. Hâlâ bir kenarda duruyor hazırda. Tabii, büyük bir proje. Bunun için büyük bir destek olması lazım, ama böyle bir hayalim var.
Doğal yaşamda, gece ve gündüz hayatında farklılıklar adına ne söylemek istersiniz?
Öncelikle tecrübesiz insanların önce bir tecrübe edinmesini isterim. Evet, doğa güzel, ama çok büyük sıkıntıları da var. Vahşi hayvanlar öldürmek için size saldırmaz, tek amaçları kendilerini korumak. Çünkü siz onların bölgesine giriyorsunuz, onların hayatının tam ortasına oturmaya çalışıyorsunuz. Tabii ki size tepkisi olacaktır. Onun haricinde de bölgeyi bilmek lazım. Gittiğiniz bölgenin koşullarını, gece koşullarını, gündüz koşullarını, sulak alan mı, susuz alan mı, yiyecek bulabilecek misiniz, acil bir müdahale gerektiğinde oradan hemen bir iletişim merkezi bulabilecek misiniz, sağlık merkezi bulabilecek misiniz, bunlar çok önemli. Böyle gözünüz kara doğanın içine girerseniz, çok büyük sıkıntılar, hatta ölümle karşı karşıya kalabilecek sıkıntılar yaşarsınız.
Türkiye'de nereleri gezdiniz?
81 ili gezdim. Sosyal medyada dolaşırken, karşıma çadırlar, kamplar, ekipmanlar çıktı. Hoşuma gitti. “Ben gidiyorum.” dedim. Ailem, “Nereye gidiyorsun?” dedi, “Ben gezeceğim, imkânım olduğu kadar gezeceğim.” dedim. Belli bir bütçe ayırdım kendime, belli bir hazırlık yaptım, belli bir ekipman aldım. Sırt çantamı aldım ve 2,5-3 yıl boyunca mahalle mahalle, sokak sokak, dağ bayır, her milletten, esnaftan çoğu insan tanıdım ve 81 ilin hepsini gezdim. En sona kendi memleketimi bıraktım, Erzincan’ı. Gitmemiştim. Ailem gidiyordu, ama ben gitmiyordum. En sona orayı bıraktım. Oraya gittiğimde çok güzel karşıladılar. Çok güzel yerleri var. Daha önce neden gelmedim diye kafama vurduğum oldu. 81 ili gezerek çok şey öğrendim, çok dost biriktirdim, çok insan tanıdım, çok kültür tanıdım. Çok büyük şeyler kattı bana.
Doğal yaşamda bölgesel farklar adına neler söylemek istersiniz?
Her kültür yerinde ve zamanında görülmeye değer diye düşünüyorum. Her kültürün, her insanın bakılması, öğrenilmesi, yaşanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o insanlar o kültürde yetişiyor. Sen Batı kültüründe yetişirsin, o Doğu kültüründe yetişir, arada zıtlıklar olur; ama o insanı tanıman için oraya gitmen lazım. Onun hayatını görmen lazım, neler yaşadığını, nasıl bir hayat yaşadığını görmen lazım ki, o şekilde adapte olabilesin. Bence bütün insanların, herkesin, ayrım yapmadan, insan ayırt etmeden, bölge ayırt etmeden gidip her yeri gezmesi, görmesi, öğrenmesi gerekiyor.
Böyle bir hayata süreklilik şansı tanınabilir mi?
Süreklilik imkânı tanınabilir mi; tanınır. Ama tabii, bunun maddi imkânlarla, hayat standartlarıyla da alâkası var. Bu hayata adapte olabilirsin, tabii ki doğanın içine girebilirsin. Özellikle çekirdekten, çocuk yaşlarda doğaya adapte edebilirsek, daha da güzel yeşil günlere sahip olabileceğimize inanıyorum. Çünkü gittikçe doğamız yok oluyor. Bunun için çekirdekten yetişmek gerekiyor. Onun haricinde de, tamamen doğal bir hayat sürmek için maddi imkânların iyi olması gerekiyor.
Sizin doğayla olan ilişkiniz, gezmeleriniz sizin iç dünyanızda neleri değiştirdi sizce, sizde nasıl değişikliklere yol açtı?
Benim bakış açımı değiştirdi. İnsanlara, hatta yaptığım işe saygım arttı. Çünkü doğada huzur buluyorum, keyif alıyorum. Daha önceki stresli, sinirli, agresif olan halimin yerine, daha sakin düşünebilen, daha ılımlı bakan, daha pozitif ve daha artı yönlerinden bakan bir hale geldim. Bu benim hem müşteri potansiyelime hem iş hayatıma hem çekim hayatıma hem oyunculuk hem de spor ahlakıma çok büyük katkıda bulundu. Benim tüm hayatıma bu yeşilin inanılmaz bir katkısı oldu.
