Bilge Akıl ve İnsanın Kendisiyle Yüzleşmesi / Prof. Dr. Mehmet Ak - Prof. Dr. Şahin Kesici
İnsanın kendisiyle olan barışıklığında hiç durduramadığı zihinsel fısıltıların etkisi nedir? Bu konuda geçmiş ve geleceğin rolü nedir?
İnsan kendini tanıdıkça anlamlandırması daha doğru olur. Aslında duyguların kılavuz olduğunu, onların oluşumunda gerçek olaylar kadar, zihinde oluşan süreçlerin de etkisinin olduğunu, duygu çeşitliliği ve şiddetini belirlemede bu zihinsel süreçlerin önemli olduğunu bilse kabul daha kolay olur. Bazı düşüncelerin aslında faydasız fısıltılar olduğunu, duymazdan gelebileceğini, bunların geçmiş olumsuz deneyimlerle baş etmek için kullanılan bazı şemalarımız ve varsayımlarımızın etkisiyle oluştuğunu öğrenmemiz bize geleceğe yönelik daha berrak bir bakış açısı sağlar. Şu anda hissettiğimiz duyguların geçmişimizle ilişkisini görebilmek entelektüel iç görümüzü artırır ve kendimizle barışıklığımızı kolaylaştırır.
Sıradışı zihinsel yoğunluk, kuruntu vesvese tarzı istemsiz zihin aktivitelerinde kabullenmeyle cesaret ve değişim arasında birbirini izleyen süreçlerde huzur ve dinginlik açısından ne tür bir yol haritamız olmalı? Siz bu “davetsiz misafirleri” nasıl ifade ediyorsunuz?
Hayat yolculuğunuz esnasında sıkıntı, mutsuzluk gibi duygular hissettiğinizde bu yolunda gitmeyen şeyler olabilir mi? Değiştirmem gereken bir şeyler mi var? Ne eksik ne fazla. Acaba bu doğum sancısı mı?.. gibi sorular ile yolculuğu sorgulamak için fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Hayatımızda değişmesi gereken şeyleri görebilmemiz için bir uyarı sistemi gibi duygular. Burada gerçekçi değişebilir nedenlere bağlı ise değişim için cesaret gösterebilmek önemli. Bazen değişim dünyayı algılayan ve değerlendiren zihinsel süreçlerde olması gerekir. Farkındalık arttıkça, içsel süreçlerimizin davetsiz misafirleri çok ağırlanmadan yolcu edilebilir.
İlginç metaforlarınız da var. Yüzleşme ihtiyacı hissettiğimizde sizce temel problem nedir?
“Kabul, cesaret, değişim & Farkındalık Yolculuğumuz” kitabında sadece metafor kullanmadık. Aynı zamanda aforizmalara da yer verdik. Bununla birlikte acı çeken, engelli olan, kaybından dolayı yas yaşayan bireylerin kabul ve farkındalık süreçlerini bu acıları yaşayanların kendi dilinden anlatmaya çalıştık. Bu kitaptaki önemli bir nokta da yazarların engelli birinin yaşadığı tepkileri doğrudan gözlemlemeleri ve gözlemlerini içselleştirmeleridir. Çünkü ilk önce engelin kabul edilmesi ve sonra da engelle büyümek gerekiyor. Bu nedenle de Helen Keller’in yaşam öyküsüne yer verdik. Helen Keller’in yaşam öyküsüne resim çizen ressam da ”Her şeyin su ile başladığı” gibi mutlu olabilir miyim? Huzurlu olabilir miyim? Rahat ve dingin olabilir miyim? Sağlıklı ve zihinde olabilir miyim? Veya bu sorulara çoğu olarak olabilir miyiz? Sorularına cevap aranmaktadır. Bu kitabın çoğu yerinde bu soruların cevabı var. Helen Keller “Mutluluk kapısının biri kapanır, diğeri açılır. Ama biz ardına kadar kapanan kapıya baktığımız için yeni açılan mutluluk kapısını göremeyiz.” der. Yeter ki kendimize, dostlarımıza ve çevremize dikkatli bakalım. Mutlaka yeni açılan mutluluk kapısını göreceğiz.
“Kabul, cesaret, değişim & Farkındalık Yolculuğumuz” kitabında farklı bir içeriğe gidildi. Her bölüm başı ve sonuna mutlaka aforizmalar konuldu. Bölümlere birer öykü ve öykülerin altına yorumlar yapıldı. Ayrıca literatür bilgileri acı çeken, kayıp yaşayan, kuruntusu olan, öfkelenen, gerçekçi sınır koymayıp hayır diyemeyen, engelleri kabul eden birinin kendi dilinden aktarıldı. Bazen farkındalık yolculuğuna çıkan ve acıları kabul eden danışanın dili olduğu gibi aktarıldı. Bazen de danışanın aktardıkları daha iyi anlaşılsın diye aralara aforizmalar ve metaforlar yerleştirildi. Demirci, zırh ve gökkuşağı gibi metaforlar. Acı çeken birisine ilk bakışta yüzleştirme yapmak onu bize yaklaştırmaz, bizden uzaklaştırır. Bu nedenle de bireyin acılarını inkâr etmeden kabullenme sürecine geçebilmesi ve acılarına yer açabilmesi için aforizmaların öğretici ve kılavuz olma gücünden faydalandık. Kadim kültürün süzgecinden geçen ve şifa veren öykülerden faydalandık. İnsanlara bir pusula verdik ve bu pusulayı nasıl kullanacaklarına dair beceri geliştirmeye çalıştık. Erdemlere değindik. Çünkü erdem, insani değerleri olan birinin elinde panzehire dönüşür.
Acı-olgunluk ya da erdem ilişkisine dair neler söylemek istersiniz?
Kelimeleri bir kategoriye göre sınıflandırmak ve onlara özel anlamlar yükleyerek gizemli hale getirmek bireylerin zihinlerini karıştırabilir. Acı, olgunluk ve erdem kelimeleri de kendilerine has anlamları olan kelimelerdir. Bu kelimelerden birisi daha etkileyici ve düşündürücü iken diğeri ise değildir diyemeyiz. Acısı olan birisi için acı çekmek ve kaybın getirdiği üzüntüyü yaşamak değerli iken, herhangi bir kayıpta metanetli olmak ve kaybı isyan etmeden sabırla karşılamak olgunluk olarak değerlendirilebilir. Ne zamanki acıyı kabullendik, o zaman çektiğimiz acıya yüklediğimiz anlam değişiyor. En önemlisi de duygularımızda bir değişim ve dönüşüm başlıyor. Acılarımız bizi hem olgunlaştırdı hem de büyüttü. Ama bu büyütme, şefkatli bir annenin çocuğunu büyüttüğü gibi değil. Bu büyütme biraz sancılı oldu ama güç kazandırdı. Erdemli olma gücü. Acılarımıza tutunup, hoşumuza gitmeyen durumları değiştirme gücünü başlatabilmek için cesaretli olma gücünü. Tam bu noktada karşımıza André Comte-Sponville’nin belirttiği gibi değerlerin ete kemiğe bürünmüş kısmı olan erdemler ortaya çıktı. Cesaret, sabır, basiret erdemi gibi. Erdem insanca davranabilme gücü idi. Erdem insanları iyiliğe sevk edebilme gücü idi. Bu gücü kendisinde bulan insan erdemli insandı. Değişimi başlatmak için cesaret erdemi ile insanlara model olmalıdır. Sabır erdemi ile sükûnetini sağlayarak içsel huzuru yakalamaya çalışmalıdır. İtidalli olma yani ılımlı olma erdemi ile de insan ilişkilerinde dengeli olmayı sağlamalıdır. İtidalli olma, esnek olabilme, katı olmama önemli, zira çok katı olursak ya karşı tarafı gereriz ya da kırarız. Bu nedenle de insanlarda hem bilişsel esnekliği hem de psikolojik esnekliği sağlamamız gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için de bilişsel, duygusal ve davranışsal olarak esnek olabilmek gerekmektedir. Zihnimizi geçmiş ve geleceğin girdabından çıkararak hayata dönüş yapabilme, anda kalabilmek de önemli. Çünkü zihnimiz yaşamımıza pranga vuruyor. Bu prangalardan kurtulabilmek için zihnin kuruntularından, vesveselerinden, evhamlarından, endişelerinden çıkıp odağımıza yaşamın kendisini, ilkbaharı, yazı, sonbaharı ve kışı alabilmek. Beş duyu organını hissedebilmek. Nefret ve kin gibi katı duygular yerine mutluluk gibi esnek duyguları alabilmek. Geçmişte bitirilmemiş işler yerine ana odaklanmak. Kısacası değerlere bağlı olarak sürekli ilerlemeli ama bu değerlere uygun bir yaşam tarzını yakalamak önemli.
Bilge akıl bizlere, öfke ve kuruntu gibi acziyetler karşısında ne tür ayrıcalıklı bir dünya sunmaktadır?
Bilge akıl, duygu ve mantığın dengesini gözeten, acziyetleri önce kabul sonra süreçte değişim için cesareti vurgulayan ve boylamsal bakış açısıyla erdemleri ve değerleri ön planda tutan olgun yanımız aslında. Bilge akıl sağduyuludur, sabırlıdır. Bir deneyim karşısında tecrübelerin öneminin farkına varma ve olayların arkasındaki büyük resmi görmeyi hedefler. Kendimizi tanıdıkça, düşüncelerimizin farkına varmayı başardıkça ve duyguların kılavuzluğunu görebildikçe bilgeliğimiz artacaktır. Hayat yolculuğumuzda geçici tüketilebilir hedefler yerine değerler ve erdemlerle donanmaya çalışmak yolculuğu keyifli geçirmemizi sağlayıp menzile daha biz olarak varmayı sağlayacaktır.
