Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Başarıya Götüren Duygu: Motivasyon / Doç.Dr. Yalçın Kaya

Bu Yazıyı Paylaşın:
Başarıya Götüren Duygu: Motivasyon / Doç.Dr. Yalçın Kaya

Motivasyon nedir?

İnsan organizması uyarılarak herhangi bir performans ortaya koyduğunda yorulur. Tekrar toparlanmak için ise dinlenmek yani pasif durumda olmak zorundadır. Bu, insana ait fizyolojik bir gerçektir. Gerektiğinde tekrar aktif hale geçebilmesi için yine bir uyarana ihtiyaç vardır. İşte insan bedenini tekrar aktif hale geçiren etkenlerin bilinçli ve amaçlara uygun olanlarını motivasyon kavramı içerisinde inceleyebiliriz.

Motivasyonun iç ve dış unsurları, şartları var mıdır?

İnsan organizmasına doğumdan itibaren, hatta doğum öncesi dönemden itibaren her saniye 109 bitlik uyaran girmektedir (Kaya 2012). Bu da fizyolojik bir gerçektir. Bu uyaranlardan bir kısmı inhibitör, yani organizmanın faaliyetlerini engelleyici; bir kısmı ise eksitatör yani aktif hale geçirici özelliğe sahiptir. Hangilerinin hangi oranda organizmayı aktif hale geçireceğine, hangilerinin organizmayı hangi oranda pasif hale geçireceğine, ya şuurlu manipülasyonlarla kişi kendisi doğru motivasyonla internal olarak karar verir ve etki eder; ya da dışarıdan yaşam koçları, spor koçları veya hayat tecrübesi daha fazla olan, daha fazla bilgelik özelliğine sahip olan veyahut ta o anki durumu daha geniş açıdan görebilen birileri, insanı yönlendirir. Buna da dışarıdan gelen birtakım desteklerle etki edildiği için eksternal motivasyon denir. Motivasyonda en önemli konulardan biri de organizmayı olumsuz şekilde etkileyen faktörlerin elimine edilmesidir. Bu gerçekleştirilmeden, zaten performans parametrelerinin büyük bir kısmını amaca uygun şekilde hedefe yönlendirmek mümkün olmayacaktır.

İnsan niçin motivasyon ihtiyacı duyar?

Yukarıda belirtildiği gibi, amacına uygun birtakım şeyler yapılabilmesi için, organizmanın aktif hale gelmesi gerekir ve aktif hale gelen bedene ait veya zihin fonksiyonlarına ait potansiyellerin doğru hedefe, doğru sürede, doğru miktarda yönlendirilmesi gerekir. Bu olmadığı takdirde istenen başarı elde edilemez.

Motivasyonun öneminden bahseder misiniz?

Bilindiği gibi, okunu hedeften uzağa atan da hedefine ulaştıramayan kadar başarısızdır. Bir insanda ne kadar mükemmel bir zekâ olursa olsun ne kadar çok güç olursa olsun kontrolsüz güç güç kabul edilemeyeceği için ve bu güç birtakım unsurlarla ateşlenerek aktif hale geçirilemediğinde hiçbir işe yaramayacaktır. Hatta bu güç, insanın kendisine zarar da verecektir.

Motivasyonun unsurları nelerdir?

Motivasyon insanın hayali kadar, hatta daha fazla faktörler tarafından, bir şekilde etkilenir. Fakat motivasyonun en önemli unsuru insan algısıdır. Bu nedenle bütün dinlerin olaylarla değil, insan algısıyla ilgilendiği görülmektedir.

Motivasyon konusunda sağlık, mutluluk, performans, inanç kavramları üzerinde duruyorsunuz, konuyu biraz açabilir miyiz?

Bu üç kavramın hepsi birbirleriyle ilgilidir. Sağlıklı olmayan biri herhangi bir performans gösteremez. Sağlığı bozulmuş biri 100 metre koşamaz. Mutlu olamayan insan gerek zihinsel gerek bedensel anlamda istediği performansı gösteremez. Bunların hepsini etkileyen de insanın inanç sistemidir. Allahu Teâlâ “Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus, 10/44) buyurmaktadır. Eğer biz motivasyonumuzu bozan, sağlığımızı bozan, mutluluğumuza zarar getiren, performansımızı olumsuz yönde etkileyen bir durum yaşıyorsak, bu ayete göre Allah bize zulmetmiş olabilir mi? Elbette ki asla. O zaman zülüm nereden gelmektedir. Öyleyse biz birtakım hatalar yapıyoruz ki o olumsuzluklara duçar oluyoruz. Allahu Teâlâ insanı o kadar mükemmel yetenek ve niteliklerle donatmıştır ki… İnsan, zihne ait ve bedene ait fonksiyonlarının çok az bir kısmını kullanabilmektedir. Bazı durumlarda bu ortaya çıktığında insanlar hayretler içerisinde kalmaktadırlar. Örneğin Çanakkale Savaşı’nda Seyit Onbaşı’nın kaldırdığı ağırlığı, şu anda olimpiyat şampiyonu halterciler yıllarca düzenli beslenmelerle, bilinçli antrenman programlarıyla hazırlanmalarıyla, hatta bazı sporcular doping yapmalarına rağmen kaldıramamaktadırlar. Yıllarca doğru dürüst beslenememiş, günlerce aç, günlerce susuz, günlerce uykusuz olan Seyit’in içinde bulunduğu şartlar da göz önünde bulundurulduğunda bu ağırlık onlarca kat daha büyük bir ağırlık anlamına gelecektir. Buna rağmen o koskoca ağırlığı, öyle bir kez kaldırıp bırakmak da değil. Tutmak için ne kulpu var ne bir pürüzlü yüzeyi; sporcular gibi magnezyum karbonat da sürmüyor eline, kemer de takmıyor beline. Üç basamak merdiven çıkıyor ve namluya yerleştiriyor o koskoca top mermisini ve düşman gemisinin tam ortasına isabet ettiriyor. Demek ki insanın olağanüstü bir performans gösterebilmesi için çevre şartları da önemli değildir. Önemli olan tek şey inanmaktır… İnanmaktır… İnanmaktır… Öyle bir inanç ki, o şeyi başaramayacağına dair en ufak bir ümitsizlik, en ufak bir karamsarlık, en ufak bir güvensizlik bile hissetmiyor. Adeta performansı engelleyen bütün olumsuz dükkânlar kapalı. Sadece o koca top mermisini kaldırmak için gerekli olan dükkân açık ve Seyit Onbaşı o dükkândan giriyor ve koca mermiyi kaldırıyor. Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?” (Hicr, 15/56) Öyleyse pek çoğumuzun performansını mahveden ümitsizlik, güvensizlik ve karamsarlık Allah’ın Kur’an’daki sapkınlar kavramı ile örtüşürken, aynı zamanda performansını da mahvetmektedir, huzurunu da mahvetmektedir.

İnsanlar genelde hangi hedefler için motive olmak istiyorlar?

İnsanlar kendi hayal dünyaları içindeki kendine hoş gelen her şeyi elde etmek için motive olmaya çalışırlar. Lakin hepsine kapasiteleri yetmez. Bunlardan kendine göre bir önem hiyerarşisi oluşturmak zorundadırlar. Eğer en önemlisini gerçekten en üst sıralara koyarlarsa ve diğerlerini önem sırasına göre doğru sıralarlarsa problemlerinin önemli kısmını halletmişlerdir. İnsanların en yoğun yaşadıkları olumsuzluk bu önem hiyerarşilerindeki tutarsızlıktır. Bir öğrencinin en önemli hedefi, iyi bir üniversite kazanmak olduğunu söylemesine karşın; o anda ilgilendiği şeyler içerisinde, istediği üniversiteyi kazanmak için yapması gerekenlerin, çeşitli nedenlerle en son sıralara gittiği durumlar yaşayabilmektedir. Aslında önem sıralamasının da altı doldurulmamışsa en üst sıralarda olsa da yine yeterince motivasyon sağlanamayacaktır. Örneğin kaç kişi para için canını tehlikeye atabilir veya hiçe sayabilir? Kaç kişi onuru için, kaç kişi şöhret olmak için canını hiçe sayabilir? Kaç kişi bayrağı için canını tehlikeye atmıştır bir ülkede. Kaç kişi cennet için, kaç kişi Allah’ın rızası için, dini için canını hiçe saymıştır. Ya da hiçe sayabilecek yürekliliğe sahiptir. Bir insanın bir konuda yeterince konsantre olabilmesi için, o şeyin değerinin o kişi için çok yüksek olması gerekir. Herhangi bir şeyin değerinin yüksek olması da o şeyle ilgili olarak söz konusu kişi için yeterince anlam yüklenmesi gerekir. Dini inançları zayıf olan birini, dini kavramlarla motive etmeye çalışmak anlamsız olacaktır. Bir insanın mükemmel bir şekilde motive olması için, o şey uğruna ölmeyi bile göze alabilecek yüreklilikte olması gerekir. İşte o zaman insan, motivasyon için, dolayısıyla başarı için gerekli olan üst düzey ideal ve heyecanı yaşayabilir. İdeal ve heyecanı ne kadar büyükse o kadar motivasyon potansiyeli büyük olacaktır. Bir toplumda gençlerin değer verdikleri şeyler, onların yüreğini hoplatacak kadar değerli değilse o gençleri motive etmek oldukça zor olacaktır. Bu gibi durumlarda gerekirse yapay kompleksler oluşturulmalıdır. Fakat değerler yok olmamışsa değerlere verilen değerin büyüklüğü oranında insanlar motive edilebilir.

Bize gelen vakıalardan bazıları; namaz konusunda motive olamadığını, bilhassa sabah namazına kalkma konusunda problem yaşadığını bildirmektedir. Her ülkede o ülkenin çok meşhur ve yetkili kişileriyle boğazda veya önemli bir yerde bir akşam yemeği yemek için masraflar hariç yüz milyon tl para vermeye razı olacak kaç kişi vardır diye soruyoruz. Elbette birçok insan çıkar ve yıllarca da anlatır. Fakat her meşhur ve yetkili kişinin belli bir süresi vardır. Aslında son derece sınırlı yetkileri vardır. Son derece sınırlı güçleri vardır. Fakat gelmiş geçmiş kâinattaki en büyük güç olan, kâinatın mutlak hâkimi olan, ezeli ve ebedi olan, en ufak bir eksikliği noksanlığı olmayan, onun için olamaz diye bir şey olamayan yegâne güç olan Allah, namazda iken benim huzurumdasınız, diyor. Bir insan, başbakan veya cumhurbaşkanı ile sohbet ettiğinde aldığı hazzın ve faydalarının katrilyonlarca fazlasını, Allah’a secde ederken, Allah’a el açıp dua ederken almaz mı? Sen bu hazzı mı elinden kaçıracaksın… gibi telkinlerle, işin anlamlı olmasını sağlayan düşünce modellerinin şuuraltına yüklenmesiyle, düşüncelerine yeniden yapılanma oluşturmaktayız. Sonuç mükemmel olmaktadır.

Sürekli motivasyonu yakalamak için neler gereklidir? Motivasyonun sürekli olması için olmazsa olmazlar nelerdir?

Akan bir ırmakta çıkan kabarcıklara motive olan insanlar, kabarcıkların patlamasıyla motivasyonlarının devamlılıklarını kaybederler. Eğer bâki, yani sürekli bir motivasyon isteniyorsa o zaman bâki motivler bulmak zorunluluğu vardır. Bazı motivler vardır, sadece birkaç günlük hayatı ilgilendirir. Bazıları birkaç seneyi, bazıları koskoca bir ömrü ilgilendirir. Bazıları ise her iki dünyayı da ilgilendirir.

Motivasyon kazanmada “sevginin rolü” nedir?

Motivasyonun; bazen sevgiden, bazen nefretten, bazen kompleksten, bazen korkudan kaynağını aldığı görülür. İnsan duygularının hepsinin bir boyutuyla motiv haline dönüştüğü görülür. Bazen insan korktuğu için daha çok çalışır, bazen sevdiği bir şeyi elde etmek istediği için daha çok çalışır, bazen nefret ettiği bir şeye yenik düşmenin yükünü taşıyamadığı için daha çok çalışır. Fakat olumsuz duygularla motive olan insanın aynı zamanda şuuraltı kirlenmiş olur. Oluşan şuuraltı kirliliği de insanın gelecekteki hayatını etkiler. Motive olurken yaşanan olumsuz duygular, ileride benzer şekildeki bir durumda aynı yetenek ve bilgiler hatırlandığında, beraberce hatırlanacağından şuuraltına atılmış olan olumsuzluklar tekrar tekrar yaşanacaktır. O nedenle sevgi ile hatırlanan yetenek ve bilgiler insan hayatını güzelleştirecektir.

Motivasyon ve ahlak ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

Elbette ki insanlar, verdikleri kararlarla ve yaptıkları tercihlerle “esfel-i sâfilîn”e de düşmektedir, “a’lâ-yı illiyyîn”e de çıkmaktadır. Ahlak dışı motivler, eğer insanda insanî değerler yok olmamışsa son derece önemli çelişkiler ve çatışmalar yaşayacak ve istediklerini elde etse de huzursuzluktan kurtulamayacaktır. İnsanî değerleri yok olmuşsa zaten onu insan olarak kabul etmek bile doğru olmayacaktır.

Motivasyonun insan hayatına ve aslında tabii olarak inanca yansıması nasıldır? İnanca nasıl yansır ya da yansımalı?

İnsanlar öncelikle haddini bilmek zorundadır. En büyük günah olan şirk durumuna düşmekten, Allah’ın işine karışmaktan, O’nun kâinattaki takdir ve tasarrufuna karışmaktan kaçınarak; kendi görevlerini asla ümitsizliğe - güvensizliğe kapılmadan, karamsarlığa düşmeden yapmaya çalışmalıdırlar. Yine büyük günahlardan olan kehanetten uzak durmalıdırlar. Yani sonuçlara takılmamalıdırlar. O, sonuçları ancak takdir edendir. Kimini varlıkla kimini yoklukla imtihan edendir. Öyleyse O’nun işine karışmadan kendi işimizi en mükemmel şekilde yapmaya çalışmak zorundayız.