Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Ateist İdeolojisinin Yanlış Olduğunu Gördüm / Mühendis Halit Kreutschas

Bu Yazıyı Paylaşın:
Ateist İdeolojisinin Yanlış Olduğunu Gördüm / Mühendis Halit Kreutschas

İsmim Halit Kreutschas, 1940 yılında Oberhausen’de doğdum. Babam balıkçı, annem ev hanımıdır. Oberhausen, Almanya’nın güneydoğusunda şimdi Rusya’ya ait bir bölge. 1945’te ikinci dünya savaşı yüzünden memleketimizi terk etmemiz gerekti. 1945 yılında orta Almanya’da bir köye yerleştirildik. Orada büyüdüm ve okula gittim. 1959 ‘abitur’ yüksek lise diploması aldım, sonra da üniversiteye gittim ve 1963’te mühendis olarak okulu bitirdim. Ondan sonra trafik sistemleri uygulamasıyla ilgili işlerde çalıştım. 1966’da Berlin’e gittim ve orada patent dairesinde çalıştım ve bu iş benim için bir dönüm noktasıydı.

Orada birçok insanla ilişki içerisinde oluyorsunuz. Mesela Berlin’de bir Iraklıyla tanıştım. Birbirimizi ziyaret ettik ve arkadaş olduk. Onun aracılığıyla diğer Araplarla da tanıştım. Konu direk İslam değil de kültür ve dil oluyordu. O zamanlar Doğu Almanya’da yabancılarla görüşmek yasaktı ama ben onlarla görüşüyordum. Onlarla konuşmanın bana çok yararı oldu. Tabi ki İslamî konular da gündeme geldi. Ve ben de bilgi edinmeye ve İslam hakkında bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Bu arada da ilk eşimle evlendim. Bu evlilikken 2 tane erkek çocuğum oldu. O zamanlar dinsiz biriydim. Fakat annem çok dindar bir insandı, benim de öyle olmamı istiyordu. Lakin ne var ki Doğu Almanya’da dine hiç yer verilmiyordu.

Aslında çok dindar bir ailede büyümüştüm... Özellikle annem çok dindardı. Çok iyi hatırlıyorum, papaz bizim eve girip çıkardı. Ben de haliyle bunlardan etkileniyordum. Diğer yandan Doğu Almanya ateist bir toplumdu. Çoğunluk bilinçli ya da bilinçsiz bu ideolojiye uyuyordu. Ben de onların ideolojisine uymak durumundaydım. İşim gereği komünist partisinin de üyesi olmam gerekiyordu. Partide olunca da dinle bağlantıda olmak yasaktı.

Doğruyu söylemek gerekirse ben de dini, hayatta gereksiz olarak görüyordum. Doğu Almanya’da kariyer yapmak istiyorsan bir partiye üye olman ve kiliseden çıkman gerekiyordu. Evet ateist olduğunu kanıtlaman gerekiyordu.

Yaptığım iş çok güzeldi ama akrabalarım, ailem ve kardeşlerim Doğu Almanya’da yaşamıyordu. Yabancılarla görüştüğüm için endişeleniyorlardı ve işten çıkmamı istiyorlardı. Ben de önce partiden çıktım sonra da beni kovdular. Hayatın anlamını düşünmek için bir dönüm noktasına daha gelmiştim.

İşsiz kalmıştım ve temsil ettiğim ideolojiyi de kaybetmiştim. Bir boşluktaydım ve benim için yeni bir başlangıç olması lazımdı. Böyle bir başlangıç için çokça düşünmem ve bir o kadar da cesaretli olmam gerekiyordu. Ve şimdi cesaret zamanıydı. Dediğim gibi İslam’la ilgileniyordum zaten. 7 sene boyunca İslam’la ilgili her şeyi okumuştum. Mecbur olduğum bu ateist ideolojisinin yanlış olduğunu fark ettim. Seçtiğim yol İslam oldu Elhamdülillah.

Büyüdüğüm yer olan Doğu Almanya’da İslam’la ilgili bir şeyler öğrenmek çok zordu. Çünkü İslam’la ilgili çok az kitap vardı ve bunlar sadece seçilmiş kütüphanelerde bulunuyordu. Bilgi edinmek zordu. Berlin’de yaşamam benim için bir şanstı. Devlet kütüphanesinde ve üniversitenin kütüphanesinde İslam’la ilgili kitaplar okudum. Sonradan fark ettim ki sadece İslam dininin bir kısmı yazılıydı. Eski kitaplardı ve yazarları Müslüman değildi. Bunlar İslam’ı doğru şekilde anlatmıyordu. Humeld Üniversitesinde okuduğum zamanda İslam’la ilgili bilgi edinmeye çalıştım. 7 sene boyunca yoğun bir şekilde İslam diniyle ilgilendim. Birkaç Müslümanla tanışma şansım da oldu ve onlardan doğrudan İslam’la ilgili bilgi alabiliyordum. Bir tane kardeşim vardı Mısır’dan. Batı Almanya’da üniversitede fizik bölümünü okuyordu. Çok iyi bir insandı. Kur’an-ı Kerim’i hatim etmişti. İncili iyi biliyordu. Karl Marx ve Friedrich Engels’in yazılarını da okumuştu. O bana doğru yolu ve farkları gösterdi. Bana kitaplar verdi. Onları okuduktan sonra onunla bu kitaplar hakkında konuşuyorduk. Onun düşüncesine göre bir Müslüman sadece namazla oruçla Müslüman olmuyordu. Neden Müslüman olduğunu ve sonuçlarının ne olduğunu bilmesi gerekiyordu. Daha sonra Bremen’de yaşarken Almanca olan İslamî kitapları toplamaya başladım. Açıkçası zorlandığım çok kitap vardı. Türkler, Araplar, Pakistanlılar tarafından yazılmış kitaplar var ama bu kitapları Almanlar anlamıyordu. İslam edebiyatındaki sorun bu işte. Batı’da yaşayan, burayı tanıyan Müslümanlar çok az kitap yazmışlar. Bu tür yazarların kitapları artırılmalı…

Onlar buradaki yaşamı bildikleri için buradaki Müslümanları yönlendirip onların sorularına cevap verebilirler.

Ve benim için artık karar zamanı gelmişti. Bu yola hazır mıydım? Anladığım için değil de hissettiğim için böyle karar vermiştim. Böyle durumlarda neden bunu böyle yaptığını bazen bilmez insan. Hisleri ve kalbi insanı bu anda doğru yola iletiyordur. Bunu tüm benliğinizle hissedersiniz…

Sonra ben Lübeck’teki büyükelçiliğe gittim. O zamanlar Doğu Almanya’da sadece birtakım ülkelerin diplomatik ilişkileri vardı. Suudi Arabistan, Kuveyt ve Türkiye bunların içerisinde değildi. Onların daha çok sosyalist ve aynı ideolojiyi taşıyan ülkelerle diplomatik ilişkileri vardı. Ben de Lübeck büyükelçiliğinde 1971 yılında İslam’ı kabul ettim. Bu adımımdan dolayı oluşan sonuçları henüz görmemiştim. Ve 1981 de ailemin yanına yerleştim.

Batı Almanya’daki yeni hayatım kolay başlamadı. Tekrar işe başlamam gerekiyordu. Başka sorunlar da araya girmişti. Ve bu problemlerden dolayı eşimden ayrılmak zorunda kaldım.

İçinde bulunduğum durumun çok zor olduğunu söylemem gerekiyor. Duygusal olarak insan çöküyor. Çünkü uzun seneler birlikte yaşadığınız insandan ayrılmak çok zor.

Kısa bir süre sonra işime yeniden başlamıştım. Başkalarının aracılığıyla Türk bir hanımla evlenmek nasip oldu. Burada yeni bir aile kurduk. İki oğlumuz var ikisi de üniversitede okuyor. Evliliğimiz çok iyi gidiyor. Üç senedir emekliyim. İslami çalışmalarla ilgilenmeye artık daha çok zamanım var. Bremen’deki “Din Topluluğu Şurası’nın” kurucularındanım. Bu arada 17 Müslüman dernek bir araya geldi. Bremen’deki senatoya, resmî dairelere, diğer din topluluklarına ve kiliseye karşı Müslümanları temsil ediyor.

Kişisel özelliklerim olarak sakin ve dengeli bir insanım. Her şeyi sakin bir şekilde halletmeye ve bilinçli hareket etmeye çalışırım. Bunu her zaman yapabilmek kolay değil. Ama bence bu bir eğitim işi. Bir Müslüman’dan da zaten düşünerek hareket etmesi ve yaptığının bilincinde olması beklenir.

Bir karar verecekseniz o konuyla ilgili bütün noktaları, pürüzleri halletmeye çalışır ve bilgi toplarsınız. Benim kararımda her şey kesindir. Benim kararım İslam’dı. Sadece İslam’ı seçebilirdim. Hıristiyanlığı ve ateistliği tanıyordum zaten. Ateistlik ruhi değil, maddiydi. Hıristiyanlıkta ise kilisenin varlığından pek bir şey hissedilmiyordu. Ben de İslam’ı benim için bir hayat tarzı olarak gördüm. Arap arkadaşlarım dinlerini yaşamadıkları halde bana destek ve fikir verdiler. Onlarla aramda başka bir bağ vardı bunu hissediyordum. İslam’ın birlik ve kardeşlik getirdiğini gördüm. Doğuda olan diğer dinler yani Budizm, Hinduizm ve diğerleri benim için söz konusu bile değildi…

Doğu Almanya’da din diye bir şey yoktu. Kiliseler vardı ama az evvel de söylediğim gibi artık kilisenin varlığı bile hissedilmiyordu. Benim için tek İslam vardı.

İslam sadece bir din değil bir hayat tarzı da aynı zamanda. İslam dini Hıristiyan dininde olduğu gibi sadece ahireti değil, dünyadaki hayatı da kapsıyor ve bunları uyumlu bir şekilde birbirine bağlıyor. Diğer dinleri tanımıyordum ve onları tanıma arayışı içerisinde de değildim. Batı’da yaşayanlar gibi yapmadım. Onlar bütün dinleri araştırıp doğruyu arıyorlardı ama benimki farklıydı. Benim için sadece İslam vardı.

Böyle bir adım attığınız zaman çok duygulu oluyorsunuz. En başta da dediğim gibi bu kararı anlayarak değil, hissederek vermiştim. İslam’da gördüğüm şeyler hislerimi harekete geçirdi. Bu adımı attıktan sonra çok büyük bir hafifleme hissettim. Hayatımı üzerine kurabileceğim bir yön vardı artık. İslam beni tatmin ediyordu, çünkü artık hiçbir şeyden şüphe duymadan hayat yolunda ilerleyebiliyorum.

İslam’ı tüm benliğinde hisseden Halit, İslam’ın ibadet yönünü de ihmal etmiyordu.

Namaz ibadetinin benim için büyük önemi oldu. 30 sene önce namaz kılmaya başladım.Namaz kılıyordum kılmasına da henüz namazın anlamını dahi bilmiyordum. Sureleri ezbere bilmiyordum. Sadece hareketleri yapıyordum. Daha kendinizden emin değilsiniz. İlk zamanlar namazda Allah’la aranızda kuracağınız manevi bağa değil de sadece yanlış yapmamaya dikkat ediyorsunuz.

Namaz İslam’ın temel esaslarından biri. Bana göre Müslümanlığın bir kriteri. Namazın ne anlama geldiğini anlamak için zaman ve eğitim gerekiyor. Namaz kılarken birtakım duygular yaşamak gerekiyor. Bazen namaz kılarken öyle kendinizden geçiyorsunuz ki bitmesin istiyorsunuz. Namazın farz olduğunu bilmemiz, namazın hayatımıza kattığı başka bir anlam…

İlk Müslüman olduğum dönemlerde Kur’an-ı Kerim’i sadece Almanca mealinden okuyabiliyordum… Kur’an’ı Kerim’in orijinalini okumak ise bambaşka bir şey. Orijinalini okurken başka duygular yaşıyorsunuz. Arap kardeşlerim bana Kur’an kasetleri vermişlerdi. Ama beni ilk başta hiç etkilememişti. Ama zaman geçtikçe, her şeyi daha iyi anladıkça duygusal olarak etkilenmeye başladım. Bana göre bilginiz olmadan bu duyguları yaşayamazsınız. Kur’an’ı sadece okumak ve dinlemek yetmez onu anlamamız gerekiyor.

Her zengin Müslüman’ın hacca gitmesi farz olduğu için ben de bu ibadetle şereflendim Allah’a şükür.. 1967’de de hacca gitmeden önce oraları tanımak ve deneyim kazanmak için umreye gitmiştim. Hac ve umre her Müslüman için çok etkileyici. Her Müslüman’ın kutsal topraklarla duygusal bir bağı var. İslam’ın çeşitliliği, oraya gelen insanların çokluğu, İslam kardeşliği Müslümanlar için unutulmayacak anlar. Ama önemli olan oraya gidince Müslüman’ın oradan ders alması, sonra o dersini hayatında devam ettirebilmesidir. Orada hiç unutulmayan kalıcı anlar yaşanıyor.

Komünizmi ve kapitalizmi en ince detaylarına kadar görmüş olan Halit şu anda bir İSLAM AYDINI… Bakınız Müslüman olduktan sonra etrafında gelişen olayları ansıl anlatıyor.

İslam’ı seçtiğiniz zaman hangi yolu yürüyeceğinizi de bilirsiniz. Bu demek oluyor ki sakin ve terbiyeli bir şekilde konuşmanız ve hareket etmeniz gerekiyor. Kendim için söyleyebilirim ki negatif tepki çok az aldım. İnsanlara neden bu adımı attığımı, İslam’ın ne demek olduğunu anlattım. Onlar bunun doğru olmadığını düşündüler ama yine de beni anlayışla karşıladılar. İş yerinde, diğer topluluklardan veya kiliseyi temsil eden kişilerden hiç negatif tepki görmedim. Çünkü onlarla bu konular hakkında çok sakin ve terbiyeli konuştum. Negatif tepki almamamdaki en büyük rol, benim her şeyi anlatabilmem oldu. Müslüman kardeşlerimiz Almancayı iyi konuşamadığı için kendilerini iyi anlatamıyorlar. Onun için de negatif tepki alıyor ve yanlış anlaşılabiliyorlar. Alman toplumunda bu konuda bir bölünme var. Bir kısmı hoşgörülü olup; başkalarının dinini veya dünya görüşlerini kabul eden, İslam’ı anlayışla karşılayan insanlar. Onlar aslında Müslüman değiller ama yine de bir şeyler anlattın mı dinliyorlar ve kitaplardan bilgi ediniyorlar. Bir de İslam’ı hiç kabul etmeyen ve düşman gözüyle bakan insanlar var. Bu tür insanları da biz kabul etmeliyiz. Onun için Müslümanlar dinlerine göre hareket etmeli ve İslam’ı anlatmaları gerekiyor.

Bir Alman İslam dinini seçerse çevresinde etki bırakan büyük bir adım atıyor. Ben bunun farkına sadece kendimde değil diğer Alman Müslümanlarda da vardım. Çevrenin tepkileri farklı oluyor. Bazıları “Bu senin kararın, ne yaptığını bilmen gerekir.” diyor. Bazıları da geri çekiliyor ve seninle görüşmüyor. Çünkü çoğu Alman bu tip konular üzerine konuşmak istemiyor. Üçüncü reaksiyon da “Bu adam deli mi!” diyenlerdir. Benim yaptığımı doğru olarak görmüyorlar. İslam’ı seçen bir insana şüpheli olarak bakıyorlar. Çünkü o kişi Alman kültüründen vazgeçmiş oluyor. Başka bir din ve kültürü seçtiği için hain olarak görülüyor. Arkadaşlarım arasında attığım bu adımı anlamayan sadece birkaç kişi vardı. Babam zaten yaşamıyordu. Annem Hıristiyan’dı ve dindardı. Bu kararımı kabul etmedi. O kendi dininin doğru olduğunu söylüyordu. Kavga etmiyor sadece konuşuyorduk.

Hayatında farklı kültürleri, dinleri, hatta dinsizlikleri yaşayan Halit’in yaşamındaki değişikleri kendisinden dinleyelim.

Dediğim gibi İslam bir hayat tarzı yani hayatın her şeyini kapsıyor. İslam’ı seçtiğiniz zaman hayatınızı da ona göre düzenlemeniz gerekiyor. Herkesin kendi deneyimi, hayatı ve alışkanlıkları var. Ve hayatınıza radikal bir değişim yaptığınız için çok zorlanıyorsunuz. Çünkü bu bambaşka bir yol. İslam’a geçtiğiniz zaman başta namaz kılmak, oruç tutmak gibi gün içerisinde yapılması gereken şeyleri yapmaya çalışıyorsunuz. Yeme içme konusunda da değişiklikler yapmanız gerekiyor. Ama dediğim gibi İslam’ın inceliklerini tam olarak öğrenmek için başta biraz zaman gerekiyor.

Ben Türk kardeşlerimizden çok şeyler öğrendim. İlk zamanlar bana çok yardımcı oldular, sorularımı cevapladılar, bana destek verdiler. Yeni Müslümanlar için böyle topluluklar çok önemli. Alman toplumunda İslam’a karşı olanlar da var bunu biliyoruz. Bunun tarihsel, kişisel, toplumsal ve soysal nedenleri var. Ben ne aile ne de toplumsal çevremde negatif bir olay yaşamadım. Bazen kabul edilebilir tartışmalar oluyor ama yeter ki düşmanlık, nefret olmasın. Her toplumda değişik düşünceler, değişik gruplar vardır. Müslümanlar bu toplumda bir azınlık. Tabi ki Müslümanlara kötü gözle bakıyorlar. Ama bu toplum böyle, ne yapalım. İnsanlarla açık bir şekilde konuşup tartıştığımız zaman birçok problem ve yanlış anlaşılmalar ortadan kalkıyor. Eğer biz onlara cevap vermez, nefretle bakarsak onlar da aynısını yapacaklardır. Kendi düşüncemizi temsil etmemiz gerekiyor. Topluma, İslam’ın bir tehlike değil de onlar için bilgi açısından bir zenginleştirme olduğunu anlatmamız lazım. Şu an Batı dünyası sadece ekonomik değil politik, maddi ve ruhi bir çöküntü içerisinde. Ben hem komünizmi hem de Batı demokrasisini yakından tanımış birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu iki sistem birbirlerine çok benziyor. Yani komünizm de kapitalizm de aslında aynı şeyler.

Batı’daki sistem eski değerlerini gittikçe kaybediyor. İnsani değerler yok oluyor, egoizm ve para gibi şeyler değer kazanıyor ve hayatı kapsıyor. İslam burada alternatif olabilirdi ama şu aralar değil. Çünkü Müslümanlar İslam’ın ne demek olduğunu anlayamadı. İslam ülkelerine baktığımız zaman yöneticiler diktatörlük yapıyorlar, mevkilerini kaybetmemek için küçük oyunlar ve menfaatler peşindeler.

Batı’nın geleceğinin nasıl olacağını sorarsanız, bunun çözümü Batı’daki yani Amerika veya Avrupa’daki Müslümanların gayreti ile ilgili… Bana göre Batı’dakiler problemlerini yalnız çözemezler. Başkalarından, başka kültürlerden örnek almaları gerekiyor ki çöküşten korunabilsinler. Buradaki Müslümanlar İslamiyet’i iyi bir şekilde anlatabilirlerse Batı dünyasının ihtiyacı olan hayat tarzını onlara ulaştırabiliriz. İslam’la Batı arasında bir kültür savaşı olmaması lazım. İslam’da çözümler olduğunu görmeleri gerekiyor. İslam insanların ve toplumların problemlerini çözebilir, bunu biz Müslümanlar biliyoruz fakat bunu en uygun yolla anlatmamız gerekiyor. Benim Müslümanlara ne yapmaları gerektiğini söyleyemem haddim değil. Fakat bizler İslam’ın açık ve net mesajını öğrenirsek her türlü çözümün İslamiyet’in içerisinde barındığının farkına varacağız. Müslümanlar İslam’ı yaşamalı, kendileri ve toplumdaki sorunların çözümü için de İslamî bilgileri iyi kullanmalıdırlar.

Müslümanların Batı’da kabul edilip başarılı olabilmeleri için, söyledikleri veya kitaplarda yazdıkları değil eylemleri önemlidir. İslam’ı örnek olarak yaşamaları ve göstermeleri gerekiyor. İkinci unutulmaması gereken nokta ise Müslümanların birlik oluşturması zorunluluğudur. Değişik ülkelerden ve değişik mezheplerden olan Müslümanların bu toplumda söz sahibi olmaları için birlik olmaları gerekiyor. Burada her ülkeden Müslüman var. Demek ki İslam’ın çeşitliliğini burada görüyoruz. Müslümanların birlik olmasını başarırsak yani ulusal farklılıkları, din bilimi farklılıklarını bir kenara bırakır da bir ümmet olursak o zaman başarılı ve bu toplumda bir söz sahibi olan konuma gelebiliriz...