Arı ile Gelen Sağlık Apiterapi / Prof. Dr. Sibel Silici
Apiterapi nedir? Bu konudaki çalışmalar ne zaman başlamıştır? Tarihçesinden bahsedebilir misiniz?
Apiterapi, bal arısı zehri ve diğer arı ürünlerinin (bal, polen, arı sütü ve propolis) kullanılarak hastalıkların tedavisinde tamamlayıcı ve destekleyici tedavi yöntemi olarak kullanılmasıdır. Arı ürünleri, insanlık tarihinin çok eski dönemlerinden beri hastalıklara karşı korunmada ve hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynamıştır. Ancak özellikle son yıllarda tüm dünyada önemsenen doğal yaşam, daha uzun ve sağlıklı yaşama ve yaşlanmayı geciktirme eğilimlerine paralel biçimde arı ürünleri ve onlardan hazırlanan karışımların kullanımında da büyük bir artış yaşanmıştır.
Esas olarak geri ödemesi olmayan ve kişilerin sağlıklarını korumak ve geliştirmek, basit rahatsızlıklarını tedavi etmek için doktorların kısıtlı vakitlerini heba etmeden kendi kararları ile kullanabilecekleri arı ürünleri, devletin ilaç harcamalarını azaltacak temel yaklaşımdır. Unutulmamalıdır ki değerli olan sağlıktır, hasta olmadan sağlığı koruyabilmektir.
Arı ürünleri nelerdir? Faydalarını anlatabilir misiniz?
Bal, antik çağlardan beri birçok kültürde tedavi amaçlı kullanılmıştır. Bu araştırmalardan bazılarında ülserlerin, yara ve yanık sonucu oluşan deri enfeksiyonlarının ve yatak yaralarının tedavisinde yararlanılmıştır. Balın sadece bakterilere değil aynı zamanda virüs, mantar ve parazitlere karşı olan inhibe edici özelliklerini ispatlayan çalışmalar vardır. Balın bağışıklık sistemini aktive ettiği de bilinmektedir. Balın şekerler gibi sadece karbonhidrattan oluştuğunu düşünmek yanlış olur. Yapısındaki enzimler, aminoasitler, fenolik maddeler ve diğer aktif bileşikler balın sağlık için önemini göstermektedir.
Arı sütünün beyazdan sarıya dönen rengi, keskin, kendine has bir kokusu ve ekşimsi bir tadı vardır ve dondurulmuş bir şekilde depolanmalıdır. Arı sütünün yapısında; niasin (B3), pridoksin (B6), tiyamin (B1), riboflavin (B2), pantotenik asit, folik asit ve biotin (H vit.) gibi vitaminler ile potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir gibi mineraller ve 10 HDA gibi yağ asitleri bulunmaktadır. Enfeksiyonları iyileştirici, ülser ve depresyonu iyileştirici, yüksek tansiyonu düşürücü, diyabet, romatizma ve osteoporoz (kemik erimesi) ve bağışıklık sistemi üzerine olumlu etkileri, arı sütünün sağlık üzerine etkileri arasında sayılabilir.
Eski Mısırlılar poleni “hayat veren toz” olarak tanımlamışlardır. Arı poleni ise; bal arılarının büyüme ve gelişme ihtiyaçlarının yanı sıra, yavrularını beslemek üzere arı sütü salgılamak için ihtiyaç duydukları proteini temin etmek amacıyla çiçekli bitkilerde topladıkları tükürük enzimleri ve bala karıştırarak petek gözlerinde depoladıkları besin değeri yüksek üründür. Polen tipinin etkili olmasıyla birlikte kardiyovasküler hastalıklarda (kalp hastalıklarında) kan lipidi ve kolesterol gibi risk faktörlerinde polen tüketiminin fayda sağladığı, spor yapan ve yaşlı insanlarda fiziksel performansı artırdığı, kanser riskini azalttığı, gastroenterolojik ve karaciğer hastalıklarında iyileşme sağladığı da bildirilmektedir.
Propolis kelimesi Yunanca “şehrin önü” anlamına gelmektedir. Bu ifade propolisin, arı kolonileri için çok iyi bir koruyucu olduğu anlamına gelmektedir. Genel anlamda bal arısı kolonileri, çeşitli ağaçların tomurcuklarından toplayıp içerisine bal mumu ve enzimler katıp kovanda koruyucu özelliğiyle çok çeşitli amaçlarla kullanılan reçine içeriği yüksek üründür. Propolisin en çok araştırılan özelliklerinin başında bakteri, maya, küf ve parazitlere karşı antimikrobiyel etkisi gelmektedir. Oksidatif stres; kanser, immün sistem (bağışıklık sistemi) rahatsızlıkları, yaşlanma, katarak, kalp ve sinir sistemi rahatsızlıkları gibi durumlara neden olmakta, propolis kullanımı ile bu tip rahatsızlıklar önlenebilmektedir. Propolisin karaciğer koruyucu etkilere sahip olduğu da bilinmektedir. Bu araştırmaların çoğunu kendi laboratuvarımızda test ettik ve uluslararası düzeyde yayınlattık. Düzenli propolis kullanımı ile kanserin ve kanserle bağlantılı mutasyonların belirli düzeylerde önlenebileceği, deri lezyonları, cerrahi, yara, yanık, ülser, deri ve göz hastalıkları tedavisinde de etkili bir şekilde kullanılmaktadır.
Apiterapinin koruyucu tıp alanında kullanımı nasıldır? Arı ürünleri genellikle hangi hastalıklarda fayda sağlamaktadır?
Sağlık Bakanlığı’nda komisyon üyesi olarak çalışmalara katıldım, hâlâ çalışmalarımız devam ediyor. Daha önce bahsettiğim gibi önemli olan, sağlıklı iken hiç hastalanmayacakmışız gibi düşünmemek, sağlığımızı korumaktır.
Arı ürünlerini kullanırken nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Arı ürünlerinin yanlış kullanımı sonucunda doğacak riskler nelerdir?
Her şeyden önemlisi, arı ürünleri, uzman kişilerin test ettiği ve bu sonuçları yayınladığı güvenilir firmalardan alınmalıdır. “Üreticiden temin edilen her zaman daha kaliteli ve güvenilirdir.” yaygın alışkanlığının çürütüldüğü alanlardan biridir arı ürünleri. Aslında ürünlerdeki temel sorun zaten üretim aşamasından gelmektedir. Kovanında antibiyotik kullanan, etraftaki tarımsal alanlardan pestisit nasibini alabilen ürünler en büyük tehlikedir. Benzer şekilde “suyun bile fazlası zarardır” yaklaşımından yola çıkarak arı ürünleri de mutlaka uygun dozda kullanılmalıdır.
Arı ürünlerine yöneliş ve bu ürünlerin daha büyük ölçüde araştırma konusu yapılması, bilimsel alanda gelişme sağlamakla birlikte söz konusu ürünlerin kullanımındaki yaygınlık bazı toplum sağlığı sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Özellikle halkımızın büyük kesiminde “doğal olduğu için zararsız” olduğu şeklinde yaygın bir inanış vardır. Arı ürünlerine yönelik ilginin arttığı pazar karşısında iştahları kabaran ve sağlık konusunda ehliyeti bulunmayan, bu konuda herhangi bir eğitimi bulunmayan kişi ve kuruluşlar, kimi zaman halk sağlığını hiçe sayan pazarlama yöntemleriyle arı ürünlerini satışa çıkarmaktadır. Hatta bu kişiler çoğu zaman çözücünün ne olduğunu bilmeyen birinci el üreticiler yani arıcılar da olabilmektedir. Bazıları ise her ne kadar Türkiye Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan “takviye edici gıda” adı altında ruhsat alsalar da kimyasal, biyolojik, toksikolojik, deneysel ya da klinik çalışmalar yapılmaksızın kulaktan dolma bilgilerle ya da belirli sitelerde yayınlanan bilgileri tabiri caiz ise “aşırmak” suretiyle bu ürünlerin kıymetine gölge düşürmektedirler.
Şeker hastalarının bal tüketmesi konusunda ne söylemek istersiniz?
Bu konuda TUBİTAK projesi yaptık ve özellikle kekik ve narenciye ballarının glisemik indeksinin düşük olduğunu (yani kandaki şekeri diğerlerine göre yükseltmediğini) tespit ettik. Diyabet (şeker) hastaları doktor kontrolünde günlük tüketebilecekleri şeker miktarı kadar bu balları tüketebilirler.
Apiterapi çalışmalarında Türkiye nerede duruyor? Yapılan çalışmalardan bahsedebilir misiniz?
Uzman sayısı Türkiye’de oldukça az olmakla birlikte çok kaliteli çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin benim, 20 yıldan fazladır sadece bu konuya odaklanmış bir bilim insanı olarak ekibimle birlikte bu konuda 200’den fazla uluslararası kabul görmüş araştırmam var. Biz artık belli bir noktaya geldik ve araştırmalar içinde en zoru olan (çünkü insanlar üzerinde araştırma izni almak oldukça zor) insanlar üzerinde araştırmalarımızı yapmaya çalışıyoruz. En son projemiz propolisin insanlarda kan ve tüm biyokimyasal değerler (karaciğer, kalp, böbrek enzim ve değerleri) üzerine etkisini ve en uygun dozu belirlemek. 2005 yılında propolisi insan sağlığına kazandırmak konusunda yaptığım çalışmalarla TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) tarafından “Genç Bilim Kadını” ödülü aldım, gerçekten bu konuda çok onur duyuyorum.
Arı ürünleri ülkemizde yeterince üretilip değerlendiriliyor mu?
Hayır, bizim üreticilerimiz daha çok bal üretmeye alışmış, çok fazla diğer ürünlere yönelim yok. Olanlar da çok yüksek fiyatlar talep ediyorlar.
Bununla birlikte arı ürünleri ancak bilinçli ve akılcı kullanılmaları halinde toplumsal sağlığın geliştirilmesine yararlı olacak ve ülke ekonomisi açısından değer yaratacaktır. Bu noktada özellikle arıcılar bu ürünleri pestisit, ağır metal ve antibiyotik kirliliği olmaksızın güvenli bir şekilde üretmekle yükümlü iken doktor tavsiyesi niteliğinde ilaç yapma yetisine ve ehliyetine sahip değildirler. Daha dehşet verici olan ise kanser, diyabet, karaciğer rahatsızlıkları gibi çok önemli hastalıklara “ilaç yapıyorum, çok başarılı oluyor” demeleridir. Ayrıca her ne sebepten bilinmez, ancak en az bal kadar getirisi olabilecek propolis gibi ürünleri yıllarca (hatta hâlâ) kovanda çalışmayı güçleştirmesi nedeniyle atmaktadırlar. Arı sütü üretmek zor bir işlem olmamasına rağmen bu işe girmek istememişlerdir. Güvenli ve hijyenik üretim teknikleri konusunda Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı ve üniversiteler sayısız eğitim, toplantı ve kongre düzenlemesine rağmen her zaman arıcı katılımcı sayısı çok az olmuştur. Bu gibi sebeplerle de toplumun oluşturduğu talep karşısında ülke üretimi ihtiyacı karşılayamamakta, pek çok Avrupa ülkesi ve özellikle de Çin, günümüzde ülkemizin bal dışı polen, propolis ve arı sütü piyasasına neredeyse hakim durumdadır.
Anadolu’nun Asya ile Avrupa arasında bir köprü şeklinde uzanması, ülkemizin coğrafî ve iklim özelliklerini farklılaştırmakta ve neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde yetişen bitki çeşitliliğine eşdeğer zenginliğe ulaştırmaktadır. Bu güzellik, sadece bitki özü (nektar) ve poleniyle beslenen bal arısının eşsiz ürünlerine yansımaktadır. Bu potansiyelin “ilaç yapıyorum” yaklaşımı ile değil, “hijyenik, güvenli ürün üretiyorum” yaklaşımıyla değerlendirilmesi gerekir.
Son yıllarda arı ürünlerine olan ilginin artmasını neye bağlıyorsunuz?
Tabi ki olumlu etkilerini tüketicilerin fark etmesine. Bu konuda payımız varsa çok mutluluk duyarım.
Ülkemizde arı ürünlerinde sahteciliğe karşı ne gibi önlemler alınıyor?
Aslında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız bu konuda çok fazla denetim yapıyor ama yeterli olmuyor. Bu, vicdanla alakalı ve tüketicinin bilinçli olması bence bu sorunu çözmekte en önemli etken. Bilinçli tüketici olup satın alınmaz ise onlar da satamazlar.
Arı ürünlerinin hepsini tehdit eden sahtecilik ve tağşişten sonra gelen en önemli sorun ağır metal, pestisit ya da kovandaki hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlardan (antibiyotik ve akarisit) oluşan kalıntı problemidir. Bu nedenle ham maddenin, bu tür kirlilikten uzak arıcılardan temin edilmesi büyük önem taşır. Sonraki aşama, ürünlerin işlenmesi ve tüketiciye kullanım ve ulaşım kolaylığı ile ulaştırılmasıdır ki, burada ürünün işlenmesi sırasında doğacak problemler yerini alır. Bir biyoteknolog olarak, bu problemlerin başında arı ürünlerinin çoğunda en önemli etken maddeleri oluşturan polifenollerin yüksek ısı uygulaması ile bozulmasını söyleyebilirim. Bir başkası ise kullanılan alkol, koruyucu, tatlandırıcı, renklendirici gibi kimyasallardır. Biz zaten bu kimyasallar yüzünden hasta olmuşken yine bu içerikte ürünlerle nasıl tedavi olmayı bekleyebiliriz??
Son olarak özellikle propolis için alkol kullanmamak anlamında su kullanılmaktadır. Yıllar önce Amerika ve Rus patentleri bu ürünü ortaya koydular, ancak bu patentler de (internetten ulaşılabilir) diğer özütlerin % 28 verim verirken su bazlı olanın ancak % 8 verim alındığını bildirir. Bu nedenle su bazlı özütün etkisinin düşük olduğunu söylemek gerekir.
Arı ürünleri ısı ve ışıktan kolayca etkilenebildiğinden besin değerlerinde zamanla değişimler ve mikrobiyolojik üreme söz konusu olabilmektedir. Her ürüne özgü bu özellikler tüketiciler tarafından bilinmeli, gerekli önlemler alınarak uygun depolama koşulları sağlanmalıdır.
Tüketiciye, sahte ürünlere karşı önlem olarak neler tavsiye edersiniz?
Sadece arı ürünleri değil, tüm gıdaların mümkün olduğu kadar “doğal” olmasını arıyoruz. Bunun anlamı; alkol, kimyasal ve katkı maddesi içermemesidir.
Bununla birlikte, önceleri hastaların bir an evvel iyileşmesi, zayıf olanların ise kilo alması için kullanılan arı ürünlerinden öncelikle balın incelenmesiyle başlayan çalışmalar, günümüzde kanserden pek çok enfeksiyonel hastalıkların tedavisinde ve daha önemlisi bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ile hastalıklardan korunmak ve hastalıklarla mücadeleyi kolaylaştırmak gibi amaçlarla en çok araştırılan konular haline gelmiştir. İlaç sanayi gelişmiş ülkelerde bile yaygınlaşan “doğal kaynaklardan sağlığı koruma” fikri eyleme dönüşmüş ve arı ürünleri bu konuda önemini artırmıştır. Daha sağlıklı, uzun ve kaliteli yaşamak amacıyla etkili bir şekilde kullanılmaya başlanan arı ürünleri, gelişmiş teknolojilerden de yararlanılarak dozlama yapmak suretiyle tüketim için tüketiciye sunulabilmektedir.
Bugün kanser, diyabet ve obezite gibi dünyada insanların büyük çoğunluğunu tehdit eden hastalıkların sebepleri sıralanırken, bilerek ya da bilmeyerek gıdalarla tükettiğimiz kimyasallar, hormonlar, katkı maddeleri önlerde yer almaktadır. Pek çok bitkisel ya da takviye gıdanın yapılan analizlerinde ya da içerik bilgilerinde çoğu zaman adını bile duymadığımız kimyasallara rastlamaktayız. Bu durum arı ürünlerinde de söz konusudur. Hal böyle olunca, arı ürünlerinin de tüketici tarafından sorgulanmasına ve kullanılmasında tereddütlere yol açmaktadır. Tüketici bazı sorulara ısrarla cevap aramaktadır. Bunlara, “Arı ürünlerini nasıl seçmeliyim? Kullandığım ürün, etiket bilgilerini karşılıyor mu? Kullanımı güvenli mi? Ne kadar kullanmalıyım? Yan etkisi olur mu? Yarar sağlar mı, yani derdime derman olur mu?” örnek olarak verilebilir. Ama bunlar içerisinde en çok sorulan soru: “Hangisi güvenli?”
Güven kelimesinden bahsetmişken, hangi arı ürünleri güvensiz, bahsetmek yerinde olur. İnsanların yerleşik düzene geçmesi ve ticaretin başlaması ile ürünlerde sahtecilik de başlamıştır. Bunların önemli bir kısmı bilinçli olarak yapılmaktadır. Uzun yıllar boyunca balda sahtecilik ve tağşişin önlenmesi konusunda birçok çalışmanın yapılarak değişik analiz yöntemlerinin geliştirildiğini çoğumuz biliriz. Ama bunu en çok biz uzmanlar biliriz. Çünkü biz tağşişi tespit edip analiz geliştirdikçe yeni tağşiş metotları da bizim hızımızda tüketiciyi aldatmak için bizimle savaşmaktadır.
İnternet, bilgiye kolay ve hızlı bir şekilde ulaşabilmemizi sağlasa da kimi zaman bilgi kirliliğine de yol açmaktadır. Bu problem internette yer alan arı ürünleri tanıtımlarında da vardır. Bu tanıtımların çoğunda son derece abartılı ve hiçbir yararı olmayan kullanım önerileri yer almakta, tüketiciler bu geçersiz iddialarla yanlış yönde bilgilendirilerek yüksek fiyatlara ürün satın almaya teşvik edilmektedir. Bir ilaç ya da fonksiyonel bir gıdanın her hastalığa her rahatsızlığa iyi gelmesi mümkün değildir. Gereksiz ümit tacirliği yapmanın da bir anlamı yoktur. Nasıl ki bir ilaç önce kimyasal, sonra deney hayvanları ve en son da klinik çalışmalar (insan üzerinde araştırmalar) ile yani birçok fazdan geçerek satılabiliyorsa koruma ya da tedavi niteliği olan bir ürünün de (bitkisel ürün olabilir, fonksiyonel gıda olabilir) bu gibi analizlerden geçmesi gerekir. Örneğin web sitesinde Brezilya alekrim propolisi ile ilgili bir çalışmanın sonucu olarak bir tedavi belirtilmiştir. Bunu propolis satışı yapan herkes sanki kendi ürünü de tropikal (biz tropical iklime sahip bir ülke değiliz) bir propolismiş Brezilyadan gelmiş gibi bu özelliği kendi ürününe yazmaktadır. Sorsanız siz mi test ettiniz, bu ürün için mi buldunuz bu sonuçları? Tabi ki hayır, “copy paste” yani kopyala yapıştır.
Bir ayete konu olan arının hayatından bahseder misiniz? Kovanın içinde yaşananlardan ibret alacağımız neler var?
Bir kutu içerisinde on binlerce arının hiç kavga etmeden, işlerini hiç ihmal etmeden, sürekli çalışıp üreterek, yavrularını besleyerek mükemmel ürünleri ürettiklerini düşündüğünüzde bal arılarının nasıl da olağanüstü hayvanlar olduğunu anlarsınız. Bence, “bal arısı ve ürünleri insanoğluna Rabbim’in hediyesidir.” Sözlerimi Kur’ân’ı Kerîm’den bir ayetle bitirmek isterim, onun üstüne söz yoktur.
“Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbin’in sana yayılman için belirlediği yolları tut!’ Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır.” (Nahl, 16/68-69)
