Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Allahu Teala Kullarını Rab İsmiyle Terbiye Eder / Abdülkadir Yılmaz

Bu Yazıyı Paylaşın:
Allahu Teala Kullarını Rab İsmiyle Terbiye Eder / Abdülkadir Yılmaz

O göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O’na kulluk et; O’na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O’nun bir benzeri olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur)’ (Meryem-65)

‘Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Göklerde ve yerde azamet yalnız o’nundur. O, azîzdir, hakîmdir.’ (Casiye 36-37)

Makro ve mikro boyutuyla evreni kanunlarıyla beraber hatasız ve kusursuz düzenli bir şekilde yaratıp sonra bu muhteşem evreni yaratılışından bu zamana dek kaosa meydan vermeden yönettiği gibi insanoğlunun da, akıl ve duygu cephesini, objektif ve sübjektif dünyasını kusursuz yaratan, bir düzene sokan ve terbiye eden âlemlerin rabbi olan Allah’tır.

Fizik âlemin düzeninde cebr söz konusu iken ruhlar âleminin düzeni, imtihan amacına matuf olarak özgür iradenin ve tercihlerin devreye girdiği kanun ve kurallar da içerir. Yani bu yasa ve kurallarda yerine göre hem bir cebr hem de bir muhayyerlik söz konusudur.

“Sizi, bir imtihan olarak, şer ve hayırla deneyeceğiz. Hepiniz de nihayet bize döndürüleceksiniz.”(Enbiya, 21/35)

Bu denemeler aslında hem bir imtihan hem de bir öğretim ve eğitimdir.

Nitekim Allah-u Teâlâ’nın, yaratan, nimet veren ve terbiye eden anlamlarına gelen güzel isimlerinden birisi de Rabdir.

Mürebbiye yani öğretmen eğitici kişi de bu kökten gelir. Öğretmen öğrencisine hem bilgi verir hem pratik kazandırır. Yani hem öğretir hem eğitir. Hem bilgi sahibi yapar, hem terbiye eder, edep adap verir. Edepsiz adapsız şımarık, yaramaz talebeler, iyi bir öğretmen elinde çok kıymetli, çok değerli şahsiyetler haline dönüşürler. Eğitimde acıma vardır, ama sonuca yöneliktir. Yerine göre çok acımasız olmak eğitim için gereklidir. Öğretmen bunu yapmak zorundadır, yoksa iyi bir eğitici olamaz. Bu sebepledir ki, padişah çocukları yani şehzadeler bile bir öğretmene eğitim için verilirken, eti senin kemiği benim mantığında verilir, en güzel bir şekilde terbiyesi için öğretmene geniş bir özgürlük alanı tanınırdı.

Allah-u Teâlâ’nın yeryüzündeki halifesi olan insanoğlu eğitmenlik vasfını rabbimizden almıştır. Nasıl ki basir, semiğ gibi sıfatlar Allah’ın isimleri olmakla beraber kullarında kendi boyutlarında tecelli etmekte ise aynı şeklide “rab” ismi de kullar üzerinde öğretmen olarak tecelli etmektedir. Ama şu hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır ki asıl terbiye edici Allah’tır ve kullarını bir öğretmen gibi terbiye eder. Yalnız Rabbimizin terbiyesi şanına yakışır bir şekildedir, bir ömür devam eder. Sonra kulların terbiyesinde akla hayale gelmedik yöntemler kullanır, dışarıdan bakıldığında çok acımasız gibi gelen uygulamaları onların iyiliği için yapar, bundan imtina etmez. Bir öğretmen bu eğitimin önemini bilse de her boyutuyla Rabbimiz gibi uygulayamaz. Zira buna gücü ve imkânı yetmez ama rabbimiz için bunlar çok kolaydır.

Mesela bir öğretmene bir öğrenci getirseler; çok yetenekli ama çok şımarık, çok nazlı veya çok korkak vs. olsa, öğretmen baksa ki bu sıfatlar öğrenciden nasihatle geçip gidecek gibi değil, buna bir musibet lazım... Mesela bu çocuk babasız veya anasız büyüse çok daha fazla yetenekleri ortaya çıkacak, daha güçlü olacak... Bu gerçeği bir öğretmen anlasa da uygulamada başarılı olamaz. Ama Rabbimiz hem bilir hem de yapar. Nitekim Efendimiz (sav) böyle bir hikmete binaen babasını ve annesini küçük yaşlarda kaybetmiş, hem yetim hem öksüz kalmıştır. Dışarıdan bakınca merhametsiz gibi görünen bu uygulama, sonuca bakınca muhteşem bir uygulamadır. Buna ancak Rabbimizin ilmi ve gücü yeter.

Efendimiz “Beni rabbim terbiye etti” derken işte her şeyi ile bu yetişmeden bahsediyordu...

Peygamberler gerçeği bildirme veya hatırlatma için, nasihat, güzel öğüt, müjdeleme, korkutma ve uyarma gibi eylemlerle görevlerini yaparlar. Ama bu tür uygulamalar tamamen dünya sarhoşu olmuş adeta aklının üstü örtülmüş insanları kendine getirme noktasında yeterli olamaz. Böyle durumlarda bela ve musibetler insanı nasihat dinleyecek hale getirir. Belanın da çaresiz kaldığı kalbini hidayete kapatmış insanlar vardır ki, onların akıbeti ebedi cehennemdir.

Şunu da hatırlatmak gerekir ki, yüce yaratıcı bela ve musibetten önce, zulüm, haksızlık, adaletsizlik vs. gibi kötülükleri terk etmeleri, hakka ve doğruya yönelmeleri için azmış topluluklara önce peygamberler vasıtasıyla uyarılar yapar

“Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azab etmeyiz.” (İsra Sûresi, 17/15)

Netice olarak, Rabbimiz, kullarını sınamak, doğru yola ulaştırmak veya daha birçok faydaya yönelik olarak bela ve musibetleri terbiye aracı olarak kullanır.

“Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!” (Bakara, 2/155)

İnsan eğitimi konusunda gerçekten tam bir uzman olan ve olaylara hikmet penceresinden bakabilen Şenel ilhan Bey “Rab” isminin kullar üzerindeki tecellisi ile ilgili olarak şöyle bir sohbet yapmıştı:

“Allah-u Teâlâ Rabb ismiyle kullarını terbiye eder. Rabb isminin tecellisi aynı zamanda imtihan demektir. İmtihan da terakki için yapılır. Terbiyenin iradeye bağlı olan kısmı vardır. Kul yapıp etmeleriyle yani iradesiyle bu imtihana tabi olur. İradeye bağlı olamayan kısmı vardır. Bu kısımda, rabbimizin irademizi devre dışı bırakarak direk müdahaleleri de vardır. Mesela bir kişinin annesi babası, yakın çevresi onun eğitiminde önemli bir etkendir. Kulun bunda iradesi yoktur. Hazreti Peygamberin annesinin babasının çocukken vefatları, akrabalarının ona çıkardığı zorluklar Efendimiz’in (s.a.v.) eğitiminde önemli müdahalelerdir.

Benim yetişmemde de yakın çevremin etkisi çok olmuştur. Mesela serçe kuşu atmacalar sayesinde güzel uçar. Atmacalar serçelerin düşmanıdır. Serçeler bunlara av olmaktan kurtulmak için uçmanın her türlüsünü öğrenirler. Şeytan da öyledir, insan bu tepkiyle zihnini diri tutar. Musibetleri böyle okumak gerekir. Musibetlere eğitim ve terbiye açısından bakılınca onların insan eğitiminde çok önemli bir yeri olduğu görülür. Hatta onların önemi ibadetlerin önündedir. Manevi terakkide musibetler, ibadetlerden daha etkilidir. Çünkü ibadetlere nefsin hazzı bulaşabilir, nefs buradan nemalanabilir. Ama musibetlerde nefsin hazzı olmaz. Musibet başa gelince insan isyana, günaha düşse bile faydası vardır. Musibetler her hâlükârda insana fayda verir. Sabretse de sabretmese de, razı olsa da razı olmasa da… Musibetlerin insan iradesine bağlı, sabrına bağlı faydası vardır. Bela ve musibetlere iradesiyle sabreden, rıza gösteren manen terakki eder, Allah dostu bile olur. Yetenekli bir kâfire Allah (c.c.) onu terbiye etmek için, onun hidayeti için musibet verir. Kur’an’da bununla ilgili ayetler çoktur. Belki akıllanırlar ibret alırlar, ders çıkarırlar diye birçok kavme bela verilmiş olduğunu Kur’an söyler. Mesela Yunus peygamberin (a.s.) ümmeti, üzerlerine gelen gazab-ı ilahiyi görünce topluca tövbe ettiler. Hidayete kavuştular. O sebeple bir kâfir imana gelsin diye Allah onun elinden sağlığını servetini, çoluk çocuğunu alıp ondaki iman cevherini açığa çıkarabilir.

Bir musibet hem günaha kefaret olur, hem de terakki sebebidir. Yani ceza olarak gelse bile terakkiye neden olur. Akıllılar buna her zaman sevinir, “Allah bizi seviyor” derler. Çünkü Allah hakikaten sevdiğine bela verir, öyle terakki ettirir. Bizi böylece yükseltmek ister. Allah insanı kendine ayna olacak kabiliyette yaratmıştır, cinleri de öyle… Onlar da kabiliyetlidirler.

Evet, musibete isyan etmezsen, sabredersen daha çok kârdasın, zayıflık gösterirsen, isyana düşersen yine kârdasın… Çünkü zihni anlamda düşünce anlamında acziyetini idrak edersin, içinde böyle şeyler uyanır. Peygamberler ve Allah dostları Allah’a dört dörtlük teslim olurlar. Yolu yok, sebeplerin bittiği yerde bile Allaha güvenmek, teslim olmak gerekir. Hiç bir sebebin, gücün yetmediği yerde bile Allah’a güven, O’na teslim ol, O’ndan ümidini kesme. Yunus peygamberin hikâyesini bilirsin, Allah’a uymayı unuttuğu anda kendini balığın karnında buldu. Oradan çok güzel bir tespih ve dua ile kurtuldu. İbrahim Peygamber ateşe düşerken Allah’a güvendi. Allah peygamberlerden sebepleri görmesini istemez, gazaplanır. Sebepleri yaratıcı gibi görmek peygamberlere yakışmaz.” Netice olarak, bizler her halükarda Allah’ın “rab” ismi ile terbiye olduğumuzun farkında olursak bela ve musibetleri, okumamız ve değerlendirmemiz, doğru zeminde olacaktır. Bunu böyle bilmek ise eğitimimizi kolay kılacak ve sabrı da kolay olacaktır. Tabii ki, mükafatı da o denli büyük…