Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Akran Baskısı ve Zorbalıkla Mücadele

Bu Yazıyı Paylaşın:
Akran Baskısı ve Zorbalıkla Mücadele

Her canlının bir gelişim süreci vardır. Canlılar doğar, büyür ve türünün gerektirdiği şekilde yaşamlarına devam ederler. Yavru bir filin anne karnındaki gelişim süresi yaklaşık 20 ay iken bir civcivin dünyaya gelmesi için 21 günlük kuluçka süresi yeterlidir. Bir buzağı doğduktan dakikalar sonra yürümek için adım atabiliyorken insan yavrusunun yürüyebilmesi için yaklaşık 10 ayın geçmesi gerekir. İnsanın gelişimi, diğer canlılardan daha zorlu bir süreci kapsamaktadır. Bu zorluk, insanın diğer canlılardan üstün olduğunun da bir göstergesidir.

İnsanda fiziksel, sosyal-duygusal ve bilişsel gelişim gözlenmektedir ve bu gelişimler birbirleriyle bir bütündür. Birini diğerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Gelişim ne kadar sağlıklı gerçekleşirse sağlıklı bir yetişkinlikten söz edilebilir. Okul çağındaki çocukların gelişimleri ve yaşadıkları akran baskısının gelişimlerine olumsuz etkilerine değineceğiz.

Okul çağındaki çocukların yaş aralıklarına göre gelişimleri genel olarak aynı olsa da her çocuğun birbirinden farklı özellikleri, yetenekleri ve karakterleri olduğunu unutmamak gerekir. Her çocuk özeldir ve yaşanan durum/problem, çocuğa ve onun ailesine göre değerlendirilmelidir.

Okul çağındaki çocukların gelişimlerine baktığımızda, 6-9 yaş aralığındaki çocuklarda ince motor becerileri gelişmeye başlar. Buna bağlı olarak kalem tutma, ipe boncuk dizme, kesme-yapıştırma gibi faaliyetleri zorlanmadan yapabilirler. Bu dönemde çocuklar çok enerjik ve hareketlidir. Zıplama, tek ayak üzerinde durma, koşma gibi kaba motor becerilerini daha iyi kullanırlar. Bu dönemde bir-iki arkadaşla yakınlık kursalar da grup oyunlarından da hoşlanırlar. Çabuk küsüp hemen barışırlar. Sık sık öfkelenirler. Eleştiriye karşı hassas olurlar. Başarısızlığa tahammül edemezler. Çok çabuk motive olabilirler. Takdir görmeyi severler. Soyut düşünemezler. Gerçekler üzerinden yapılan anlatımları çabuk kavrarlar. Meraklıdırlar, öğrenmek için çok soru sorar ve fazla konuşurlar. Yeni şeyler keşfetmeyi severler.

10-13 yaş grubundaki çocukların ince motor becerileri gelişmiş olduğu için enstrüman çalma, resim, el işi gibi aktivitelere yöneldiklerinde başarılı olurlar. Açık alanda olmayı, hareketi, grup oyunlarını severler. Bir gruba dahil olma ihtiyaçları yoğundur. İştahları açıktır, yemeyi severler. Bunun yanında fiziksel görünümlerine önem verirler. Özellikle karşı cins tarafından beğenilme arzuları başlar. Dikkatleri çabuk dağılır. Aile ile yaşadıkları çatışmalarda artış görülür. Yetişkin gibi davranırlar, büyüdüklerini çevrelerine ispatlama kaygısı yaşarlar. Soyut düşünme gelişir. Güzel ahlak, erdemli olma, sevgi, saygı, merhamet, adalet gibi değerleri kavrayabilirler. Araştırmayı ve üretmeyi severler. Takdir edilmek, kabul görmek önemlidir. Problem çözme becerileri gelişmeye başlar.

6-13 yaş arası çocukların gelişimlerini göz önüne aldığımızda, bu gelişimlere en iyi şekilde cevap vermeye çalışan yer olarak okulu görmekteyiz. Çocukların yeni arkadaşlar edinmesi, yetişkinlerle iletişimi öğrenmesi ve bağ kurması, onlarla maddi-manevi paylaşımlarda bulunması, yaşadığı problemleri çözebilmesi, öfke-sevinç-üzüntü-kaygı gibi duyguları tanıyıp bu duyguları nasıl denetleyeceğini öğrenmesi; koşup zıplayabilmesi, eğlenebilmesi, yeni bilgiler öğrenip bunları hayatında kullanabilmesi, başarı duygusunu tatması, başarısızlıkla mücadele edebilmesi açısından okul hayatı önemlidir. Çocuk okulda sorumluluk almayı ve sonuçlarına katlanmayı; bir kalemi, sırayı, kitabı, aynı ortamı paylaşmayı öğrenir. Bütün bunlar, çocuğun yetişkinlikte yaşayacağı hayatın bir nevi minyatürüdür. Sosyal becerileri küçük yaşta öğrenen kişi, yetişkinliğinde de insanlarla sağlıklı bir iletişim kurma yoluna gidecektir. Aynı şekilde şiddet dilini kullanan bir çocuk, yetişkinlikte de bu yola başvurmaya devam edecektir. Çocuk, okul ortamında her ne kadar sağlıklı ilişki kurmaya çalışsa da karşısındaki kişiden aynı şeyi göremeyebilir. Okullarda sık rastladığımız akran baskısı ve zorbalık, çocukların hayatını ciddi anlamda etkilemektedir.

Akran baskısı, yaşıtları tarafından kişinin bir şey yapmaya veya kendileri gibi davranmaya zorlanmasıdır. Kişi de bulunduğu gruptan dışlanmamak, yalnız kalmamak ve kendini o gruba ait hissetmek için söylenilenleri yapar. Okuldan kaçma, sigara içme, okul eşyalarına zarar verme gibi davranışlar akran baskısı nedeniyle yapılabilmektedir.

Zorbalık ise kişinin kendinden küçük ve güçsüzlere uyguladığı sözel, fiziksel, psikolojik şiddeti içermektedir. Tekme atma, vurma, itme, dışlama, alay etme, küçük düşürme gibi davranışlar zorbalığa örnek olarak verilebilir.

Akran baskısı ve zorbalığa iki yönden bakmak gerekir. Birincisi akran baskısı ve zorbalığı uygulayan, ikincisi ise bunlara maruz kalan…

Çocuklar neden akran baskısı ve zorbalık yaparlar? İletişim becerileri gelişmeyen çocuklar, problemlerin çözümü olarak şiddete başvurabilirler. Aile içinde psikolojik (yok sayılmak, önemsenmemek), sözel veya fiziksel şiddete uğrayan kişiler ailelerinden aldıkları yarayla baş edebilmek için başkalarına aynı muameleyi yaparlar. Psikolojide buna yön değiştirmek denir. Kişiye kendinden güçlü biri tarafından yapılan olumsuz davranışları, kişinin kendisinden güçsüz birine yapması yön değiştirmektir. Çocuklar anne babadan gördükleri şiddeti kendinden küçüklere veya hayvanlara karşı uygulamaktadırlar. Kodlarında var olma isteği olan ancak kendini var edebileceği alanları/yeteneklerini keşfedememiş kişiler de güçlerini ispat etmek adına zorbalık yapabilirler.

Akran baskısına ve zorbalığa uğrayanlar kimlerdir? Burada da yine iletişim becerileri ve aile faktörü ön plana çıkmaktadır. Yaşadığı bir problem karşısında nasıl davranacağını bilmeyen, nasıl doğru tepki vermesi gerektiğini öğrenemeyen; aile içinde susturulmuş, baskılanmış, içe kapanık ve özgüvensiz çocukların zorbalık yaşadığını söyleyebiliriz. Aile içinde duygu sömürüsüne çok sık maruz kalan veya istekleri/düşünceleri önemsenmeyen çocuklar hayır deme becerisi kazanamadıkları için akran baskısı nedeniyle ciddi zorluk yaşamaktadırlar. “Yemeğini bitirmezsen arkandan ağlar.” “Oyuncaklarını toplamazsan üzülürüm.” “Çok ses yaptığın zaman sinirleniyorum.” Bu cümlelerin benzerlerini sürekli duyan çocuk, kendi isteklerinden ziyade karşıdakinin isteklerini yapmaya ve onu mutlu etmeye veya üzmemeye odaklanacaktır. Anne ve babasına hayır diyemeyen, kendi isteklerini ifade edemeyen çocuk, okul ortamında da kendinden güçlü birini gördüğü zaman onun istediklerini koşulsuz yapmaya başlayacaktır. Sevgisizlik ve değersizlik duygusu da çocuğun her gördüğü kötü muameleyi hak ettiği düşüncesine neden olmaktadır. “Neden arkadaşlarının sana kötü davranmasına izin veriyorsun?” sorusuna “Çünkü ben kötü biriyim, hak ediyorum.” cevabını veren ve bu şekilde düşünen çocuk sayısı az değildir. Akran baskısı ve zorbalığa maruz kalan çocuklar okula gitmek, teneffüse çıkmak istemezler. Boş dersleri sevmezler. Yalnız kalmaktan hoşlanmazlar. Çekingen davranırlar. Yanlış yapma ve alay edilme korkusuyla derste söz almak istemezler. Bir arkadaş grubuna dahil olduklarında yaşadıkları sevinç de çok abartılıdır. Arkadaşları için her şeyi yapmak isterler. Babasının cebinden 100 lira alan bir öğrencinin herkese 5’er lira dağıtıp karşılığında “Beni koru.” demesi yaşadığı zorbalığın acı bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Her iki grup iki uçta gibi görünse de aslında yaşanılan bu olumsuz durumun sebebi ve çözümü birbirlerine çok benzemektedir. Koşulsuz sevgi, değer görme, kendini sevme, kendinde var olan yeteneklerin ve güzelliklerin farkına varma, iletişim becerisi kazanma, kendisinin ve başkalarının sınırlarını bilme gibi kazanımlara sahip olan çocukların yaşamları farklılaşacaktır. Bu değerleri kazanmış çocuklar ne akran baskısı yapacaklar ne de zorbalığa uğrayacaklardır.

Bununla birlikte akran baskısı ve zorbalığa maruz kalan çocuklarda hayır diyebilme, kendini koruma ve savunma becerilerinin de geliştirilmesi gerekir. Aileler tarafından “Aman bize laf söz getirme, bir sorun çıkarma.” diye tembihlerle okula gönderilen çocuklar sırf ailelerine verdikleri söz nedeniyle kendilerini korumak için hamle yapmamaktadır. “Biri sana bir şey yaparsa hemen öğretmenine git.” sözünü de çokça duyarız. Bu söz, çocuğun her problemde şikâyete başvurmasına, yetişkinlerin olmadığı bir ortamda büyük panik yaşamasına ve kendini koruyamamasına neden olmaktadır. Böyle durumlarda çocuğun bir savunma sporuna yönlendirilmesi oldukça faydalı olmaktadır.

Nesillerin sağlıklı yetişebilmesi için başta ailelere ve öğretmenlere çok iş düşmektedir. Çocuğu dinlemek ve duygularını anlamak, yaşadığı problemi kendisinin çözebilmesi için yol göstermek, yaptığı yanlışlarda onu kırmadan, benliğini zedelemeden uyarmak ve doğruyu göstermek, koşulsuz sevmek ve değer vermek çocuğun gıdasıdır.

Kötü çocuk yoktur, hayatı öğrenmeye çalışan çocuk vardır. Bu hayat yolculuğunda çocuğa bilgi, tecrübe ve ahlaki değerler kazandırmak ve çocuğa gıdasını vermek yetişkinlerin en temel vazifesidir.